Kepçe Kulak Nasıl Düzeltilir?

Kepçe Kulak

Neden tedavi edilmeli?

Kepçe kulak (kalbur kulak, yelken kulak olarak da bilinir) çok küçük yaşlardan itibaren psikolojik sorunlar yaratmaya eğilimli bir görüntü bozukluğudur. Özellikle yuva ve okullarda arkadaşlarının alay etmesi gelişme çağındaki çocuklarda özgüven ve sosyal ilişkilerde olumsuz etkiler yaratabilmektedir.

Nasıl tedavi edilir?

Kulak ameliyatlarının büyük bir çoğunluğu genel anestezi (narkoz) verilmeden yani uyutulmadan lokal anestezi (iğne ile mevzii uyuşturma) ile yapılabilir. Kepçe kulak ameliyatı da uyutulmadan yapılabilen ameliyatlardandır. Teorik olarak her yaşta tedavi edilebilen kepçe kulak bozukluğunu çocuk ile iletişim kurulabilecek dönem olan okul çağında ameliyat etmek uygundur. Daha küçük çocuklar ameliyat odasında hareketsiz duramayacaklarından lokal anestezi ile ameliyat edilmeleri çok zor veya olanaksızdır.

Ne tip anestezi uygun?

6-7 yaşlarındaki çocuklar kendileri ile güzel iletişim kurulur ise ve canlarının acımayacağına inanırlar ise lokal anestezi ile ameliyat edilebilmektedirler. Küçücük bir çocuğun ameliyat odasında kendisine iğne yapılırken hareketsiz durabileceğine inanmak okuyanlara zor gelebilir. Aslında bu çocuklar da büyüklerin çoğu gibi ameliyathaneden korkmaktadırlar. Ancak miki fare gibi kulakları olduklarına inandıkları için çok büyük bir psikolojik acı altında yaşamaktadırlar. Eğer ameliyatın ağrısız ve başarılı olacağına inanırlar ise şaşılacak bir cesaret ve kararlılık ile lokal anesteziyi kabul etmektedirler. Hele ki ilk iğneler yapılmaya başlandığında düşündükleri gibi ağrılı olmadığını anladıklarında ameliyat onlar için bir oyun haline gelmektedir. Kulak uyuşturulerken ilk girilen yer çok minik bir iğne ile nokta halinde uyuşturulur. Bu genellikle çok az ağrı yapar. Daha sonraki iğneler uyuşturulan yerden girilerek daha ilerilere yapılır ve bu şekilde ilk iğne dışındaki iğnelerde ağrı olmadan uyuşturma tamamlanır.

Kepçe kulak ameliyatlarında lokal anestezinin tercih nedeni ameliyat sırasında hastayı oturtarak kulakların dik duruşta nasıl durduklarını görmek içindir. Sırt üstü yatanlarda kulakların şekil ve simetrisini doğru değerlendirmek zordur. Prof. Dr. Ege Özgentaş’ın lokal anestezi ile ameliyat ettiği 6 yaşında hastalar mevcuttur.

Hangi teknik en iyi?

Kulak ameliyatının nasıl yapıldığı (yani tekniği) hastaları çok ilgilendirmez. Önemli olan ameliyatın tehlikesiz olması, istenilen sonucu vermesi ve bu sonucun hayat boyunca devam etmesidir. Ayrıca kulakta görünen herhangi bir iz veya ele gelen çekintinin de olmaması beklenir. Kulak ameliyatları genellikle kulak arkasından veya önünden kesi yapılarak gerçekleştirilir. Kesi yapılmadan yalnızca dikişler ile kulak ameliyatı yapılabildiği bildirilmektedir. Ancak bu ameliyatların uzun dönemdeki sonuçları kuşkuludur ve aylar veya yıllar sonra kulaklar tekrar eski halini alabilmektedir.

Bizim tekniğimiz:

Prof. Dr. Ege Özgentaş kepçe kulak ameliyatlarında kulağın önünden kesi yaparak çalışmaktadır. Bunun avantajları kulak önündeki izin en azından kendi yaptığı bütün vakalarda hiç belli olmaması ve kulak arkasına dokunulmadığı için hastaların gözlük takarken sıkıntı çekmemeleridir. Kulak ameliyatında kulağın yıllar sonra da yatık kalmasını sağlamak için kıkırdakta özel işlemler yapmak gerekir. Bu özel işlemler sayesinde ileride kulağı yatıran ipler kopsa veya alınsa da kulak yatık durumunu muhafaza edebilmektedir.

Tedavi için üst yaş sınırı var mı?

Kepçe kulaklı olan fakat herhangi bir düzeltme yapılmayan insanların bir kısmı kimseye söylemeseler de ömür boyu psikolojik huzursuzluk yaşamaktadırlar. Bu sıkıntıyı yaşamaya veya çocuğunuza yaşatmaya değmez. İster 6 isterse 66 yaşında olsun uzman ellerde yapılan bir ameliyat ile kepçe kulaklar başarılı bir şekilde düzeltilebilmektedir.

İlgili bağlantı: Kulak estetiği


//

Bromelain’in estetik cerrahide kullanım alanları

Estetik Cerrahide Bromelain

Ananas (pineapple) dünyamızda belli bölgelerde yetiştirilmesine karşın hemen her ülkede bilinen bir bitkidir. Meyvesi ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın bir çok yerinde tüketilir. Bazı ülkelerde yapraklarından hazırlanan iplik tekstil sanayiinde kullanılır.

Ananas meyvesi direk yenilerek, suyu sıkılarak, şeçitli şekillerde pişirilerek veya diğer gıdalara karıştırılarak kullanılır. Bilinen en iyi manganez (vücut için gerekli bir metal) kaynağı ve zengin bir C vitamini kaynağıdır.
Ananasın bir diğer özelliği ise yararlı bir bitkisel ilaç kaynağı olmasıdır. Geleneksel olarak çeşitli toplumlarda birçok hastalığa(kolit, adet bozuklukları, ağrı ve bölgesel iltahaplar) karşı ağızdan alınarak veya dışardan tatbik edilerek kullanılmıştır.

Bilimsel çalışmalar ananas bitkisinde bulunan bromelain denilen bir madde üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu madde içinde proteinleri parçalayan ve sindiren enzimler bulunmaktadır.

1950 lerden itibaren bromelain maddesi çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanılmıştır.

Bromelain’in bilinen tıbbi etkileri

Su toplanmasını önleyici (ödem çözücü) etkisi:

Çeşitli nedenler ile bir bölgede su toplanır ise buna ödem adı verilir. Ödem ağrı ve iltahap ile birlikte veya yalnız başına olabilir. Görüntü bozukluğu dışında bazı durumlarda iyileşme üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Hayvan deneylerinde Bromelain ödem sıvısının bölgeden uzaklaşmasına yardımcı olduğu ve şişliği azalttığı gösterilmiştir.

İltahap (enflamasyon) önleyici etkisi

İltahap her türlü yaralanmadan sonra yaralı bölgeye kandaki akyuvarların gelmesi ile ortaya çıkan bir durumdur. Yaralanmalara örnek olarak ameliyat, darbeler, kazalar, mikropların üremesi ile ortaya çıkan bozuklukları sayabiliriz. Bazan iltahap romatizmal hastalıklarda olduğu gibi bilinen bir yaralanma veya mikroplara bağlı bir faaliyet olmadan da iltahap ortaya çıkabilir. Hafif derecede iltahap yara iyileşmesi için yararlı olmakla birlikte fazlası ağrı, şişlik, doku harabı ve sekellere yol açarak zarar verir. Hayvan deneyleri bromelain’in iltahabı azalttığı ve anti-enlamatuar madde (pek çok ağrı kesici ilaç anti-enflamatuardır) gibi etki ettiğini göstermiştir.

Pıhtılaşmayı azaltıcı etkisi

Bromelain maddesinin pıhtılaşmayı yavaşlatıcı etkisi laboratuvar çalışmaları ile gösterilmiştir. Bu etki özellikle ameliyatlardan sonra pıhtılaşmaya bağlı istenmeyen durumların önlenmesine yardımcı olmaktadır.

Bromelain maddesi ağızdan alınan ilaç halinde bazı ülkelerde piyasaya sürülmüştür. Ülkemizde üretilen veya ithal edilen ilaçlar arasında yoktur. Kolit ve romatizma hastalıklarında kullanımı oldukça eskidir.

Estetik cerrahi bu ilacı son yıllarda keşfetti. Estetik ameliyatlar genellikle sorunsuz iyileşirler. Ancak ameliyatlardan sonra ortaya çıkan morluk ve şişlik sosyal hayatı bir süre olumsuz etkiler. Özellikle burun ve göz çevresi gibi görünen bölgelerin estetik ameliyatları sonrası bir süre kişiler kendilerini gizlemek gereği duyarlar. Bromelain maddesinin yukarıda da belirtilen şişlik ve morlukları çabuk azaltma özelliği estetik ameliyatlar sonrası kullanımını özendirmektedir. Göz çevresi be burun bölgesi ameliyatı geçiren kişilerin sosyal hayata biran önce katılma isteği karşısında estetik cerrahlar ameliyat ameliyat ettikleri hastalara bromelein tabletleri yazmaktadır.
Yan etkisi bugüne kadar tesbit edilemiyen bromelain’in etkinliği henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamış olmakla birlikte özellikle estetik ameliyatlar sonrası kullanımı giderek artmaktadır. Hemen aklımıza gelen bir soru ülkemizde satılmayan bu ilaç yerine ananas yemek veya suyunu içmek ayni etkiyi yapar mı? Bunun yanıtı tam olarak bilinmiyor. Çünki bromelain maddesi ananas bitkisinin meyvesinde de olmakla birlikte gövdesinde daha fazla ve ticari olarak bitkinin gövdesinden üretiliyor.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Burun Estetiğinde Yağ Dolgusunun Yeri

Burun Estetiğinde Yağ Dolgusu

Yüz estetiğinde çığır açan dolgu maddeleri başlangıçta burun estetiğinde fazla yer bulamadı. Bunun nedenleri yüz bölgesinin aksine burun derisinin ince olması, altında yok denecek kadar az bir yağ tabakası olması ve burun şeklini esas olarak kıkırdak ve kemik yapıların belirlemesi idi.

Başarısız sonuçlanan burun estetiklerinde daha sonra yeni bir ameliyat ile burun şekli düzeltilebilir. Ancak bu düzeltme ameliyatları sınırsız sayıda yapılamaz. Her estetik burun ameliyatından sonra burun derisine giden kan miktarında azalma olur. Deneyimli ellerde bu azalma önemsenmeyecek kadar az olabilir. Ancak özensiz yapılan ve tekrarlayan burun ameliyatları sonrası burun derisi ciddi zarar görebilir.  Bu şekilde derisi sağlıklı olmayan ve yıpranmış burunlarda yeni estetik ameliyatlar risklidir. Sağlığını kaybeden deri ameliyat sonrası çürüyebilir ve tolere edilmesi güç görüntü bozuklukları ortaya çıkartabilir.

İyi sonuç alınmayan burun ameliyatlarının düzeltilmesi için genellikle eksik dokuların yerine konulması gereklidir. Eksik dokular ise kemik ve kıkırdak olduğu için çok kez burun sırtına bu dokulardan oluşan bir yama konulma işlemi yapılır. Vücuttan alınıp burun içine konulan kemik veya kıkırdak yamaların tutması yani çevre dokulara damar kökleri ile bağlanıp yaşaması için etrafında kan damarlarından zengin bir ortamın olması gereklidir. Oysa her bir ameliyat burundaki kan damarlarının sayısını azaltır. Burun derisi en fazla kan damarı içeren bir organ olmasına rağmen yıpranır. Yakın zamana kadar yıpranmış burun derisini tekrar canlandıracak ve kalınlaştıracak bir seçenek yok idi.

Son yıllarda kişinin kendisinden alınan yağ dokusunun başka bölgelere verildiği zaman üzerindeki derinin canlılığını belirgin olarak arttırdığı bilinmektedir.

Amerikan Estetik Cerrahi Derneğinin dergisinde yayınlanan bir çalışma (1) tekrarlayan yağ enjeksiyonlarının burun derisindeki hasarlara çare olabileceği göstermiştir. Geliştirilen bu yöntemde hastanın kendi yağı alınmakta ve daha sonra özel bir borucuk (kanül) içinden burun derisi altına enjektör ile verilmektedir. Yağ enjeksiyonunun ileride tekrarlanabileceği dikkate alınarak ilk operasyonda fazla miktarda yağ alınmakta ve ihtiyaç kadarı kullanıldıktan sonra kalanı donmuş durumda saklanmaktadır. Yayınlanan makalede 5 yılda bu yöntemle tedavi edilen 300 den fazla hastanın sonuçları açıklanmıştır. Burun derisindeki hasarı onarabilmek için bazı hastalarda bir kez yağ enjeksiyonu yeterli olurken ileri hasarlı derilerde iyi sonuç almak için aralıklı olarak 2 ile 6 arasında,  aşırı derecede hasar görmüş derilerde ise daha fazla sayıda yağ enjeksiyon gerektiği belirtilmiştir. Yağ dokusunun iyileştirici etkisi ile burun derisi sağlıklı bir hale geldiken sonra eğer gerekiyorsa ilave estetik ameliyat risksiz olarak gerçekleştirilebilmiştir.

Yağ hücrelerinin gençleştirici ve iyileştirici özelliği burun estetiğinde yeni olanaklar ortaya sunmaktadır. Birkaç kez başarısız estetik geçirdikten sonra derisi yıprandığı için artık düzeltilemez kabul edilen burunlar için tedavi şansı oluşmuştur.

İlgili Yazılar:

(1) O. Onur Erol. Microfat Grafting in Nasal Surgery. Aesthetic Surgery Journal. July 2014 34: 671-686,


//

Vampir Yüz Germe

Yüz Germede Vampir Yöntemi

Ölümden sonra dirilen ve yalnız karanlıkta ortaya çıkan efsane yaratıklar vampirler korku filimlerinin popüler konusudur. Vampirlerin en iyi bilinen özellikleri kan emici olmalarıdır. Yüz gençleştirme gibi hayat dolu bir kavramı vampir gibi kan emici ve normal hayatı sonlandırıcı bir kavram ile birleştirmek aslında çelişkili görünmektedir.  Batı kültürünün vampirlere hem korku hem de gizli bir hayranlık ile yaklaştığını dikkate alırsak Amerika ve Avrupalı doktorların hastanın kendi kanı ile yapılan tedavilere neden bu ismi verdiklerini anlayışla karşılayabiliriz.

Vampir yüz germe tıp dünyasında PRP ve PRFM olarak bilinen güzelleştirme yöntemlerine yakıştırılan isimdir. Bu işlem “ameliyatsız güzellik” adı altında tanıtılan estetik girişimler arasındadır.

PRP nedir?

Platelet-Rich Plasma kelimesinin baş harflerinden oluşur. Plateletler (trombosit olarak da bilinir) kan içindeki pıhtılaşmayı sağlayan parçacıklardır. Plasma kanın içindeki parçacıkları bir arada tutan açık sarı bir sıvıdır. Bu sıvı içinde alyuvarlar, akyuvarlar, trombositler, proteinler, şeker, yağ, pıhtılaşmayı sağlayan maddeler, elektrolitler ve hormonlar bulunur.

PRP nasıl hazırlanır?

Önce kişiden kan alınır ve bu kan pıhtılaşmayı önleyen bir madde içeren tüplere konulur. Daha sonra kanın konulduğu tüpler santrfüj denilen bir cihaz içinde hızla döndürülerek merkezkaç kuvveti ile içindeki maddelerin değişik tabakalarda toplanmaları sağlanır. Tüpün içinden yalnız platelet (trombosit) lerin toplandığı bölgedeki sıvı enjektöre çekilerek alınır. Kırmızı ve beyaz küreler farklı tabakalara çöktüğü için alınan sıvıda bulunmazlar. Bu sıvı içinde çok sayıda platelet (trombosit) bulunur. Bu nedenle plateletten zengin (platelet-rich) plazma olarak adlandırılmaktadır.

Nasıl kullanılır?

PRP içeren plazma enjektöre çekildikten sonra etki etmesi istenen bölgelere iğne ile enjekte edilir.

Kullanım alanları

Sinir yaralanmaları, tendon (kiriş) iltahapları, artritler ve kalp kası hastalıkları, kemik ve kıkırdak yenilenmesinde kullanılır. Estetik amaçlı olarak yüzdeki kırışıklık ve çizgilerin içine enjekte edilir.

PRFM nedir?

Platelet-Rich Fibrin Matrix kelimelerinin baş harlerinden oluşmuştur. Plateletten zengin şekillendirici fibrin ortam anlamına gelir. Fibrin kan pıhtısını oluşturan katı ve dayanıklı bir maddedir.

PRFM nasıl hazırlanır?

Daha önce anlatıldığı gibi PRP hazırlanır ve bu sıvı trombin veya kalsiyum klorid gibi bazı maddeler ile reaksiyona sokularak sonuçta jöle kıvamında akışkan bir şekle dönüştürülür.

Nasıl kullanılır?

Bu akışkan jöle yüz derisindeki kırışıklık ve çizgilerin altına enjektör ile verilerek yüz derisinde gerginleşme ve gençleşme yaratmaya çalışılır. Piyasadaki dolgu maddeleri (hyaluronic asid ve benzerleri) yerine kullanılmaktadır.

Etkinlikleri ne kadardır?

Hem PRP hem de PRFM cerrahi bir işleme gerek duyulmadığı için estetik amaçlı olarak çok yaygın şekilde kullanılmaktadır. Muayenehane ortamında kişiden bir enjektör dolusu (15-20 cc kadar) kan alındıktan sonra bazı cihazlar kullanılarak bu kandan gereken solüsyon kısa sürede hazırlanır. Elde edilen sıvı gene muayenehanede herhangi bir anesteziye gerek duyulmaksızın istenilen bölgelere (genellikle yüz bölgesi) enjekte edilir. Hasta enjeksiyondan sonra günlük hayatına devam edebilir. Kolay ve düşük riskli oldukları için yalnız estetik cerrahlar değil dermatolog ve estetisyenler tarafından da kullanılmakta ve önerilmektedirler. Ancak ne kadar işe yaradıkları konusunda henüz bilimsel bir kanı oluşmamıştır.

Prof. Dr. Ege Özgentaş yüz gençleştirme ve dolgu işlemlerinde kişinin kendisinden alınan yağ dokusunu kullanmayı tercih etmektedir.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Dondurulmuş yağ ile yüz estetiği

Yüz Estetiğinde Dondurulmuş Yağ Dokusu

Yüz yaşlanmasında derinin elastikiyetinin kaybolması ve yerçekimi ile sarkması yanında yüz yumuşak dokularının (genellikle yağdan oluşur) erimesi ve yer değiştirmesi de önemli bir etkendir. Yüz Germe Ameliyatı gibi yalnızca deriyi geren cerrahi işlemlerin her zaman istenilen sonucu vermediği iyi bilinmektedir. Dolgu maddeleri yüzde sıklıkla kullanılmaktadır. Estetik cerrahların büyük çoğunluğuna göre en iyi dolgu maddesi gene insanın kendisinden alınandır. Son yıllarda yağ dokusu dolgu maddesi olarak artan sıklıkta kullanılmaktadır. İnsanın kendi yağı yüze enjekte edilerek kesmeli ve dikişli işlemler olmaksızın çok iyi sonuçlar alınabilmektedir. Piyasada satılan dolgu maddelerine göre pek çok üstünlüğü olan yağ dokusunun bir sorunu vardır: Alınışı ağrılı olduğu için ameliyathane şartlarına ve hafif bir anesteziye ihtiyaç olmaktadır. Tekrarlayan yağ enjeksiyonlarında hastanın her seferinde ayrı bir anestezi alması huzursuzluk yaratmaktadır. ONEP Estetik Cerrahi Merkezi ekibi yıllar önce bu işe bir çözüm bulmuştur: İlk operasyonda alınabildiği kadar yağ hastadan alınmakta ve bu yağlar dondurularak saklanmaktadır. Daha sonra yeni yağ enjeksiyonları gerektiğinde ihtiyaç duyulduğu kadar donmuş yağ eritilerek hastaya enjekte edilmektedir. Tedavi maliyetini önemli ölçüde azaltan bu sistemi anlatan bir makale ONEP ekibi tarafından Temmuz 2013 tarihinde “Aesthetic Surgery Journal” dergisinde yayınlanmıştır (Aesthetic Surgery Journal 2013 33: 639).

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Estetik burun ameliyatı sonrası ağrı

Burun Ameliyatı Ağrılı mı?

Burun estetiği her ülkede sık yapılan estetik ameliyatlar arasındadır. Ameliyat sonrası ağrı hastaların çok korktuğu ve en çok sorduğu konudur. Estetik burun ameliyatlarında çok kez burun kemiklerini kırmak gerekir. Burun kemikleri gözlere komşu olduğundan sızacak en küçük kan bile hemen göz çevrelerinde morluk oluşturur. Bu görüntü alışkın olmayanlar için ürküntü verici olabilir. Burun ameliyatı geçirmiş bir arkadaşını gözleri mor olarak gören bir kişi arkadaşının acı çektiğini varsayar ve cesareti kırılabilir.

Son yıllarda ameliyat ve anestezi teknikleri çok gelişti. Artık estetik cerrahlar burun dokularını çok az yaralayarak ameliyat yapmakta ve ameliyat sırasında ağrı için önlemler almaktadırlar. Bu önlemler sayesinde deneyimli ellerde yapılan estetik burun ameliyatlarından sonra ağrı en aza indirilmiştir.

Prof. Dr. Ege Özgentaş tarafından gerçekleştirilen estetik burun ameliyatlarından sonra hastaların büyük çoğunluğu ameliyat sonrası ağrı kesici bir ilaç kullanmaya gerek görmemektedir. Çok küçük bir grupta ise yalnız ameliyat olduğu günün gecesi ağızdan verilen bir adet paracetamol (Parol, Tamol, Minoset vs) tablet ile tamamen kaybolan hafif bir ağrı olmaktadır.

Özet olarak uygun teknikle yapılan estetik burun ameliyatları çoğunlukla ağrısızdır diyebiliriz.

İlgili Sayfalar:


//

Deri Sıkılaştırma

Deriyi Sıkılaştıran Tedaviler

Ana fikir olarak derinin derin tabakalarındaki proteinleri ısıtarak bunların büzüşmesini dolayısıyla derinin sıkılaşmasını sağlayan bu işlemler “Derinin Ütülenmesi” olarak da isimlendirilirler. Diğer yaygın kullanılan isimlendirme ise “Ameliyatsız Estetik”dir. Başlıca tipleri şunlardır:

RF (Radyofrekans):

Yüksek frekanslı elektromagnetik dalgalar ısı üretir ve evlerimizdeki mikrodalga fırınlarda kullanılırlar. Tıbbi kullanım için geliştirilen cihazlarda bu dalgalar deride yanık veya yara oluşturmadan derinlerdeki kollajen lifleri ısıtarak sıkılaştırırlar. Sonuçta bazı kırışıklıkların azalmasına ve sarkıklıkların belli oranda giderilmesine yol açarlar. Ameliyathane ortamı olmaksızın direk olarak uygulanabilirler. Ciddi bir ağrı oluşturmadıklarından anesteziye gerek duyulmaz. Etkileri bir süre sonra görünür hale gelir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

IPL (Intense pulsed light):

Kuvvetlendirilmiş bir ışık hüzmesi yaratan cihazlar ile deriye ışık enerjisi verilir. Oluşturulan ışık radyofrekansta olduğu gibi derinin derinlerindeki kollajen iplerini ısıtarak sıkılaştırır ve derinin gerginliğini arttırır. İnce kırışıklıklar, bazı leke ve çiller ile görünen kılcal damarların tedavisinde de kullanılırlar. Burada da anestezi veya ameliyathaneye gerek duyulmaz.

Avantajları:

  • Ameliyathane veya özel bir ortama gerek duyulmaz, poliklinik şartlarında uygulanır.
  • Vücudun herhangi bir bölgesindeki deriye uygulanabilir
  • Belirgin bir yan etkisi yoktur
  • Deri görüntü ve kalitesinde düzelme sağlar
  • Olumlu etkileri nisbeten uzun bir süre devam eder
  • Tedavi sırasında günlük yaşama ve işe ara vermek gerekmez

Kısıtlayıcı yanları:

  • İstenilen etkinin elde edilmesi için çok sayıda seans gerekebilir
  • Her tedavi sonrası bir süre güneşe çıkılmaması gerekir
  • Esmer ve güneş yanığı derilerde fazla etkili değildir

Hem IPL hem de RF hafif kırışıklık ve sarkmalarda etkilidirler. Kişilere ve deri yapılarına göre etkinlikleri de değişebilir.

Ameliyat öncesi ve sonrası resimleri için Amerikan Estetik Cerrahi Derneği tarafından hazırlanan sayfayı ziyaret edebilirsiniz. (Lütfen açıklamayı okuyunuz)

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Clostridium botulinum toksini

Botulinum Toksini ve Estetikte Kullanımı

Botulinum zehiri nörotoksin olarak da bilinir. Clostridium Botulinum adı verilen mikroplar (bakteriler) tarafından üretilir. Bilinen en tehlikeli zehirdir. Kasların kasılmasına mani olur yani kasları felç eder. Uzun süredir hekimlikte tedavi amaçlı olarak çok küçük miktarlarda enjekte edilerek kullanılmaktadır. Adaleleri felç ettiği için öncelikle kasılmalı felçlerin (spastic paralizi) tedavisinde kullanılmıştır.Halk arasında en iyi bilinen kullanımı estetik amaçlı olarak yüze enjekte edilmesidir. Çok bilinen bu uygulama dışında botulinum toksininin migren ağrılarını giderdiği de görülmüştür ve bu amaçla da kullanılmaktadır. Bu nörotoksin salgı bezlerinin ifrazatını da azaltmaktadır. Koltuk altı, avuç içi ve ayak terlemelerinin azaltılması için kullanılır. Ayrıca fazla tükrük salgısını azaltmak için de kullanılmaktadır.

Yüzdeki kırışıklıkların ve çizgilerin tedavisi:

Botulinum nörotoksinin en etkili olduğu bölgeler iki kaşın arası (glabella), alın ve göz çevresidir. Kaşların arasındaki dikine öfke çizgilerini, alındaki enine endişe çizgilerini ve gözlerin dış kısımlarında kaz ayağı diye adlandırılan bölgelerdeki yaşlı gösteren çizgileri başarılı bir şekilde azaltır veya kaybeder.

Kaşların kaldırılması veya düşürülmesi:

Botulinum nörotoksini enjekte edildiği bölgeye bağlı olarak kaşları kaldırabilir veya aşırı kalkık kaşların alçalmasını sağlayabilir. Ayrıca iki kaş arasındaki seviye farkının (asimetri) düzeltilmesinde de yararlıdır.

Boyundaki kırışıklıkların tedavisi:

Yaşlılıkta boyunda çene altından göğüse doğru inen dikine çizgiler boynun ön ve yan kısmında deri altında bulunan bir adalenin gevşemesine bağlı olarak ortaya çıkar. Bu bölgeye yapılacak botulinum toksini bu çizgileri azaltabilir.

Nasıl yapılır?

Türkiye’de botulinum toksini iki ayrı isim altında pazarlanmaktadır. Kuru bir toz halinde bir şişe içinde gelir. Soğukta saklanması gereklidir. Kullanılacağı zaman toz sulandırılır ve çok ince bir iğne ile planlanan bölgelere enjekte edilir. Bu işlem muayenehane koşullarında ve anestezi gerekmektirmeksizin yapılır. Enjeksiyon genellikle ağrısızdır ve kişi işlemden hemen sonra normal hayatına dönebilir. Sulandırıldıktan sonra bu toksinin etkisi zamanla hızla azalır. Bu nedenle sulandırılmış toksin buz dolabında ancak birkaç gün muhafaza edilebilir. İşlemden tam yarar görebilmek için toksini sulandırdıktan sonra hemen kullanmak en uygunudur.

Etkisi süresi nedir?

Nörotoksin yapıldıktan iki üç gün sonra etkisini göstermeye başlar ve bu etki onuncu günde en üst düzeye ulaşır. Yaklaşık 3 veya 4 ay sonra etkisi azalmaya başlar ve bir süre sonra tamamen kaybolur. Bu nedenle uzun süreli sonuç isteniyor iser botulinum toksini uygulamasının belli aralıklarla tekrarlanması gerekir.

Yan etkileri:

Nadir olarak üst gözkapaklarında düşüklüğe yol açabilir. Verildiği yere bağlı olarak yutma güçlüğü, dudaklarda hareket bozukluğu yapabilir. Bütün bu istenmiyen etkiler zamanla azalarak tamamen kaybolur.

Prof. Dr. Ege Özgentaş botulinum toksini (Botox®) uygulamalarında mikroenjeksiyon tekniğini tercih etmektedir. Bu teknikte kırışıklıkların giderilmesi istenen alana çok az miktarlarda ama sık ve yüzeyel olarak enjeksiyonlar yapılmaktadır. Bu şekilde kaslar tamamen felç olmayıp hareketleri azalmaktadır. Böylece yüzde maske görüntüsü olmadan daha doğal bir şekilde kırışıklıklar giderilmektedir.

İlgili yazılar:

//

Dolgu Maddeleri

Deri Altına Dolgu Yapılması

Yaşlanma üzerinde yapılan araştırmalar yüz yaşlanmasında en önemli olaylardan birinin yüz derisi altındaki yumuşak dokuların ve hatta kemik yapıların bile eriyerek azalmaları olduğunu göstermektedir. Bu bize yaşlanmanın yalnız deriyi etkilemediğini başka dokuların da etkilendiğini öğretmiştir. Bu bilgi yaşlılık tedavisinde yalnız deri germe ameliyatlarının yeterli olmayacağını göstermiştir. Özellikle yüz bölgesinde azalan hacmin bir şekilde yerine konulması gerekmektedir. Hacim (volüm) kaybı yalnız yaşlanma ile ortaya çıkmaz. Kaza, enfeksiyon, hastalıklar ve doğuştan gelen faktörler de çeşitli vücut bölgelerinde çöküklük ve incelmelere yol açmaktadır. Tedavide en mantıklı ve geçerli olan yöntem eksikliği ayni doku ile gidermektir. Vücudun bir parçasından alınan bir dokunun (vücut parçasının) başka bir bölgeye yerleştirilmesine “greft konulması” işlemi denilir. Başlıca greft çeşitleri şunlardır:

Deri greftleri

En sık kullanılan greftlerdir. Ancak  bunlar hacim kazandırmakta oldukça etkisizdir ve daha çok yaralı deri bölgelerine deri yaması yapmak amacı ile kullanılır.

Kıkırdak ve kemik greftleri

Bunlar ancak az miktarlardaki eksiklikleri doldurmak için kullanılır. Bu dokuları fazla miktarda elde etmek mümkün değildir çünkü vücuttaki miktarları sınırlıdır ve genellikle fazlalık göstermezler.

Yağ dokusu

Fazla yağ dokusunun alınması çok eskiden beri uygulanan bir ameliyattır. Ancak eskiden çıkartılan yağ dokuları atılmakta idi. Son yıllarda dolgu maddelerine duyulan ilgi yağ dokusunun değerini ortaya çıkarmıştır. Günümüzde bilinen en iyi dolgu maddesi kişinin kendisinden alınan dokulardır. Bunların başında yağ dokusu gelir. Yağ dokusu eksilmiş yumuşak dokuları ayni yapıda bir kitle olarak yerine koyar. Ayrıca verildiği bölgedeki deriye canlılık ve tazelik getirir. Bunu muhtemelen içindeki vitamin etkisi yapan onarıcı maddeler (büyüme faktörleri ve kök hücreler) sayesinde gerçekleştirmektedir. Yağ ve doku enjeksiyonları şu anda bütün dünyada en çok kullanılan güzelleştirme işlemlerinin başında yer almaktadır. Yağın alınması ağrılı olduğundan ameliyathanede ve anestezi altında (lokal veya genel) gerçekleştirilir. Alınan yağlar saflaştırıldıktan sonra özel iğneler ile deri altına enjekte edilirler. Yağ dokusunun bir avantajı da liposuction ile küçük parçalar halinde alındığında derin dondurucu içinde (-60 ile -80 derecede) saklandığında uzun süre (birkaç yıl) canlı kalabilmesidir. Bu sayede hastaya ileride yeniden dolgu yapılması gerektiğinde yeniden ameliyat ile yağ alınmasına gerek kalmaz. Yalnızca  donmuş yağ eritilir ve ayni kişiye bu yağ dokusu ile dolgu yapılır. Güvenilirlik ve etkisi kanıtlanmış olan bu yöntemi Prof. Dr. Ege Özgentaş sık olarak uygulamaktadır.

Yapay olarak üretilen dolgu maddeleri

1980 li yıllardan beri laboratuvarda üretilen maddelerin dolgu amacı ile kullanılması üzerinde çalışmalar yürütülmektedir. Kısaca incelersek:

Kollajen

Zyderm ve Zyplast adı ile piyasaya sürülmüş ve başlangıçta büyük ilgi görmüştür. Ancak bazı kişilerde alerjiye neden olması ve zamanla erimesi nedeni ile zamanla kullanımı azalmıştır.

Vücuttaki maddeleri taklit eden ticari dolgular

Laboratuvarlarda üretilen sentetik maddelerin dolgu amacı ile kullanılması pratik bir çözüm sağlar. Bu maddelerin başında hyalüronik asit (HA) ve Poli L Laktik Asit gelir. Verilmeye hazır olarak enjektörlerin içinde satıldıkları için kullanımları kolaydır. Poliklinik şartlarında uygulanabilirler. Ancak her iki madde de vücut tarafından bir süre sonra tamamen yok edilmekte yani yapıldıkları bölgede zamanla eriyip kaybolmaktadırlar. HA vücutta bulunan bir maddedir. Bu nedenle enjekte edildiğinde yabancı cisim etkisi yapmaz. Ancak ticari olarak 1 ml lik enjektörlerde satıldığından fazla miktarlarda verilmeye uygun değildir. İyi tarafı ise istenmeyen bir durum ortaya çıktığında başla bir sentetik ilaç tarafından yok edilebilmesidir.

Vücutta mevcut olmayan kimyasal madde içeren dolgular

Son zamanlarda erimeyen kalıcı maddeler de piyasada bulunmaktadır. Fakat vücut için yabancı cisim olarak kabul edilen bu maddelerin sorun çıkardıkları takdirde tedavileri güç olmaktadır. Henüz güvenilir oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır. Prof. Dr. Ege Özgentaş bu tür kalıcı dolguları kullanmamaktadır.

Kan ve İçindeki Maddeler

Son yıllarda “Vampir Yüz Germesi (Vampire Face Lift)” veya “Kök Hücre Yüz Germesi (Stem Cell Face Lift)” gibi isimler altında sunulan güzelleştirici enjeksiyon yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu işlemler enjekte edildikleri bölgede hacim artışı sağlamaktan çok derinin tazelenmesi ve gençleştirilmesi amacı ile uygulanır. Burada hastanın kanı alınarak laboratuvara gönderilir. Çeşitli işlemler sonucu kan içindeki bazı maddeler (kök hücreler, plateletler, büyüme faktörleri vs.) yoğun olarak bir sıvı içinde toplanır ve bu zenginleştirilmiş sıvı deri altına enjekte edilerek deride yenilenme sağlanır. Fibroblastlar (deride bulunan özel hücreler) da bu iş için kullanılmaktadırlar. Kulak arkasından deri parçası alınarak içindeki hücreler ayrıştırılıp çoğaltılır ve daha sonra özel bir sıvı içinde deri altına enjekte edilir. Henüz çok yeni olan bu metotların etkinlikleri bilimsel olarak kanıtlanmaya muhtaçtır.

Derinin Soyulması (Peeling)

Peeling – Deri Soyma

Hafif yanıkların iyileşmesinden sonra özellikle yüz derisinin tazelenmiş görünmesi herkesin dikkatini çekmiştir. Deride yüzeyel yaralanma oluşturarak bazı iz ve kırışıklıkların giderilmesi fikri oldukça eskidir. Halk arasında derinin soyulması (peeling – piylink diye okunur) denilen bu işlem şu yöntemler ile yapılabilmektedir:

Traşlama veya zımparalama ile derinin soyulması:

Bu işleme tıp dilinde “dermabrazyon” denilir. Dönen pütürlü silindirler veya tel fırçalar, zımpara kağıdı, kum ve hatta kristal tuz kullanarak yapılabilir.
Derinin yüzeyel kısımları dikkatli bir şekilde aşındırılır. Çok özel aletler ile yapılanlar (mikrodermabrazyon) dışında genellikle ağrılı ve kanamalı bir işlem olduğundan ameliyathanede yapılması gerekir. Ameliyat sonrası yüzde oluşan yaranın iyileşmesi 5 ile 10 gün arasında bir zaman alır. İyileşme sonrası ortaya çıkan yeni derinin birkaç ay güneş ışığından korunması gerekebilir. Bu işlem derideki ince çizgilerin ve sivilce bozukluklarının giderilmesinde etkilidir ancak sarkmış derinin toparlanmasında yarar sağlamaz.

Derinin yüzeyel tabakasının yakıcı kimyasallar ile kaldırılması:

Tababetteki adı “kimyasal peeling” dir. Bu amaçla kullanılan değişik maddelere göre işlemler isimlendirilir. Örneğin “fenol peeling” denilen yöntemde fenol ve kroton yağı isimli kimyasallar kullanılırken “TCA peeling” denilen yöntemde triklor asetik asit denilen bir kimyasal kullanılmaktadır. Kimyasal peeling anestezi ve ameliyathane gerektirmeden muayenehanelerde yapılabilen bir işlemdir. Derideki ince kırışıklık ve çizgilerde etkilidir. Ancak bir doktor tarafından yapılması ve izlenmesi gereklidir. Daha yavaş etki eden bu nedenle hastaların kendileri tarafından sürülebilen kimyasallar da mevcuttur. Bunların başında “AHA” denilen alfa hidroksi asit maddesi gelir. Güvenli olmalarına karşın etkileri haftalar sonra görülür ve diğer yöntemler kadar dramatik değildir.

Cerrahi etkisi olan laser ışıkları ile yüz derisinin soyulması:

Laser ışını odaklandığı yerde çok yüksek bir ısı oluşturarak burasını buharlaştır. Derinin dış yüzüne odaklandırılırsa deride soyulma oluşturur. Yarattıkları ısı, etki ettikleri alanın derinlik ve genişliği ayarlanabilir olduğundan kontrollu bir yaralanma gerçekleştiriler. Ancak işlem ağrılı olduğundan anestezi altında yapılmaları gerekir. İyileşme süresinde deride bir kabuk oluşur ve sosyal hayata geri dönüş birkaç hafta alabilir.


//