Burun ameliyatı
/0 Yorumlar/in Burun Estetiği, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşSon 10 yıla kadar estetik ameliyat denilince ilk akla gelen burun estetiği ameliyatı oluyordu ve insanlar bunu kısaca “burun ameliyatı” olarak adlandırıyorlardı. Burun ameliyatlarının çok yapılmasının nedeni hangi kültürden olursa olsun ve giyim tarzı nasıl olursa olsun yüz bölgesinin iletişimde önemli bir bölge olmasıdır. Karşımızdaki ile konuşurken gözlerine bakarken farkında olmadan burnunu da incelemekteyiz. Burun şeklinden memnun olmayan kişiler bunu çok iyi farketmekte ve rahatsızlık duymaktadırlar.
Burun ile yüz arasındaki uyumun önemi çok eskiden beri bilindiğinden burun estetiği hemen hemen ilk ortaya çıkan estetik ameliyattır diyebiliriz. Burun ameliyatları önceleri büyük burunların küçültülmesi amacı ile yapılmıştır. Burada amaç iri, geniş, uzun burunların daha küçük hale getirilmesi idi. İlk zamanlarda yapılan burun ameliyatlarında hemen her vakada burun ucunu oluşturan kıkırdaklar kesilerek kısaltılır ve enleri inceltilir, burun sırtındaki kemik alınır ve burun uzunluğu kısaltılırdı. Bu şekilde her hastaya uygulanan ayni teknik bir süre sonra tipik bir “estetikli burun” görüntüsünün oluşmasına yol açıyordu.
Estetik burun ameliyatlarının ilk yapıldığı yıllarda ücretleri oldukça yüksek idi ve yapabilen kişilerin sayısı da azdı. O yıllarda “ameliyatlı burun” görüntüsüne sahip olmak bazıları için bir ayrıcalık idi ve özellikle bu şekilde farkedilmek hoşlarına gidiyordu.
Günümüzde sosyal yaşam hızla değişmekte ve sağlık alanındaki ilerlemeler birçok ameliyatın (estetik burun da buna dahil) daha fazla cerrah tarafından ve daha ucuz olarak yapılabilmesine olanak tanımaktadır. Günümüzde güzellik anlayışı da değişmektedir. Artık herkes tarafından farkedilen ameliyatlı burun görüntüsü eskisi gibi rağbet görmemektedir. Tersine yüze uyumlu ve doğal görünen burunlar tercih edilmektedir.
Doğal güzelliğe dönüş burun ameliyatlarında önemli değişikliklere yol açtı. Eskiden her hastada ayni şekilde kemik ve kıkırdak çıkartarak yapılan ameliyatların yerine hastaya göre düzenlenen ameliyatlar yapılmaya başlandı. Yeni burun estetiği anlayışına göre bir burunda nelerin değişmesi gerekiyor ise yanlız o bölgelere dokunulmaya başlandı. Ayrıca bazı kişilerde kemik ve kıkırdak çıkartma yerine tersine kemik ve kıkırdak ilave edilmeye başlandı. Bazı burunlarda da fazla olan bölgelerden çıkartılan kemik ve kıkırdaklar ihtiyaç duyulan başka kısımlara taşınmaya başlandır. Bu şekilde kişiye göre planlanan burun ameliyatları eskilerine göre daha güzel sonuçlar vermeye başladı.
Gelişen anestezi teknikleri ve yeni aletler ameliyat sonrası sıkıntıları da çok azalttı. Eskiden hemen hemen her burun ameliyatından sonra burun deliklerine tampon konulurken günümüzde burun ameliyatlarında tampon nadir olarak konulmaktadır. Ameliyat sırasında yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelere müdahale yapıldığından yaralanma daha az olmakta bunun sonucu olarak da ameliyat sonrası ağrı çok az olmakta ve iyileşme hızlanmaktadır.
Günümüzde burun ameliyatlarında çok önem verilen bir husus da burun işlevlerini (fonksiyonlarını) bozmamaktır. Burun içindeki her kemik ve kıkırdağın bir görevi olduğu unutulmamalı ve burun iskeleti elden geldiğince korunmalıdır. Burun kıkırdak ve kemiklerinde yapılacak gereksiz çıkartma ve kesmelerin burun görevlerinde ciddi bozukluklar yapma tehlikesi vardır. Biz Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahlar yaptığımız ameliyatlarda güzellik-işlev (fonksiyon) dengesini sürekli korumak zorundayız. Güzel görünmesi uğruna nefes alma işlevi azalmış bir burun nasıl rahatsızlık yaratıyor ise daha iyi nefes aldırmak için burun şeklinin bozulması da ayni derecede rahatsızlık yaratır.
Burun ameliyatları zor ameliyatlar grubundadır. Bunun nedeni ameliyatın tehlikeli veya güç olmasından kaynaklanmamaktadır. Çıkartılacak veya ilave edilecek kıkırdak veya kemikteki bir milimetrelik bir değişiklik çok belirgin görüntü değişikliklerine yol açabilmektedir. Eğitimli her cerrahl burundan kemik veya kıkırdak çıkartabilir. Önemli olan bunları çıkartmak değil ne kadar çıkartılacağına karar vermektir. İşte bu konuda doğru kararın verilebilmesi gerçek bir deneyim ve sanat görüşü istemektedir. Bu deneyimi kazanmak uzun yıllar alabilmektedir.
Son yıllarda çok tartışılan bir konu da burun estetiğini hangi branşın yapmasının uygun olduğudur. Kulak Burun Boğaz anabilim dalı burun bölgesinin hastalıkları ile uğraşmakta ve çeşitli işlevsel ameliyatlar yapmaktadır. Ancak burun estetiği ayrı bir konudur ve Plastik Rekonstrüktif Estetik Cerrahi anabilim dalının işidir. Burun estetiğinde hiçbir hastalığı olmayan sağlıklı bir burun opere edilmektedir ve ameliyat sonrası hem sağlıklı hem de güzel bir burun elde edilmesi beklenmektedir. Bu sanıldığı kadar basit bir iş değildir. Konuya meraklı olanlar bazılarının burun estetiğinden sonra yüzlerine uymayan bir buruna sahip olduklarında yaşadıkları derin hayal kırıklığı ve üzüntüyü çok iyi bilmektedirler. Bunu yaşamamak için doğru hekim seçimi çok önemlidir.
Estetik bir nedenle burun ameliyatı olmak istiyor iseniz Sağlık Bakanlığından Diplomalı bir “Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı”na başvurmanızı öneririz. Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği üyesi olmak hekim seçiminiz için ek bir tercih olmalıdır.
İlgili bağlantılar:
- Burun Estetiği
- Burun estetiğindeki yenilikler
- Estetik burun ameliyatı sonrası ağrı
- Burun estetiğinde yağ dolgusunun yeri
- Burun estetiği kimlere yapılmalı
- Burun Estetiğinde Türk Lokumu Yöntemi
- Burun Estetiği Hakkında Sık Sorulan Sorular
- Burun kıkırdak eksikliği
- Burun Estetiğinin Korkulu Rüyası: Tampon
- Burun Estetiği Güncelleniyor
Ameliyatsız yüz germe güvenli mi?
/0 Yorumlar/in Askılama, Blog, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşSon yıllarda “ameliyatsız estetik”, “yemek molası estetiği”, “balık kılçığı ipler”, “örümcek ağı” vs gibi isimler altına anılan ameliyathaneye gerek olmadan ayaktan yapılan ve dikiş atılmayan yüz germeler giderek artmakta ve ilgi çekmektedir. Bütün bu estetiklerde ana işlem muayenehane ortamında lokal anestezi ile bazı özel ipliklerin deri altından geçirilerek yanak ve boyun gibi bölgeleri gerdirmeleridir. Bu işte kullanılan özel ipliklerin önemli bir kısmı kalıcı maddelerden yapılırken bir kısmı da zamanla eriyen maddelerden yapılmaktadır.
Güvenli ellerde yapıldıklarında başlangıçta güzel sonuçlar verebilen bu işlemlerin uzun dönem sonuçları henüz tam değerlendirilememiştir. Pek çok estetik cerrah elde edilen germe işleminin çok az düzeyde olduğu ve bu etkinin bir süre sonra tamamen kaybolduğu görüşündedir (Prof. Dr. Ege Özgentaş da ayni görüştedir).
Pratikte bu tip iğneli ipler ile yapılan işler (üretici firmaların da gayreti ile) çok sayıda pratisyen hekim, dermatolog ve çeşitli branşlardaki hekimler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Hastalara da bu işlemin zararsız olduğu söylenmektedir.
Ancak durum biraz farklıdır. Her ne olursa olsun uzun bir ipin iğne ile deri altına yerleştirilmesi bir cerrahi işlemdir ve herkesin bildiği gibi iğne damara gelirse kanatır ve sinire değerse zedeler. Ayrıca her bünye farklı olduğundan bir süre sonra (bu yıllar sonra bile olabilir) bu yabancı cisimler en azından iltahap ve akıntı başta olmak üzere çeşitli istenmeyen etkiler yaratabilir. Bütün bunlar göz önüne alındığında bu işlemi yapan hekimlerin istenmeyen sonuçlar çıktığında bunlar ile de baş edebilecek bilgi ve beceride olması şarttır. İşin kötü tarafı içeri konulan yabancı cisimler sorun çıkarttığında çoğu zaman tek tedavi bunların geri çıkartılmasıdır ve bu da ciddi bir cerrahi işlemdir. Ayrıca bu iplerin sonradan çıkartılmaları konulmalarından çok daha zordur.
Şu anda sonuçları tam olarak değerlendirilememiş olan ameliyatsız, iplikle yapılan yanak ve boyun germe gibi işlemler ileride mutlaka daha başarılı sonuçlar verecek şekilde tasarlanacaktır. Ancak günümüzde bu uygulamaları diplomalı Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanlarına yaptırmanızı öneririz. Bu şekilde istenmeyen sonuçların daha sorunsuz tedavi edilmelerine olanak sağlarsınız.
İstenmeyen bir aksilik ile sonuçlanmış olan bir iplikle germe hastasının nasıl tedavi edildiğini aşağıdaki videoda izleyebilirsimiz:
Dolgu maddelerinin kalıcılığı uzatılabilir mi?
/0 Yorumlar/in Botulinum_toksini, Dolgu, Genel, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşVücuda yabancı olmayan maddelerden hazırlanan ticari dolgular yüz estetiğinde önemli bir ufuk açmıştır. Ancak bir süre sonra tamamen yok olmalarının önüne geçilememektedir. Ayrıca nadir de olsa arasıra istenmeyen etkilerinin de olması sakınca yaratabilmektedir.
Bazı estetik cerrahların hastalarına dolgunun etki süresini uzatacak bazı maddeler bildiklerini ve bunları da dolgu ile birlikte yapmayı önerdikleri bilinmektedir. Genel olarak ne oldukları açınlanmayan bu “gizli” yardımcı maddeler neler olabilir?
Dolgunun etkisini uzattığı iddia edilen maddelerin başında botulinum toksini gelmektedir. Deneyimli cerrahların gözlemleri bunun doğru olmadığını göstermiştir. Ayrıca hem botox hem de dolgu maddeleri (hiyaluronik asid ve laktic asid) ile yapılan bilimsel çalışmalarda böyle bir bulguya rastlanmamaktadır.
Botulinum toksini yalnızca kasları hareketsizleştirerek etki eder. Dolgu maddelerinin etkisinin kaybolmasının mekanizması tamamen farklıdır. Zamanla yok olan dolgular hiyaluronik asid ve laktik asid gibi vücut tarafından bilinen maddelerden üretilir. Zararsız olmalarının en önemli nedeni budur. Ama bir süre sonra kişinin vücudu bu maddenin içeride değil de farklı bir yerde yapıldığını anlamakta ve sonunda onu ufak ufak parçalara ayırıp tamamen eriterek yok etmektedir. Bu mekanizma dolgunun hareketli veya hareketsiz bir gölgede olmasına bakmaksızın çalışmaktadır. Örnek verecek olursak yanak bölgesinde kemiğin hemen üstü hareketli bir bölge değildir. Ancak buraya yapılan dolgular da zamanla erimektedir.
Adı verilmeden kullanıldığı iddia edilen diğer madde veya ilaçların da dolgunun yok edilmesine herhangi bir etkisinin olmadığı çok büyük bir olasılıktır.
Öyleyse bazı estetik uzmanları neden böyle bir yola başvuruyorlar? Bunun en önemli nedeni başkalarına göre ayrıcalıkları olduğu izlenimi vermek istemeleridir. İkinci neden ise bir yerine iki farklı işlem yaptıklarını öne sürerek daha fazla maddi kazanç sağlama arzularıdır.
İyi yetişmiş bir estetik cerrah dolgu ile çok iyi sonuçlar alabilir ve bunu belli aralıklar ile tekrarlayarak hastasını yıllarca memnun edebilir. Ama dolguların geçici olması hem hekim hem de hastalarda ister istemez bir rahatsızlık yaratmaktadır. Günümüzde kalıcı dolgu olarak kişinin kendi yağının kullanılması giderek kabul gören bir uygulama olmaktadır. Tek sakıncası bu işlemin dolgu gibi muayenehanede değil bir ameliyathanede yapılıyor olmasıdır. Bu da bir masraf yaratmaktadır. Ancak uzun dönemde düşünüldüğünde yağ enjeksiyonu ile alınan sonuçlar kalıcı olduğundan dolgu maddelerinden daha ucuza gelmektedir.
Prof. Dr. Ege Özgentaş hastalarında dolgu maddesi olarak yalnız kişinin kendi yağını kullanmaktadır ve insan vücudunda zaruri olmadığı sürece yabancı maddelerin kullanılmaması görüşündedir.
Botoks bir tıbbi işlem midir?
/0 Yorumlar/in Blog, Botulinum_toksini/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşBotulinum toksini uygulamaları giderek artmaya devam ediyor. Bu uygulamayı tıp doktorları kadar tıp doktoru olmayan yardımcı sağlık personeli hatta sağlık personeli olmayanlar da yapıyor.
Geçenlerde magazin televizyonlarından birinde kuaförler arasında bir yarışma programı gösteriliyordu. Bir kuaför saçını şekillendirdiği müşterisinin saçlarını tarif ederken “saçlar biraz canlılığını kaybetmiş, botox uygulayarak saçları canlandıracağım” ifadesini kullandı. Tesadüfen tanık olduğum bu ifade beni hayrete düşürdü. Bir kuaför botox’u saçlarda nasıl ve ne amaçla kullanabilir di? Bildiğim kadarı ile botulinum toksininin saçları kuvvetlendirici bir etkisi gösterilmemişti. Ama bu ifade şunu açıkça belirtiyordu: Botox bir ilaç veya tibbi madde değil, yüz güzelleştirme kremi veya saç şampuanı gibi herkesin kullanabileceği sıradan bir madde olarak algılanıyordu.
Ayni algının hastalarda da olduğunu farketmekteyim. Özellikle kadınlar saçlarına şekil verdirir gibi yüzlerine botox yapılmasını istemektedirler. Bunu en somut olarak bana botox isteği ile başvuran bir hastada gözlemledim. Hasta daha önce değişik kişilere birçok kez botox yaptırmış. Bu kez de tesadüfen bana başvurmuş. İlk kez gördüğüm ve sağlık durumu konusunda hiçbir bilgim olmadığı için bütün hastalarımıza rutin olarak sorduğumuz sağlık sorularını (guatr, astım, tansiyon, şeker, kalp hastalığı var mı, sigara alkol kullanıyor mu? vs.) sormaya başladım. Birden asabileşen hasta “sanki ben size ameliyat olmaya geldim, alt tarafı bir botox yaptıracağım” diyerek ayağa kalktı ve odamı terkederek gitti.
Hasta haklı mı, değil mi ? bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var. Bir hekim ve bir cerrah olarak bana başvuran her kişi tıbben bir hastadır ve benim yaptığım her işlem (estetik amaçlı olsun veya olmasın) bir tıbbi tedavidir. Bizler (en azından ben Prof. Dr. Ege Özgentaş) asla gelen bir hastaya adını bile sormadan botox istiyor diye botox yapmamalıyız. Botox bir tıbbi işlemdir ve hekimler tarafından yapılmalıdır.
Botulinum toksini uygulaması tehlikeli ve zararlı etkileri olan bir işlem midir? Hayır. Doğru ellerde yapıldığı zaman botox son derece güvenli bir işlemdir. Ancak kasları felç ederek etki eder. Göz kapakları civarında nadir olarak üst gözkapağı düşmesine (pitoz yani üst gözkapağının düşmesi ve tam açılamaması) neden olabilir. Bu durum geçici de olsa istenmiyen bir durumdur. Boyundaki çizgilerin düzeltilmesi için de botulinum toksini kullanılmaktadır. Yanlış yere verildiğinde yutkunmada veya soluk almada sorunlar yaratabilir ki bu geçici de olsa ciddi bir durumdur.
Bazı hekimler botulinum tolsinini kafa derisinde de kullanmaktadırlar. Ama burada amaç yukarıda bahsettiğim yarışmacı kuaförümüzdeki gibi saçları güçlendirmek değil saçlı derideki terlemeyi azaltmaktır. Bazı hanımlar daha az terliyerek saçlarının daha uzun süre bakımlı kalmasını arzuladıkları için bunu istemektedirler. Herhalde bu hanımların kuaförlerine yaptıkları masraf botox tan daha pahalı olduğu için bu yola başvurmaktadırlar.
İşin magazin tarafını bir yana bırakırsak botox tıbbi bir işlemdir. Her yeni hastada yeni bir şişe açılmalı ve kullanılan botulinum toksininin markası ve son kullanma tarihi kişiye gösterilmelidir (Türkiye’de iki ayrı yasal botulinum toksini markası satılmaktadır). En iyisi tamamı kullanıldıktan sonra ambalaj ve flakonun hastaya verilmesidir. Hekim her hastasına kayıt açmalı ve hangi tarihte hangi bölgeye kaç ünite botox yaptığını titiz olarak kaydetmelidir. Hastalar da bundan rahatsızlık duymak yerine mutlu olmalı ve kendilerini daha güvende hissetmelidirler.
Burun Estetiği Hakkında Sık Sorulan Sorular
/0 Yorumlar/in Burun Estetiği, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşBurun estetiği hala dünyanın bir çok ülkesinde en sık yapılan estetik ameliyatlar arasında yer almaktadır. Bu operasyonu geçirenler deneyimlerini arkadaşları ile paylaşmakta ve konuya ilgi duyanlar bu paylaşımları kulaktan kulağa yayarak birbirlerini bilgilendirmeye çalışmaktadırlar.
Ameliyat olanlar kadar ameliyat olanların arkadaşlarının kendi duyguları ve gördüklerini paylaşmaları da önemli bir fikir havuzu oluşturmaktadır. Ancak bu fikir ve görüşler ne kadar doğruları temsil etmektedir?
Pek çok kişi yeni burun ameliyatı geçirmiş biri ile karşılaştığında burun üzerindeki alçı ve bandajlar ile göz çevresindeki morlukları gördüğünde kişinin büyük bir ızdırap içinde olması gerektiğini düşünmekte bazıları sırf bu görünü yüzünden ameliyat olmaktan vazgeçebilmektedir.
Prof. Dr. Ege Özgentaş estetik burun ameliyatlarındaki 30 yılı aşkın deneyimi ile burun estetiği hakkında hastalarının en sık sorduğu soruları ve kendisinin verdiği yanıtları aşağıda söyle özetlemektedir:
Burun estetiği ne kadar ağrılıdır?
Ameliyat sonrası ağrı genellikle kesilen ve kırılan dokuların miktarı ile doğru orantılıdır. Ameliyat sırasında ne kadar az doku hasar görmüş ise ameliyat sonrası ağrı o kadar daha az olacaktır. Eskiden bütün burun ameliyatlarında standart (yani önceden belirlenmiş ve hemen hemen herkeste ayni olan) bir teknik kullanılmakta idi. Her ameliyatta burnun derisi geniş olarak kemik ve kıkırdaklardan ayrılmakta, septum denilen burnun orta direğinin kıkırdakları etrafındaki mukoza denilen örtüden sıyrılarak serbest hale getirilmekte ve ucu ile sırtı traşlanmakta, herkeste burun ucunu oluşturan kıkırdaklar önemli ölçüde inceltilmekte ve burun orta kısmını oluşturan kıkırdakların da hem uç kısımları hem de üst kısımları traşlanmakta idi. Burun kemikleri törpülenir veya düzeltilirken alt taraflarını kaplayan örtü (tıp dilinde mukoza adı verilir) genellikle zedelenmekte ve yırtılmakta idi. Bütün bu yaralanmalar ameliyat sonrası bir miktar ağrı oluşturmakta idi. Son 10 yılda burun estetiğinde önemli değişmeler oldu. Artık burun ameliyatları en az kesi ve en az zedelenme ile yapılmaktadır. Ameliyat öncesi burunda hangi kısımların değişirilmesi gerektiği ameliyat öncesi belirlenmekte ve ameliyatta yalnız bu bölgelere ulaşmaya yetecek kadar küçük kesiler yapılmaktadır. Gereksiz yere bütün burun yapılarının orijinal konumları ve bağlantıları bozulmadığından ameliyat sonrası yok denecek kadar az bir ağrı olmaktadır. Prof. Dr. Ege Özgentaş’ın hastalarının önemli bir kısmı ameliyattan sonra ağrı kesici kullanmaya gerek duymadıklarını belirtmektedirler. Dr. Özgentaş da hastalarına ağrı duymadıkları takdirde ağrı kesici kullanmamalarını önermektedir. Günümüzde burun estetiği pratik olarak ağrısız veya çok az ağrılı bir ameliyat konumundadır.
Ameliyat sonrası burun ucunun düştüğü söyleniyor doğru mu?
Pek çok kişi ameliyat sonrası burun ucunun kalkık görünmesini ister. Burun ucunda yapılan işlemler başlangıçta belirli bir kalkıklık sağlar. Ancak alt yapı iyi ayarlanmamış ise ameliyat sonrası erken dönemde kalkık görünen burun ucu birkaç hafta sonra şişlerin inmesi ile gerçek şeklini alır. Bu son şekil hastanın istediği gibi değil ise genellikle “başlangıçta burun ucum güzeldi ama sonra düştü” şeklinde ifade edilir. Burada düşme kalkık olan burun ucunun daha inik bir hale gelmesi anlamında kullanılmaktadır. Ameliyattan bir süre sonra burun ucunun kalkıklığının önemli ölçüde azalmasının en büyük nedeni ameliyat planlamasının veya uygulamasının iyi yapılmamasıdır. Güzel yapılmış burunlarda şişler indikten sonra bile burun şekli güzelliğinden bir şey kaybetmez. İyi planlanarak şekillendirilen burun ucu zamanla düşmez.
Ameliyat sonrası buruna neden alçı ve bandaj yapılmaktadır?
Bir eklemimiz burkulduğunda şiştiğini hepimiz farketmişizdir. Ayni şekilde yüzümüze darbe aldığımızda da o bölge şişer. Her yaralanan bölgede belli miktarda vücut sıvısı toplanır. Buna ödem adı verilir. Burun ameliyatı sonrası da deri ile kemik ve kıkırdaklar arasında sıvı toplanması olur. Özellikle yumuşak olan gözkapakları buruna komşu oldukları için buradaki şişme kolaylıkla gözkapaklarında yayılır ve görünür bir şişlik bazan da morluk (tıp dilinde ekimoz adı verilir) oluşturur. Burun sırtına konulan bandaj mekanik baskı etkisi ile deri altındaki boşluğu azaltır ve şişmeyi bir miktar önler. Burun estetiğinde genellikle burun kemiklerini kırmak ve yerlerini değiştirmek gerekir. Bu işlemden sonra burun sırtına konulan alçıdan kalıp hem kemiklerin kımıldamadan yerlerinde sabit kalmalarını sağlar hem de mekanik bası etkisi ile şişmeyi azaltır. Prof. Dr. Özgentaş kemiklerin kırılmadığı burun estetiği ameliyatlarında alçı kullanmamakta yalnız bandaj yapmaktadır.
Burun estetiği sonrası ne zaman çalışmaya başlayabilirim?
Günümüzde burun estetiğinden birkaç saat sonra hasta ayağa kaldırılmakta, normal yemeğini yemekte ve baş dönmesi yok ise zorlamadan günlük işlerini yapmasına izin verilmektedir. Hastaların çoğu ağır iş yapmamak ve fazla yorulmamak kaydı ile ameliyattan bir gün sonra bile çalışabilirler. Ancak ameliyat sonrası burundaki (varsa) alçı ve bandajlar ile göz çevresindeki şişlik ve (varsa) morluk etraftakilerde rahatsız edici bir izlenim bırakmaktadır. Genellikle sosyal nedenlerden hastalara en az bir hafta toplum içinde fazla görünmemeleri önerilmektedir. Prof. Dr. Özgentaş burun sırtındaki alçıyı bir hafta sonra çıkartmakta ve yerine daha az genişliği olan bir bandaj koymaktadır. Bu bir hafta zarfında göz çevresindeki şişlik ve (varsa) morluk ta önemli ölçüde azalmakta veya kaybolmaktadır. Bu bakımdan bazı hastalar ameliyattan bir hafta sonra burun sırındaki küçük bir bandaj ile işbaşı yapabilmektedir. Dr. Özgentaş bütün hastalarında iki hafta sonra bandajların tamamını alarak işbaşı vermektedir. Özetleyecek olursak burun estetiğinden iki hafta sonra kişi normal işine ve yaşamına dönebilir.
Burun estetiği sonrası burnumu ne kadar süre ile korumalıyım?
Burun estetiği sonrası kemik ve kıkırdaklar iki hafta sonra oldukça ciddi bir sağlamlığa ulaşırlar. Bu sağlamlık giderek artar ve 3 ay sonra kırılmamış durumdaki sağlamlığa yakın bir hal alır. Öyle düşünüldüğü gibi ameliyat sonrası ilk aylarda hafif bir darbe ile burnun kırılması ve eğrilmesi mümkün değildir. Ancak ciddi darbeler ameliyat sonrası kırılmalara yol açabilir. Kuvvetli darbelerin hiç ameliyat geçirmemiş burunları da kıracağı unutulmamalıdır. Burun ameliyatlarından sonra arasıra görünen bir istenmeyen durum (komplikasyon) burun kanamalarıdır. Aşırı zorlama ve ıkınma kan basıncını arttırarak burun kanamalarına neden olabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası ilk 2 hafta hastalara aşırı zorlamalardan ve ıkınmadan kaçınmaları, başlarını yere eğerek bir şeyler aramamaları önerilir. Hapşırık gelirse içlerinde tutmadan havanın rahatça ağızdan çıkabileceği şekilde hapşırmaları istenir. Dr. Özgentaş hastalarına ağrı duymadıkları hareketleri yapmalarını ama ağrıya yol açan hareketlerden kaçınmalarını önerir. Örnek verirsek kişi ameliyat sonrası burnuna dokunduğunda artık ağrı duymuyor ise rahatça burun içine su çekerek burnunu temizleyebilir. Bu süre kimilerinde 3 hafta olabileceği gibi bazı hassas kişilerde 6-8 haftaya kadar uzayabilir.
Ameliyat sonrası burnuma tampon konulacak mı? Tampon çekilirken çok ağrı olur mu?
Eskiden burun ameliyatları sonrası kanamayı önleyeceği düşünülerek herkeste burun deliklerine tampon yerleştirilir ve en az 3 gün burada tutulurdu. Günümüzde pek çok meslektaşı gibi Prof. Dr. Ege Özgentaş da burun estetiği sonrası genellikle buruna tampon koymamaktadır. Ameliyat sonrası burun delikleri açık olan ve buradan nefes alabilen hasta çok rahatlamaktadır. Bunun tek istisnası burun içinde deviasyon dediğimiz önemli hava yolu tıkanmasına neden olan eğriliklerdir. Burun ortasındaki septum adı verilen kıkırdak perde çeşitli nedenler ile bir tarafa doğru yatabilir ve hava yolunu daraltarak veya tıkayarak burundan zor nefes alınmasına neden olabilir. Bu durumlarda ortadaki kıkırdağa (septuma) bazı düzeltici işlemler yapılır. Daha sonra kıkırdak perdenin (septumun) düzgün şekilde iyileşmesi için ona iki tarafından destek vermek gerekir. Bu destek yumuşak silikon plakalar ile verilebilir ve kişi bu silikon plakaların etrafından rahatça nefes alıp verebilir. İhtiyaca göre bu silikon plakalar bir hafta ile üç hafta arasında burun içinde kalır. Silikon plakalar ağrısızdır ve hasta bunların burun içindeki varlıklarını bile hissetmez. Çıkartılmaları da çok kolay ve ağrısızdır. Bu silikon plakalar ile verilen desteğin yalnızca burun içinde deviasyonu olan az sayıda hastada kullanıldığını tekrarlamakta yarar vardır.
Ameliyat sonrası burnumun görüntüsü ne zaman son şeklini alır?
Burun estetiği sonrası bir miktar şişlik olacağından bahsetmiştik. Ameliyat sonrası ikinci hafta şişlik önemli ölçüde azalır ve kişi normal hayatına döner ancak tamamen kaybolmaz. Ameliyat sonrası birinci ay şişlik azalmış ve burun normaline %75 ölçüde dönmüştür. Ameliyat sonrası 3. ayda burun normal şeklinin %90 nına ulaşır. 1 ve 3 ay arasındaki değişimi hasta zor farkeder. 3. aydan sonra da burunda hafif değişmeler olur ve bunlar yıllarca sürer. Bu değişiklikler genelikle hasta ve çevresi tarafından farkedilmez ve yalnız fotoğraflar incelendiğinde anlaşılır. Ameliyattan sonra alçılar açıldığında hemen hemen her burun güzel görünür. Ancak kusurlar ameliyat sonrası birinci ayda farkedilmeye başlar ve 3. ayda belirgin hale gelir. Deneyimli ellerde güzel yapılmış bir burun yıllar içinde hafif değişikliklere uğrasa da doğallığı değişmez ve 15-20 yıl sonra bile güzelliğini korur. Deneyimsiz ellerde veya uygun olmayan teknikler ile yapılmış burun ise ameliyattan sonra 3. ayda hatalarını göstermeye başlar ve yıllar ilerledikçe görüntü doğal olmayan ameliyatlı burun görüntüsüne döner.
Ameliyattan sonra koku alma duyum azalır mı?
Hayır azalmaz. Koku duyusunun azalması için burnun derinlerindeki beyine yakın kısımlarda bir hasar oluşması gerekir ki bu da deneyimli ellerde yapılan bir ameliyatta yok denecek kadar düşük bir ihtimaldir.
Narkozdan korkuyorum burun estetiği narkozsuz yapılablir mi?
Evet yapılabilir. Ancak Prof. Dr. Ege Özgentaş ameliyatlarını genel anestezi altında yani tam uyutarak yapmayı tercih etmektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Birincisi günümüzde genel anestezi (yani narkoz) son derece güvenli hale gelmiştir. Artık hastayı uzun süre uyutmak veya arka arkaya anesteziye almak eskiye göre çok daha kolaydır ve riskler önemli ölçüde azalmıştır. Genel anestezi hasta için çok rahattır. Hasta yalnızca hiçbir ağrı hissetmeden uykuya daldığını ve uyandığını hatırlamakta ve ameliyat sıkıntısını hiç yaşamamaktadır. Lokal anestezi altında özellikle ameliyat uzadığında hasta sıkıntı duymaya başlayabilmekte ve bu da stresini arttırarak kanamasını arttırabilmekte bu ise cerrahın içini zorlaştırabilmektedir. Buna karşılık küçük ve kısa süreli burun ameliyatları rahatlıkla lokal anestezi altında (yani tam uyutmadan) yapılabilir.
Burun estetiği sonrası sinüzitim ve baş ağrılarım veya horlamam düzelir mi?
Burun estetiği sinüzit, horlama veya baş ağrısı tedavisi için yapılmaz. Ancak estetik burun ameliyatlarında burunda görünen eğrilikler var ise iyi bir sonuç almak için bu eğriliklerin düzeltilmesi gereklidir. Bazı olgularda burun içinde yapılan bu düzeltmeler kişiyi rahatlatabilmektedir. Kural olarak sinüzit, horlama veya başağrısı gibi hastalık veya şikayetlerin tedavisi ilgili branşlardaki hekimler tarafından yapılmalıdır ve bu tür tedavi edici ameliyatlarda burun şeklinde bir düzelme yani estetik bir sonuç beklenmemelidir.
Burun şeklimin sevdiğim bir artistin burnu gibi olmasını istiyorum. Bu mümkün mü?
Herkesin kendine göre bir güzelliği vardır ve her güzel kişinin burnu ayni görünümde değildir. Başka bir deyişle bazı yüzler burun büyük olduğu halde güzel görünebildiği gibi bazı yüzlerde küçük bir burun olduğu halde güzel bir görüntü olmayabilir. Güzellik ölçülerle değil çevredeki yapılarla olan uyuma göre değerlendirilir. Bu nedenle Prof. Dr. Ege Özgentaş her hastada yüz yapılarına göre ayrı bir burun şekli planlamakta ve asla belirli kalıpları kullanmamaktadır. Elinde bir resim ile gelerek “böyle bir burun istiyorum” diyen hastalarda yüz yapıları incelenmekte ve istekleri gerçekci değil ise bu durum kendilerine anlatılmaktadır. Hasta arzu ettiği takdirde bilgisayarda en uygun burun şeklinin birlikte planlanması önerilmektedir.
Ameliyat sonrası burun şeklim istediğim gibi olmaz ise ne yapılabilir?
Her estetik cerrah ameliyatlarında elinden gelen bütün özeni göstererek en iyi sonucu almaya çalışır. Ancak bazı burun estetiklerinde ne kadar özenli çalışılırsa çalışılsın beklenen sonuç alınamayabilir. Dünyanın en deneyimli estetik cerrahlarında bile sonucun istenildiği gibi olmama ihtimali %10 dur. Yani her 10 burun ameliyatından birinde ne kadar dikkat edilirse edilsin sonuç beklendiği kadar güzel olmayabilir. Bu durumda yapılabilecek tek şek makul bir süre sonra tekrar yeni bir burun ameliyatı yapmaktır. Bu makul süre genellikle ilk ameliyattan bir yıl sonrasıdır. Daha iyi bir sonuç almak için ilk ameliyattan iki yıl sonra düzeltme ameliyatının yapılması önerilir. Bu düzeltme ameliyatları lokal anestezi ile yapılan küçük bir işlem olabildiği gibi ilk ameliyatın tekrarlanması şeklinde büyük bir ameliyat da olabilir. Genellikle bu tür düzeltme ameliyatlarında hastadan yalnızca hastane masraflarını ödemesi istenir ve doktor parası alınmaz. Bu tür istenmeyen sonuçlar doktor hatasından ziyade elde olmayan nedenler ile (kıkırdakların iyileşirken şekil değiştirmesi veya bazı kıkırdakların zamanla beklenmeyen şekilde erimesi gibi) ortaya çıktığı için önlenmesi mümkün olmayan aksilikler olarak değerlendirilmelidirler.
İlgili bağlantılar:
Aşırı kalınlaştırılmış dudakların tedavisi var mıdır?
/2 Yorumlar/in Dudak Estetiği, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşDolgun dudaklar kadınlara daha seksi ve çekici bir görünüm kazandırır. Piyasada kullanıma hazır olarak satılan dolgu maddelerinin yaygınlaşması dudak estetiği ameliyatlarında da artışa yol açmıştır.
Dudak kalınlaştırma hiyaluronik asid (HA) ve poli L laktik asid (PLLA) gibi vücudun yabancı olmadığı maddeler ile veya yağ enjeksiyonu ile yapılabilmektedir. Daha seyrek olarak polimetilmetakrilat (PMMA) gibi kalıcı maddeler de kullanılabilmektedir. Bunun dışında yasal olmadığı halde sıvı silikon enjeksiyonu seyrek olarak dudak kalınlaştırma işlemlerinde kullanılmaktadır.
Güzellik ve estetik oranlarda gizlidir. Dolgun dudaklar seksi görünüm veriyor demek dudak ne kadar dolgun olursa seksilik o kadar artar anlamına gelmez. Belli bir orandan daha fazla kalınlaşmış dudaklar garip ve komik bir görünüm ortaya çıkartır. Farkında olmadan ördek dudaklar ile dolaşan ve kendini çekici zanneden pek çok kişiye rastlamış olabilirsiniz. Bunların bir kısmı garipliklerinin farkında olmadan toplumdaki yaşamlarına devam ederken bilinçli bir grup aşırı dolgun dudaklarından rahatsız olup bunların düzeltilmesi için çare aramaktadır.
Aşırı doldunlaştırılmış dudakların tedavisi daha önce enjekte edilen maddenin cinsine göre değişir. Hiyaluronik asid (HA) ile kalınlaştırma yapılmış ise bir yıl içinde bu maddenin vücut tarafından eritilmesi ve dudakların kendiliğinden incelmesi mümkündür. Buna karşılık silikon ve polimetikmetakrilat (PMMA) gibi kalıcı maddelerin enjekte edilmesi ile yapılan dolgunlaştırmalarda zaman içinde bir erime ve düzelme beklenmez. Piyasada yukarıda sayılanlar dışında daha farklı maddelerden yapılan dolgu maddeleri de bulunmaktadır. Yeterli denetimden geçmeden çeşitli ülkelerde ruhsat alan veya hiç denetimden geçmeden piyasaya sürülen kaçak maddelerin enjekte edilmesi ciddi sağlık sorunları da yaratabilmektedir. Bunların en başında enjekte edilen maddenin vücut tarafından kabul görmemesi ve iltahaba yol açmasıdır. Dudaktaki iltahaplanma ağrı, kızarıklık, apse oluşması ve deride akıntılı iltahaplı deliklerin ortaya çıkması gibi sonuçlar doğurabilir.
İltahaplanmış dudakların tedavisinde antibiyotik kullanımı, bölgesel yara bakımı gibi tedaviler yeterli olmaz ise cerrahi olarak dudak içindeki iltahaplı odakların ve görülebilir ise enjekte edilen maddenin temizlenmesi gerekir. Ancak bu anlatıldığı kadar kolay bir işlem değildir. Enjekte edilen madde yalnız bir bölgede olmayıp dudağın kaslar dahil bütün dokuları içine yayılmış olduğundan gözle görülerek ayıklanması bazan mümkün olmayabilir. Bunu tuz ile karabiberi birbirine karıştırdıktan sonra elle tekrar birbirlerinden ayırmak çalışmak gibi hayal edebilirsiniz.
Herhangi bir komplikasyon (istenmeyen sağlık sorunu) ortaya çıkarmamış ancak görüntü olarak rahatsız edici olan iri dudakların tedavisi daha kolaydır. Burada dudağın vermilyon adı verilen ve ruj sürülen pembe renkli kısmından enlemesine bir şerit çıkartılarak inceltme gerçekleştirilir. Kesi doğru yerden yapıldığında ve güzel dikildiğinde görünen bir iz kalmaz.
Dudak dolgunlaştırmada sorun yaşamamak için baştan uygun tedavi seçilmesi önemlidir. En iyisi dolgunlaştırmanın aşırıya kaçmadan yapılmasıdır. Bunu da işlemi yapan uzman belirlemelidir. Kişi istiyor diye onu komik hale sokacak kadar kalınlaştırmalardan kaçınılmalıdır.
Prof. Dr. Ege Özgentaş dudak kalınlaştırmaları yalnız hastanın kendi yağını kullanarak yapmaktadır ve estetik sınırlarını aşan aşırı istekleri kabul etmemektedir.
Estetikte her şeyin daha büyüğü daha iyidir prensibi geçerli değildir.
Kontakt lensler gözkapaklarında düşüklük yapabiliyor.
/0 Yorumlar/in Haber ve Güncellemeler, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşGöz çevresi güzelliğinde gözkapaklarının konumu belirleyici bir faktördür. İki gözkapağı pozisyonu arasındaki bir milimetrelik bir fark bile hemen dikkati çeker ve estetiği olumsuz etkiler.
Gözümüzün gören kısmına yani saydam kısmına kornea adı verilir. Bu saydam tabaka daire şeklindedir. Normal şartlarda gözler tam açık durumda iken üst gözkapakları bu saydam dairenin üst kenarını en fazla birkaç milimetre örtmelidir. Eğer üst göz kapağı saydam dairenin üst yarımını önemli ölçüde örterse buna tıp dilinde pitoz (ptosis) adı verilir. Ptosis hem görmeyi hem de göz estetiğini olumsuz yönde etkiler. Kapaklardaki düşüklük (ptosis) iki taraflı olabildiği gibi tek taraflı da olabilir.
Pitoz (ptosis) doğuştan olabildiği gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak sonradan da ortaya çıkabilir.
Kontakt lensler hem görme kusurlarının düzeltilmesi hem de göz estetiğine katkıları nedeni ile tüm dünyada çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Genel olarak zararsız kabul edilen kontakt lensler ile ilgili olarak “Aesthetic Surgery Journal” ın Mart 2015 sayısında yayınlanan bir makale bunların güvenilirliği hakkında kuşku yarattı. Amerikan Estetik Cerrahi Derneği (ASAPS) nin yayın organı olan bu dergideki yazı eş yumurta ikizlerinde yapılan bir çalışmayı anlatıyor. 192 eş yumurta ikizinde (yani 96 ikiz kardeşte) yapılan araştırma kontakt lens takanlarda üst gözkapaklarında düşüklüğün daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Ayrıca sert lenslerin yumuşak lenslerden daha fazla kapak düşüklüğü yaptığı da gösterilmiştir.
Kontrakt lenslerin nasıl gözkapağı düşüklüğü yaptığı tam olarak bilinmemektedir. Kişilerin lensi takıp çıkartırken kapakta yaptıkları çekiştirmeler buna neden olabildiği gibi lensin kendisi de üst gözkapağının iç kısımlarında tahrişe ve küçük yırtılmalara yol açarak bu durumu ortaya çıkartabilir.
Her ne kadar kontakt lenslerin meydana getirdiği kapak düşüklüğü ortalama olarak bir milimetreden daha az olsa da bu küçücük farkın bile estetik olarak hemen dikkati çekeceğini belirtmekte fayda vardır.
Pitozun yani üst gözkapağı düşüklüğünün cerrahi olarak tedavi edilebilen bir durum olduğunu hatırlatalım. Üst gözkapağının dışından veya içinden yapılan kesiler ile kapağı yukarı kaldıran minik adele ameliyat ile daha etkin çalışır hale getirilmektedir.
İlgili yazılar:
(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);
ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);
Burun Estetiğinde Türk Lokumu Yöntemi
/0 Yorumlar/in Burun Estetiği, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşBurun estetiği en iyi tanınan ve çok sık uygulanan bir estetik ameliyattır. Burun ameliyatları önceleri tıkanıklıkları açarak daha iyi nefes almayı sağlamak amacıyla geliştirilmiş ancak daha sonra estetik bozuklukları da düzeltecek şekilde ilerletilmiştir.
İlk ortaya çıktığından bugüne burun estetiği büyük değişiklikler geçirmiştir. Bunun en önemli nedeni estetik olarak iyi sonuçlar alınsa da bazı kişilerde ameliyat sonrası doğal olmayan “estetikli burun” görüntüsünün ortaya çıkmasıdır. Burun çok ince kıkırdak ve kemiklerin özel bir şekilde bir araya gelerek oluşturduğu bir kubbeye sahiptir. Kemik kısım burun köküne destek olurken kıkırdak kısımlar buruna esneklik sağlar ve burun deliklerinin sürekli açık kalmasına yardımcı olurlar. Burun estetiği sırasında genellikle kemik ve kıkırdaklar kesilmekte veya değiştirilmektedir. Bu değiştirme işlemi burun kubbesinin hassas yapısını bozmakta ve bazı hastalarda sonradan doğal olmayan bir görüntünün ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu sorunu gidermek için çeşitli yöntemler denenmiştir. En sık kullanılan yöntemler ameliyat sonrası burun sırtındaki bazı bölgelere kıkırdak destekler yerleştirilmesidir. Hernekadar sonradan yerleştirilen kıkırdak çubuk destekleri burundaki olası düzensizlikleri giderse de burun derisinin çok ince olması bu kıkırdakların sonradan farkedilmesine yol açabilmekte ve bu da estetiği bozmaktadır. Ayrıca ne kadar dikkatli yerleştirilirse yerleştirilsin kıkırdaklar zamanla kayabilmekte veya simetrik olmayabilmektedir.
Bu soruna en etkin çözüm bir Türk Plastik Cerrahı Prof. Dr. Onur Erol tarafından bulunmuştur. Klasik olarak yapılan bir burun estetiği ameliyatı sonrası çıkartılan kıkırdaklar çok ince parçalara doğranarak kıyma haline getirilmekte ve daha sonra kendiliğinden eriyen bir zar içine sarılarak elle şekillendirilebilen bir macun elde edilmektedir. Bu macun halini almış kıkırdak burun derisi altına yerleştirildikten sonra parmaklar ile şekillendirilmekte ve burun sırtına istenilen görüntü verilebilmektedir. Bu tekniği uluslararası bir kongrede gören Amerikalı bir estetik cerrah çok beğenmiş ve “Turkish Delight” yani Türk Lokumu’na benzetmiştir.
Uluslararası alanda hızla ün kazanan Türk Lokumu (Turkish Delight) tekniğini bugün dünyanın her ülkesinden estetik cerrahlar giderek artan sıklıkta kullanmaktadır. Özellikle çok ciddi şekil bozuklukları ile kendini gösteren burun problemlerinde bu metod sayesinde her buruna istenilen şekil kolayca verilebilmektedir. Burun görüntüsü cerrahın artistik görüşüne ve hastanın isteğine bağlı olarak şekillendirilebilmekte ve iyileşme sonrası doğal ve düzgün bir burun sırtı ortaya çıkmaktadır.
Prof. Dr. Ege Özgentaş burun estetiğinde Türk Lokumu (Turkish Delight) tekniğini kullanmaktadır.
İlgili yazılar:
- Burun Estetiği
- Estetik burun ameliyatı sonrası ağrı
- Burun estetiğinde yağ dolgusunun yeri
- Burun estetiği kimlere yapılmalı
//
Çene altı (gıdı) yağlarını eriten ilaç ABD’de onay aldı
/0 Yorumlar/in Yağ alma, Yüz Estetiği/tarafından Prof. Dr. Ege ÖzgentaşGıdı olarak da adlandırdığımız çene altı bölgesindeki yağlar estetik yönden rahatsız edicidir. Estetik açıdan alt çene ile boyun arasında dik bir açı olması istenir. Oysa çene altı yağlar boyun-çene ilişkisini bozan bir kabarıklık oluşturur ve alt çenenin çıkıntısını gölgeler. Ayrıca önden bakıldığında çene çıkıntısının altında ikinci bir çene varmış gibi bir izlenim verir. İngilizce konuşan ülkeler bu görüntüye çift çene (double chin) adını verirler.
Gıdı yağlarının alınması yüz ve boyun estetiğinin ana ögelerinden biridir. Klasik olarak bu yağlar çene altından yapılan küçük bir kesiden girilerek direk olarak alınabilir. İkinci yöntem ise liposuction ile kesi yapılmaksızın küçük bir delikten girilip yağların emilerek alınmasıdır. Her iki yöntem de ağrılı olduğundan lokal veya genel anestezi ile yapılır ve ameliyathane koşullarında gerçekleştirilebilir. Amaç ister estetik ister tedavi edici olsun ameliyathane kullanımı masraflıdır ve ameliyathaneler ancak özellikli sağlık kuruluşlarında mevcuttur.
Uzun süredir bazı maddeler enjekte ederek yağları ameliyatsız olarak eritme yöntemi üzerinde araştırmalar yapılmakta idi. Sonunda aktif maddesi deoksikolik asid (deoxycholic acid) olan bir ilaç Amerikan Gıda ve İlaç Yönetiminden (FDA) onay aldı. Piyasaya Kybella adı altında sürülmesi beklenen ilacın henüz fiyatı belli değildir. Ancak FDA bu ilacın yalnızca çene altı (gıdı) yağları için kullanımına izin vermiş olduğundan diğer bölgelerdeki yağların etirilmesi için kullanılması uygun görülmemektedir.
Yağ eritici ilaç (Kybella) çok ince iğneler ile çene altındaki yağların içine küçük miktarlarda enjekte edilmektedir. Bir kerede yapılan enjeksiyon sayısı 50 ye kadar çıkabilir. İğneler genellikle çok az ağrı verdiğinden anesteziye gerek duyulmaz ve poliklikin şartlarında veya muayenehanelerde yapılabilir. Enjeksiyon sonrası kişi günlük hayatına devam edebilir. Tedavinin etkili olabilmesi için birer aylık aralar ile iki veya altı kereye kadar tekrarlanması gerekebilmektedir.
Doğru kullanıldığı takdirde ilacın yan etkilerinin az olduğu bildirilmiştir. Bazan ameliyat sonrası enjeksiyon bölgesinde şişlik oluşabilmekte ancak bu bir iki gün içinde kendiliğinden kaybolmaktadır. Buna karşılık ilacın yanlış kullanılması halinde ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Çünkü bu ilaç yalnız yağ dokusunu eritmekle kalmamakta yanlış yerlere enjekte edildiğinde adale, deri ve sinirleri de yaralayabilmektedir. Bu nedenle yalnızca bu konuda uzman kişiler tarafından yapılması tavsiye edilmektedir.
2015 sonbaharında piyasaya çıkması ve kullanılmaya başlanması beklenen bu ilacın Türkiye’ye ne zaman geleceği belli değildir.
(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);
ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);
Son Yazılar
Sayfalar
- Ameliyat Fiyatları
- Anasayfa
- Bacak Estetiği
- El estetiği
- Estetik Cerrahi Ameliyatları Nelerdir?
- Estetik Cerrahi Nedir?
- Etiketler
- Etkinlikler
- Fotoğraf Galerisi
- Genel vücut görüntüsü
- Göğüs (Meme) Estetiği
- Hakkında
- İletişim
- Kalça Estetiği
- Karın Estetiği
- Kategoriler
- Kime Estetik Cerrah Denilir?
- Konular
- Öncesi ve Sonrası Resimleri Hakkında Uyarı!
- Profil
- Soru Sor
- Soru sor
- Soru ve Cevap
- Soru ve Cevap
- Sorular
- Videolar
- Yasal Uyarı
- Yüz Estetiği
