Burun Estetiğinin Korkulu Rüyası: Tampon

Estetik burun ameliyatları eskisi kadar olmasa bile hala sık yapılan estetik ameliyatlar arasındadır. Ancak ameliyat sonrası iyileşme döneminin göreceli olarak uzun olması ve ağrılı olup olmadığının iyi anlaşılamaması adaylar arasında tereddütler yaratmaktadır.

15-20 yıl önce yapılan estetik burunlarda ameliyat sonrası burun deliklerine tampon konulması nerede ise rutin bir uygulama idi. Bunun birkaç nedeni vardı: Ameliyat sonrası olası burun kanamasını önlemek, eğer burun orta direği (septum) ile oynanmış ise bunun ortada düzgün durmasını sağlamak, kırılan burun kemiklerinin gereğinden fazla ortaya ilerlemesine mani olmak, burun içinde yapışıklıkları önlemek bunlardan bir kaçı idi. Burun içine konulan tamponlar en az 3 gün tutulurdu. Bu süre içinde hasta burundan nefes alamadığı için çok sıkıntı çekerdi. Ayrıca tamponların çekileceği sırada tampon ile burun dokuları arasında yapışıklıklar olduğu için çıkarma işlemi ağrılı ve hatta kanamalı olabilirdi. Burun deliğinden uzun bir şeridin çekilerek çıkartılması görsel olarak hastada uzun süre unutmayacağı psikolojik bir stres olarak hafızasına kaydedilirdi. Özellikle tampon çıkartılma olayını hastaların çevreye biraz da abartarak anlatmaları bir tampon korkusunun efsaneleşmesine yol açmıştır.

Bize estetik burun ameliyatı için başvuran hastaların en çok sorduğu soru buruna tampon konulup konulmayacağıdır. Bunun nedeni daha önce ameliyat olan arkadaşlarından öğrendikleri tampon çekilmesi sırasındaki ağrı korkusudur. Biz “hayır tampon koymayacağız” dediğimizde önce inanmak istememekte sonra da çok rahatlamaktadırlar.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi modern burun estetiği (rhinoplasty) ameliyatlarında artık burun tamponu kullanmaya gerek kalmamıştır. Bunun nedenlerini söyle sayabiliriz: Ameliyatlarda yalnız değiştirilmesi planlanan bölgelere ulaşacak kadar bir kesi yapılmakta ve normal burun dokularına hiç dokunulmamaktadır. Gereksiz hiçbir doku çıkartılmamaktadır. Bu nedenle toplam yaralanmış bölge sınırlı kalmakta ve ameliyat sonrası kanama riski nerede ise yok denecek kadar az olmaktadır. Burunda eğriliğe yol açan orta direk yani septum olabilecek en küçük manevralar ile düzeltilmekte ve yapısı mümkün olduğu kadar korunmaktadır. Septum ile ciddi düzeyde oynanmış ise iki tarafına silikondan yapılmış son derece yumuşak ve tahriş yapmayan bir veya iki mm kalınlığında plaklar yerleştirilmektedir. Bu silikon plaklar baskı ve tahriş yapmadıkları için yerleştirildikleri yerde haftalarda hiç sıkıntı yaratmadan kalabilmektedir. Çok ince oldukları için burun deliği daralmamaktadır. Nefes almada hiç zorluğa yol açmadıkları gibi burun temizliğinin yapılmasına engel de olmamaktadırlar. Burun perdesinin (septum) kenarlarını kapattıkları için burun içi yapışıklıklara engel olmaktadırlar. Hasta burnunda silikon bir plağın varlığını hissetmediği gibi çıkarılırken de hiç bir acı duymamaktadır.

Ayrıca bu silikon plakların burunda ciddi eğriliği olan sınırlı sayıda hastada kullanıldığına da vurgu yapmakta yarar vardır. Estetik burun ameliyatı geçiren hastalarımızın büyük çoğunluğunda ameliyat sonrası burun deliklerini açık bırakmakta ve içeriye hiçbir şey koymamaktayız.

Özetleyecek olursan burun estetiği düşünen ve burun tamponundan korkan hastalarımıza iyi haberlerimiz var. Genel olarak estetik burun ameliyatı sonrası burun deliklerini açık bırakıyoruz. İhtiyaç duyan sınırlı sayıda hastada ise burun içine yumuşak silikon plakalar yerleştiriyoruz. Hasta bu plakaların varlığını hissetmediği gibi çıkartılırken de hiçbir acı duymamaktadır.

Günümüzde rhinoplasti ameliyatları ve sonrası artık ağrısız diyebileceğimiz kadar rahat geçmektedir.

Silikon plakaların ne olduğunu ve nasıl çıkartıldıklarını izlemek isterseniz bu videoyu tıklayabilirsiniz: (Video izle)

Yüze yağ dolgusu

Çeşitli dolgu maddelerinin (Restylane, Juvaderm vs.) yüzde dolgu olarak kulanımı oldukça iyi bilinmektedir. Ancak kişinin kendi yağ dokusunun yüz dolgusu olarak kullanılması pek bilinmemektedir. Bu mükemmel dolgu maddesi ile ilgili bilgi edinin:

Dolgu Yüz Germe Yerine Geçer mi?

Yüzdeki kırışıklık ve deri altındaki bazı boşlukları düzeltmek için dolgu kullanılması fikri çok eskidir. Bu amaçla kullanılmak üzere FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi) tarafından izin verilen ilk madde ZYDERM’dir. 1981 de piyasaya sürülen bu maddeyi 1985 te ZYPLAST ve 1988 de FIBREL isimli maddeler izlemiştir. Bu maddelerin hepsi kollajen içermektedir ve enjekte edilebilir bir yapıdadırlar. Ancak bu kollajen sığır derisinden üretildiğinden bazı bünyelerde ciddi allerjilere yol açabilmekte idi.

Daha sonraki yıllarda insan vücudunda bulunan hiyalüronik asid (Hyaluronic Acid) içeren maddeler üretilmeye başlandı. İlk piyasaya sürüleni 2003 yılında onay alan Restylane’isimli maddedir. Enjekte edilebilen ve jöle kıvamında olan bu madde allerji ve vücudun kabul etmesi yönünden sığır kollajeninden çok daha güvenli idi ve yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra Poly-L-Lactic Acid (PLLA) isimli yeni bir ürün bulundu ve 2004 yılında onay alarak SCULPTRA ticari adı ile satılmaya başladı.

Takip eden yıllarda pek çok yeni ürün değişik isimler altında piyasada görünmeye başladı ve günümüzde FDA onayı olan ve olmayan çok sayıda dolgu maddesi dünyanın her tarafında üretilmekte ve satılmaktadır.

Yukarıda saydığımız bütün dolgu maddeleri enjekte edildikleri bölgede zaman içinde vücut tarafından tamamen eritilip yok edilmektedirler. Bunun hem iyi hem de kötü tarafları vardır. İyi tarafı istenmeyen bir etki yaptıklarında eridikleri için bu istenmeyen etki de zamanla azalıp kaybolmaktadır. Kötü tarafı ise belli aralıklarlar sürekli olarak tekrar uygulanmaları gereğidir. Tüm çalışmalara karşın geçici dolgu maddelerinin ömrü genel olarak bir yıldan daha az olmaktadır. Hatta tekrarlayan enjeksiyonlardan sonra kalıcılık süresi daha da kısalmaktadır.

Günümüzde piyasada erimeyen kalıcı dolgular da satılmaktadır. Örnek olarak polymethylmethacrylate küreleri, kollajen ve lokal anestetik içeren ARTEFILL isimli maddeyi verebiliriz. 2006 yılında onay almasına karşın çok yaygınlaşamamıştır. Bunun en önemli nedeni bu maddelerin enjeksiyonundan sonra eğer istenmeyen bir durum veya görünüm ortaya çıkar ise bu maddelerin temizlenmesinin çok güç hatta imkansız oluşudur. Özellikle iltahap yaptıkları zaman uzun süren akıntılara ve sonuçta istenmeyen izlere neden olabilmektedirler.

Bütün bu teknik bilgilerden sonra dolgu maddelerinin neden ortaya çıktığını inceleyelim. Yaşlılıkta özellikle deride kırışıklık, çöküntüler ve sarkmaların olduğunu herkes bilmektedir. Uzun yıllar yüzdeki kırışıklıkları gidermenin en yaygın yolu yüz germe yani derinin gerilmesi ameliyatları olmuştur. Yüz germe ameliyatları uzun süren masraflı ve az da olsa komplikasyon yani istenmeyen sonuçları olan ameliyatlardır. Sarkmalarda çok iyi sonuç vermesine karşın bazı kırışıklıkların ve çöküntülerin düzeltilmesinde yetersiz kalabilmekte idiler. Oysa dolgu maddeleri enjektör ile çekilip verilmeye hazır jöle kıvamında maddelerdir. Uygulanmaları için özel bir ameliyathane gerekmez. Herhangi bir muayene koltuğu veya masasında ek bir işlem gerektirmeden enjekte edilebilir ve akabinde hasta yürüyerek işine gidebilir. Enjektörlerin iğneleri çok ince olduklarından genellikle ağrısız olarak yapılabilirler ve usta ellerde yapıldıkları yerde kanama veya morluğa neden olmazlar. Derinin en alt tabakasına yapıldıklarında deride bir şişme yaparlar ve bu da kırışıklıkların gerilerek kaybolması veya azalmasına neden olur. Ayrıca dudak bölgesine dolgunluk sağlamak için de yapılabilirler.

Dolgu maddelerinin bu kırışıklık azaltıcı etkileri yüz germe ameliyatlarını nasıl etkiledi? Özellikle alt gözkapağı estetiğinde yanaktaki yağların erimesi ve aşağı sarkması gözkapaklarını yaşlı göstermektedir. Oysa yanakların doldurulması göz kapaklarını daha çukurda bırakmakta ve torbalı görünüm dolaylı olarak ortadan kalkmaktadır. Gözkapaklarına dolgu yapılması bir ameliyattan çok daha kolaydır. Ancak şunu da unutmamak gerekir: İleri derecede sarkmaları olan bir yüzde dolgu maddeleri gevşemiş ve sarkmış bir deriyi gergin bir hale getiremez. Bunun için mutlaka derinin fazla kısımlarının kesilerek alınması lazımdır ve bu da ancak yüz veya gözkapağı germe ameliyatları ile yapılabilir.

Günümüzde biz Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahlar artık dolgu ve germe ameliyatlarını birleştirerek daha küçük kesi ve izler bırakarak yüz ve gözkapağı güzelliğini sağlayabilmekteyiz. Dolgu maddesi olarak da kişinin kendi yağının kullanılması giderek daha popüler olmaktadır. Dolguların küçük şişelerde çok küçük miktarlarda satılmasına karşın genellikle en zayıf kişilerde bile yüze yetecek kadar yağ bulunabilmektedir. Genel inanışın aksine iyi ellerde yapıldığı takdirde yağ dolguları kalıcı olmaktadır ve yan etkileri diğer bütün ticari dolgulardan daha azdır.

Prof. Dr. Ege Özgentaş arasıra hiyalüronik asid dolgusu kullanmasına karşın hastalarında genel olarak yağ dolgusunu tercih etmektedir.

Burun Estetiği Güncelleniyor

Hala dünyada en sık yapılan estetik ameliyatların başını çeken burun estetiği ciddi bir değişim geçirmektedir. Dünyada estetik cerrah sayısının artması ve burun ameliyatlarının ucuzlayarak yaygınlaşması güzel burun anlayışını da değiştirmiştir. Eskiden yalnız ayrıcalıklı kişilerin yaptırabildiği abartılı burun ameliyatları “farkedilme”, “dikkati çekme”, “sınıf göstergesi” gibi mesajlar vermeye yönelik iken günümüzde “farkedilmeden doğal ve güzel görünme” anlayışı ile yaptırılmaktadır. Toplum doğal olmayan komik görüntüler ile “statü kazanılmayacağını” öğrenmeye başladı.

Aşağıda Prof. Dr. Ege Özgentaş ile burun estetiği üzerine yapılan bir söyleşinin videosu bulunmaktadır.

Gıdı Bölgesi Estetiği

Gıdı (veya Gıdık) Nedir?

Gıdı estetiğini anlayabilmek için önce bu kavramın ne olduğuna bakalım. Çene altı ile boyun arasında dik açılı bir geçiş olmalıdır. Yani çene altı düz olmalı ve boyun ile köşe yaparak birleşmelidir. Çeşitli nedenler ile çene altı dolgunlaşır ise boyuna birleştiği bölge tam olarak belli olmayan yumuşak eğimli bir geçiş gösterir. Çene altının dolgun ve sarkık olmasına halk arasında gıdı veya gıdık adı verilir. Bu terim normalde olmaması gereken istenmeyen bir durumu ifade etmek için kullanılır. Örneğin: “gıdısı var”.

Nasıl oluşur?

Genel olarak çene altında dolgunluk olmamalı ve burası düz olmalıdır. Bu bölgenin dolgun ve sarkık görünmesinin başlıca nedenleri şunlardır:

Kilo fazlalığı

Çene altında biriken fazla yağlar boyun ve çene ucu arasındaki açıklığı kapatır ve gıdık oluşturur.

Deri sarkıklığı

Aşırı kilo verme sonrası daha önce dolgun olan çene altı bölgesi boşalsa bile deri esnekliğini kaybetmiş ise tekrar eski gerginliğine dönemez ve sarkık olarak kalır. İçi boş bile olsa bu sarkık deri gıdı görüntüsü yaratır.

Çene ucunun geride olması

Çene ucu olması gereken yerden daha geride ise boyun ile çene ucu arasındaki mesafe kısalır ve bu da çene altı-boyun geçişinin dik açılı değil yumuşak eğimli olmasına yol açar. Ortaya çıkan görüntü gıdı olarak değerlendirilir.

Estetikteki önemi nedir?

Genç ve güzel kişilerde gıdı olmamalıdır. Yani çene altı ile boyun birbirine dik açı yaparak birleşmelidir. Bu geçişin yumuşak bir eğimle olması daha çok yaşlılıkta görülür ve estetiği bozar. Güzel bir boyun görüntüsüne sahip olmak için gıdığın giderilmesi yani çene altının dolgun değil düz olması gereklidir. Genç kişilerde bile gıdı var ise bu estetik açıdan dezavantaj yaratır.

Nasıl tedavi edilir?

Teorik olarak hemen herkes gıdı tedavisinin içi boşaltılarak yapılması gerektiğini düşündüğü için bu tedavi “gıdı aldırma” ismi ile anılır. Bunu sağlamak için pek çok egzersiz veya masaj tanımlanmıştır. Ancak bunların hiçbirinin yararı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Gıdık tedavisi için bilinen yöntemleri söyle özetleyebiliriz:

Yağların eritilmesi

Çene altı yağlarını eritmek için çeşitli ürünler internet ve başka medya kanalları ile satılmaktadır. Ancak bunların hiçbirinin etkisi bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Deoksikolik asid (deoxycholic acid) ve benzeri maddeler safra içinde mevcuttur ve görevleri yağları eritmektir. Bu maddelerin enjekte edildikleri bölgelerde yağları erittikleri bilinmektedir. Ancak zararları tam olarak değerlendirilemediği için şu an bunların yaygın olarak kullanılmaları sakıncalıdır. Zaten şu ana kadar yalnız ABD ve Kanada’da gıdı yağları eritilmesinde kullanılmak üzere izin almış iki ticari ilaç vardır ve bunlar şimdilik başka ülkelerde satılmamaktadır. Ayrıca kullanımları yeni olduğu için ne kadar başarılı oldukları konusunda yeterli bilgi yoktur.

Yağların emilerek alınması

Liposuction yani yağların emilerek alınması gıdı tedavisinde en sık uygulanan yöntemdir. Ancak deri sarkıklığında fazla yarar sağlamaz. Ayrıca derin bölgelerdeki yağların bu yöntemle alınması her zaman mümkün olmayabilir.

Yağların açık ameliyat ile alınması

En eski ve en iyi sonuç veren ameliyattır. Ancak liposuction işlemine göre daha büyük bir işlemdir. Çene altından küçük bir bölgeden girilerek deri kaldırılır ve alttaki yağlar gözle görünerek gerektiği kadar traşlanır.

Geride olan çene ucunun uzatılması

Çeşitli nedenler ile gelişen çene ucu geriliği hem estetik olarak görüntüyü bozar hem de gıdı görüntüsü yaratabilir. Bu durumda çene altı yağlarının alınması yeterli olmaz. Çene ucunun da çeşitli yöntemler ile öne doğru uzatılması gerekir. Çene ucu uzayınca boyu ile olan mesafesi artar ve açı aradaki açı daralır.

Çene altı gevşek derinin gerginleştirilmesi

Gıdıyı oluşturan çene altındaki yumuşak ve sarkık deri ise tedavi tamamen farklıdır. Bu durumda derinin gerilmesi lazımdır. Deri çeşitli lazer ve mikrodalga ışınları ile bir miktar sıkılaştırılabilir. Ancak ileri durumlarda uygun bölgelerden fazla derinin çıkartılması gerekir ve bu da ameliyat ile gerçekleştirilir.

Hangi tedavi en iyisi?

Estetik ameliyatlar da tıbbın bir parçasıdır ve tıbbın pek çok bölümünde olduğu gibi sorunlar her zaman çözebilecek hazır bir reçete yoktur. Kişinin ve problemin durumuna bağlı olarak hekim her hasta için ayrı bir karar vermek ve uygulamak zorundadır. Prof. Dr. Ege Özgentaş duruma göre liposuction, açık ameliyat ve askılama yöntemlerini birbiri ile kombine bir şekilde kullanarak gıdı tedavisi yapmaktadır.

Kadınlar Ayaklarını Yılbaşı Partisine Hazırlıyor

Noel Öncesi Ayak Estetiği

Christmas batı kültüründe oldukça önemli bir gündür. Hazırlıkları haftalarca öncesinden başlar ve görkemli kutlamalar yılbaşı olarak da devam eder.

Christmas ve yeni yıl partilerine herkes dikkat çeken kıyafetler ile katılmaya özen gösterirler. Özellikle kadınlar bacaklarını daha çekici göstermek için yüksek topuklu ayakkabıları tercih ederler. Ancak yüksek topuklar ile bütün gece çılgınca dansetmenin bedelini ayakkabılarını çıkardıkları zaman öderler: Terlemiş, şişmiş ve ağrılı ayaklar. Hatta bu durum bazı kadınlarda dansları ve partiyi erken bitirmeye bile yol açabilir.

Noel’e özgü ayak estetiği

Özellikle Avrupa ve Amerika’da bazı kadınlar yüksek topuklu ayakkabıların yol açtığı rahatsızlıkları azaltmak için Noel öncesi ayaklarına estetik yaptırmaktadırlar.

Yüksek topuklar ile uzun süre ayakta kalma ve dansetmenin en belirgin sıkıntısı ayaklardaki terlemedir. Bu hem kötü kokuya hem de deride sürtünme yaralarına yol açar. Ayakların şişmesi de ayakkabının sıkmasına yol açarak rahatsızlık verir.

Botulinum toksini

Botulinum toksini ayak terlemesini azaltır. Toksin ayağın çok terleyen bölgelerinde deri altına enjekte edilir. Batırılan iğnelerin ağrı vermemesi için enjeksiyon öncesi ayak derisine uyuşturucu (anestetik) krem sürülerek beklenir ve böylece iğnelerin ağrısız yapılabilmesi sağlanır. Botulinum toksini terleme giderici etkisini 3 ile 7 gün arasında gösterir ve bu etki en az 3-4 ay devam eder. Bu nedenle Noel partisinden  en az bir hafta önce yapılması önerilir.

Dolgu

Yüksek topukların ikinci bilinen rahatsızlığı ise ayak parmakları ile ayağın birleştiği bölgede görünür. Burası topuklu ayakkabının yere en güçlü bastığı yerdir. Uzun süre hareketli olunduğunda buradaki derin yapılar ayağın diğer bölgelerine göre çok daha fazla basınç altında kaldığında tahriş olarak ağrının ortaya çıkmasına yol açarlar. Bu ağrının azaltılması için en fazla basınç alan bölgelerde deri altına dolgu yapmak ikinci bir yastıkçık oluşmasını sağlar ve baskı hissi ve tahrişi azaltabilir.  Dolgu hazır satılan hiyalüronik asit enjeksiyonları ile yapılabildiği gibi

, kişinin kendi yağ dokusu enjekte edilerek de yapılabilir. Dolgu etkisini yapıldığı andan itibaren göstermeye başlar. Ancak yürürken rahatsızlık vermemesi için en az 2 gün önceden yapılmalıdır. Özellikle ileri yaştaki kadınların ayaklarındaki yastıkçıklar zaman içinde inceldiğinden dolgu çok daha rahatlatıcı olur.

Genellikle dolgu ile botox ayaklara ayni anda yapılır ve daha önce de belirtildiği gibi partiden bir hafta önce yapılması önerilir.

Çağımızda kadınların istekleri estetik ve plastik cerrahinin çalışma alanlarını önemli ölçüde genişletmiştir. Bundan 20 yıl önce bahsedildiğinde gülünç olarak değerlendirilebilecek işlemler günümüzde doğal hale gelmektedir. İleride bunun hiç tahmin edemiyedeğimiz örneklerini görmeye devam edeceğiz.

Burun ameliyatı

Son 10 yıla kadar estetik ameliyat denilince ilk akla gelen burun estetiği ameliyatı oluyordu ve insanlar bunu kısaca “burun ameliyatı” olarak adlandırıyorlardı. Burun ameliyatlarının çok yapılmasının nedeni hangi kültürden olursa olsun ve giyim tarzı nasıl olursa olsun yüz bölgesinin iletişimde önemli bir bölge olmasıdır. Karşımızdaki ile konuşurken gözlerine bakarken farkında olmadan burnunu da incelemekteyiz. Burun şeklinden memnun olmayan kişiler bunu çok iyi farketmekte ve rahatsızlık duymaktadırlar.

Burun ile yüz arasındaki uyumun önemi çok eskiden beri bilindiğinden burun estetiği hemen hemen ilk ortaya çıkan estetik ameliyattır diyebiliriz. Burun ameliyatları önceleri büyük burunların küçültülmesi amacı ile yapılmıştır. Burada amaç iri, geniş, uzun burunların daha küçük hale getirilmesi idi. İlk zamanlarda yapılan burun ameliyatlarında hemen her vakada burun ucunu oluşturan kıkırdaklar kesilerek kısaltılır ve enleri inceltilir, burun sırtındaki kemik alınır ve burun uzunluğu kısaltılırdı. Bu şekilde her hastaya uygulanan ayni teknik bir süre sonra tipik bir “estetikli burun” görüntüsünün oluşmasına yol açıyordu.

Estetik burun ameliyatlarının ilk yapıldığı yıllarda ücretleri oldukça yüksek idi ve yapabilen kişilerin sayısı da azdı. O yıllarda “ameliyatlı burun” görüntüsüne sahip olmak bazıları için bir ayrıcalık idi ve özellikle bu şekilde farkedilmek hoşlarına gidiyordu.

Günümüzde sosyal yaşam hızla değişmekte ve sağlık alanındaki ilerlemeler birçok ameliyatın (estetik burun da buna dahil) daha fazla cerrah tarafından ve daha ucuz olarak yapılabilmesine olanak tanımaktadır. Günümüzde güzellik anlayışı da değişmektedir. Artık herkes tarafından farkedilen ameliyatlı burun görüntüsü eskisi gibi rağbet görmemektedir. Tersine yüze uyumlu ve doğal görünen burunlar tercih edilmektedir.

Doğal güzelliğe dönüş burun ameliyatlarında önemli değişikliklere yol açtı. Eskiden her hastada ayni şekilde kemik ve kıkırdak çıkartarak yapılan ameliyatların yerine hastaya göre düzenlenen ameliyatlar yapılmaya başlandı. Yeni burun estetiği anlayışına göre bir burunda nelerin değişmesi gerekiyor ise yanlız o bölgelere dokunulmaya başlandı. Ayrıca bazı kişilerde kemik ve kıkırdak çıkartma yerine tersine kemik ve kıkırdak ilave edilmeye başlandı. Bazı burunlarda da fazla olan bölgelerden çıkartılan kemik ve kıkırdaklar ihtiyaç duyulan başka kısımlara taşınmaya başlandır. Bu şekilde kişiye göre planlanan burun ameliyatları eskilerine göre daha güzel sonuçlar vermeye başladı.

Gelişen anestezi teknikleri ve yeni aletler ameliyat sonrası sıkıntıları da çok azalttı. Eskiden hemen hemen her burun ameliyatından sonra burun deliklerine tampon konulurken günümüzde burun ameliyatlarında tampon nadir olarak konulmaktadır. Ameliyat sırasında yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelere müdahale yapıldığından yaralanma daha az olmakta bunun sonucu olarak da ameliyat sonrası ağrı çok az olmakta ve iyileşme hızlanmaktadır.

Günümüzde burun ameliyatlarında çok önem verilen bir husus da burun işlevlerini (fonksiyonlarını) bozmamaktır. Burun içindeki her kemik ve kıkırdağın bir görevi olduğu unutulmamalı ve burun iskeleti elden geldiğince korunmalıdır. Burun kıkırdak ve kemiklerinde yapılacak gereksiz çıkartma ve kesmelerin burun görevlerinde ciddi bozukluklar yapma tehlikesi vardır. Biz Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahlar yaptığımız ameliyatlarda güzellik-işlev (fonksiyon) dengesini sürekli korumak zorundayız. Güzel görünmesi uğruna nefes alma işlevi azalmış bir burun nasıl rahatsızlık yaratıyor ise daha iyi nefes aldırmak için burun şeklinin bozulması da ayni derecede rahatsızlık yaratır.

Burun ameliyatları zor ameliyatlar grubundadır. Bunun nedeni ameliyatın tehlikeli veya güç olmasından kaynaklanmamaktadır. Çıkartılacak veya ilave edilecek kıkırdak veya kemikteki bir milimetrelik bir değişiklik çok belirgin görüntü değişikliklerine yol açabilmektedir. Eğitimli her cerrahl burundan kemik veya kıkırdak çıkartabilir. Önemli olan bunları çıkartmak değil ne kadar çıkartılacağına karar vermektir. İşte bu konuda doğru kararın verilebilmesi gerçek bir deneyim ve sanat görüşü istemektedir. Bu deneyimi kazanmak uzun yıllar alabilmektedir.

Son yıllarda çok tartışılan bir konu da burun estetiğini hangi branşın yapmasının uygun olduğudur. Kulak Burun Boğaz anabilim dalı burun bölgesinin hastalıkları ile uğraşmakta ve çeşitli işlevsel ameliyatlar yapmaktadır. Ancak burun estetiği ayrı bir konudur ve Plastik Rekonstrüktif Estetik Cerrahi anabilim dalının işidir. Burun estetiğinde hiçbir hastalığı olmayan sağlıklı bir burun opere edilmektedir ve ameliyat sonrası hem sağlıklı hem de güzel bir burun elde edilmesi beklenmektedir. Bu sanıldığı kadar basit bir iş değildir. Konuya meraklı olanlar bazılarının burun estetiğinden sonra yüzlerine uymayan bir buruna sahip olduklarında yaşadıkları derin hayal kırıklığı ve üzüntüyü çok iyi bilmektedirler. Bunu yaşamamak için doğru hekim seçimi çok önemlidir.

Estetik bir nedenle burun ameliyatı olmak istiyor iseniz Sağlık Bakanlığından Diplomalı bir “Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı”na başvurmanızı öneririz. Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği üyesi olmak hekim seçiminiz için ek bir tercih olmalıdır.

İlgili bağlantılar:

m