Çene altı (gıdı) yağlarını eriten ilaç ABD’de onay aldı

Gıdı olarak da adlandırdığımız çene altı bölgesindeki yağlar estetik yönden rahatsız edicidir. Estetik açıdan alt çene ile boyun arasında dik bir açı olması istenir. Oysa çene altı yağlar boyun-çene ilişkisini bozan bir kabarıklık oluşturur ve alt çenenin çıkıntısını gölgeler. Ayrıca önden bakıldığında çene çıkıntısının altında ikinci bir çene varmış gibi bir izlenim verir. İngilizce konuşan ülkeler bu görüntüye çift çene (double chin) adını verirler.

Gıdı yağlarının alınması yüz ve boyun estetiğinin ana ögelerinden biridir. Klasik olarak bu yağlar çene altından yapılan küçük bir kesiden girilerek direk olarak alınabilir. İkinci yöntem ise liposuction ile kesi yapılmaksızın küçük bir delikten girilip yağların emilerek alınmasıdır. Her iki yöntem de ağrılı olduğundan lokal veya genel anestezi ile yapılır ve ameliyathane koşullarında gerçekleştirilebilir. Amaç ister estetik ister tedavi edici olsun ameliyathane kullanımı masraflıdır ve ameliyathaneler ancak özellikli sağlık kuruluşlarında mevcuttur.

Uzun süredir bazı maddeler enjekte ederek yağları ameliyatsız olarak eritme yöntemi üzerinde araştırmalar yapılmakta idi. Sonunda aktif maddesi deoksikolik asid (deoxycholic acid) olan bir ilaç Amerikan Gıda ve İlaç Yönetiminden (FDA) onay aldı. Piyasaya Kybella adı altında sürülmesi beklenen ilacın henüz fiyatı belli değildir. Ancak FDA bu ilacın yalnızca çene altı (gıdı) yağları için kullanımına izin vermiş olduğundan diğer bölgelerdeki yağların etirilmesi için kullanılması uygun görülmemektedir.

Yağ eritici ilaç (Kybella) çok ince iğneler ile çene altındaki yağların içine küçük miktarlarda enjekte edilmektedir. Bir kerede yapılan enjeksiyon sayısı 50 ye kadar çıkabilir. İğneler genellikle çok az ağrı verdiğinden anesteziye gerek duyulmaz ve poliklikin şartlarında veya muayenehanelerde yapılabilir. Enjeksiyon sonrası kişi günlük hayatına devam edebilir. Tedavinin etkili olabilmesi için birer aylık aralar ile iki veya altı kereye kadar tekrarlanması gerekebilmektedir.

Doğru kullanıldığı takdirde ilacın yan etkilerinin az olduğu bildirilmiştir. Bazan ameliyat sonrası enjeksiyon bölgesinde şişlik oluşabilmekte ancak bu bir iki gün içinde kendiliğinden kaybolmaktadır. Buna karşılık ilacın yanlış kullanılması halinde ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Çünkü bu ilaç yalnız yağ dokusunu eritmekle kalmamakta yanlış yerlere enjekte edildiğinde adale, deri ve sinirleri de yaralayabilmektedir. Bu nedenle yalnızca bu konuda uzman kişiler tarafından yapılması tavsiye edilmektedir.

2015 sonbaharında piyasaya çıkması ve kullanılmaya başlanması beklenen bu ilacın Türkiye’ye ne zaman geleceği belli değildir.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Liposakşında hangi metot daha iyi?

Liposakşın (liposuction) yağların bir vakum pompası yardımı ile ucu künt bir boru içinden emilerek alınması işlemidir. 1980 li yıllardan itibaren giderek artan şekilde kullanılmaya başlayan bu teknik vücut şekillendirme cerrahisinde bir devrim yaratmıştır. Yağlar bir santimetreden daha küçük çapı olan deliklerden girilerek alındığı için pratik olarak iz bırakmadan yapılabilmesi liposakşının çok popüler olmasında önemli rol oynamıştır.

Liposakşın yağın alınacağı bölgeye hiçbir ön işlem yapılmadan direk olarak uygulanabilir. Buna kuru teknik (dry technique) adı verilir. Eğer emilen yağlar başka bir bölgenin doldurulmasında kullanılacak ise bu en iyi yöntemdir.

Fazla miktarda yağ alınacak ise kanama ve morarmayı azaltmak için yağ alınacak bölgelere liposakşın öncesi özellikli bir sıvı verilebilir. Buna ıslak teknik (wet technique) denilir. Bazı cerrahlar liposakşın yapılacak bölgeleri önceden sıvı ile iyice şişirmeyi tercih ederler. Buna da süper-ıslak teknik (super-wet technique) adı verilir.

Yağların alınması direk olarak vakum pompasındaki emme gücüne bağlı olarak yapıldığında buna klasik liposakşın (SAL – suction assisted liposuction) adı verilir.

Yağlar önceden ses titreşimlerinin yarattığı ısı ile parçalanıp daha sonra vakum ile çekilir ise buna ultrasonik liposakşın (UAL – ultrasonic assisted liposuction) adı verilir.

Yağlar önceden laser ışını ile parçalanıp daha sonra vakum ile çekilir ise buna lazer liposuction (LAL – laser assisted liposuction) adı verilir.

Kliniğimize liposakşın için başvuran hastalar sık olarak hangi metodun daha iyi olduğunu sormaktadırlar. Hastalardaki bu kafa karışıklığının nedeni genel olarak bazı estetik internet sitelerinde okudukları “lipoşeyping (lipo-shaping), laser ile daha düzgün liposakşın, vaser ile morluk olmadan liposakşın, super wet teknik ile güvenli liposakşın vs” gibi daha çok reklama ve etki bırakmaya dönük yazılardır.

Aslında liposakşının amacı vücudu yeniden şekle sokmaktır. Bunu bir heykel yapmak gibi düşünebiliriz. Nasıl heykel sanatçısı yalnızca bir çekiç ve demir keski kullanarak olağanüstü sanat eserleri ortaya çıkartabiliyor ise iyi bir estetik cerrah da hangi yöntemi kullanırsa kullansın çok iyi sonuçlar ortaya çıkartabilir. Ayni benzetme ile sanat yeteneği olmayan kişiye en gelişmiş teknolojik aletleri bile verseniz iyi bir heykel yapamayabilir ve deneyimsiz bir estetik cerrah da hangi tekniği kullanırsa kullansın mükemmel olmayan sonuçlar ortaya çıkartabilir. Estetik ameliyatlarda önemli olan kullanılan aletler değil onları kullanan cerrahın becerisidir.

Liposakşın dahil bütün estetik cerrahi ameliyatlarında tekniği değil hekiminizi seçmeye özen gösterin. Ameliyatın başarısını tekniğe değil hekimize bağlıdır.

İlgili yazılar:
Fazla Yağlardan Nasıl Kurtuluruz?

 

//

 

Estetik Ameliyatlar ve Din

Din ve Estetik

Güzellik insanların sosyal hayatında çok önemli bir yere sahiptir.

Dinler de ayni şekilde insanların sosyal hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır.

Hernekadar kadın güzelliği toplumlarda takdir edilmiş ise de kadının cinsel yönden çekiciliği söz konusu olduğunda bunun öne çıkartılması pek çok kültürde kolay kabul görmemiş ve bastırılmaya çalışılmıştır.

Kadın güzelliğini kadın cinselliğinden ayırmak çok zordur. Günümüzün modern kadını için güzel ve seksi görünmek ayıp olarak kabul edilmemektedir. Doğası gereği her kadın güzel olmak ister ve kendini güzel bulmuyor ise daha güzel olmak için çaba harcar. Makyaj, düzenli egzersiz, kilo kontrolu ve vücut bakımı bu amaca ulaşmak için izlenen alışılmış yollardır. Ancak güzellik konusunda son noktayı estetik işlemlerin koyduğu da bir gerçektir. Bu gerçeğin ışığı altında estetik işlemlerin bütün dünyada hızlı bir şekilde artması şaşırtıcı değildir.

Peki dinler estetiğe nasıl bakıyor?

vatikan-estetikvatikan-estetik2Vatikan’nın 4-7 Şubat 2015 te düzenlediği üst düzey toplantının konusu “Kadın’ın kültürü: eşitlik ve farklılık” idi. Toplantının ana konularından biri de “Kadın vücudu: kültür ve biyoloji arasında” başlığını taşıyordu. Çeşitli yorumcular bu toplantıda estetik işlemlere de gönderme yapıldığı inancındalar. Bir konuşmacının “Plastik cerrahi etten yapılmış bir tesettürdür” dediği öne sürülmektedir. Vatikan’ın estetik yaptıran vatikan-estetik1kadınları “yüzeyelliğin ağına yakalanmış, uygunsuz düşünceleri olan ve arzularına esir düşmüş kişiler” olarak göstermek istediği söylenmektedir. Buna karşılık toplantının duyurusunu yapmak için hazırlanan halkla ilişkiler videosundaki bayanın yüzünde bir tane bile kırışıklık ve lekenin olmayışı muhtemelen estetikli olduğunu düşündürmüş ve verilmek istenen mesaj ile ters düştüğü söylenmiştir.

İslamiyetin estetiğe nasıl baktığına gelirsek. Bazı tutucu çevrelerin bırakın estetik yaptırmayı kadının ortada görünmesine bile karşı çıktığını biliyoruz. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda her kesimi mutlu edecek ucu açık bir karar aldığını biliyoruz. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 2 Şubat 2003 tarihli duyurusunda “vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir” göndermesi yapıldıktan sonra:

“Estetik ameliyatın;
a) salim fıtratı bozmak kastı olmamak,
b) yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcut bir zarar bulunmak,
c) hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak,
d) hukukî karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak,
kaydıyla bir tür tedavî olarak yaptırılmasında sakınca olmadığına karar verildi.”
denilmiştir.

Din ve bilim farklı alanlardır. İnanç dünyası ile deney ve gözlemlere dayalı pozitif bilimler birbirleri ile kıyaslanmamalıdır. Dinler ahlaklı bir toplum oluşturmayı hedefler. Estetik ameliyatlar ise insanları mutlu ve güzel yapmayı amaçlar. Ahlak dışı işler için yapılmadığı sürece estetik ameliyatların vicdani ve dini yönden bir sakıncası olmaması gerekir.

Bıçaksız estetik

Estetik cerrahiye olan ilgi bütün dünyada giderek artıyor. Ancak bu artış göğüs büyütme, karın germe gibi bilinen estetik ameliyatlarda değil daha çok ameliyatsız estetik işlemlerde olmakta.

Günümüz toplumunda çalışan kesim işini ve kazancını sürdürebilmek için durmak bilmeyen bir çaba harcamak zorundadır. Güzel ve dinamik görünmek de iş hayatının önemli şartlarından biridir. Zaman insanların görüntüsünü önlenemez bir biçimde değiştirmektedir. Pek çok insan rakipleri ile baş edebilmek için zamanın oluşturduğu değişiklikleri gidermek veya azaltmak arayışı içindedir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da ihtiyar görüntüden kurtulmak günümüzün estetik işlemleri ile mümkündür.

Çalışan kesimin estetik arayışındaki en önemli engel estetik ameliyatların belli bir iyileşme süresinin olması ve bu süre içinde işe devam edememe zorunluluğu idi. Özellikle botox ve sentetik dolgu maddeleri çalışan kesimde “öğlen yemeği molası ameliyatları” veya “yemek molası güzelliği” gibi kavramları ortaya çıkarmıştır. İnsanlar fazla para harcamadan ve etrafa belli etmeden günlük iş akışını aksatmayacak şekilde yapılan estetik girişimlere çok sıcak bakmaktadırlar.

Çene altı yağ fazlalıkları bizim toplumumuzda gıdı batı toplumunda ise çift çene (double chin) olarak adlandırılır. Tedavisinde buradaki yağların liposuction ile alınması en sık başvurulan yöntemdir. Ancak bu yöntem lokal anestezi ile (uyutmadan) yapılsa bile bir ameliyathane gerektirmektedir ve ameliyat sonrası morlukların kaybolması bir iki hafta gibi bir zaman alır. Oysa bu bölgeye yağları eriten bir madde enjektör ile verilse ve yağlar kendiliğinden herhangi bir görüntü bozukluğu yapmadan kaybolsa ne kadar iyi olurdu. Yağların enjekte edilen bazı maddeler ile eritilmesi fikri eskidir ve bu konudaki çalışmalar tüm hızı ile devam etmektedir. Lipoliz (lipolisis) denilen bu olay vücudumuzda sürekli olarak yaşanmaktadır. Gıda ile aldığımız yağlar safra içinde bulunan bazı maddeler ile parçalanmakta ve bağırsaktan emilebilir hale gelmektedir. Bu erimeyi sağlayan deoksikolik asid (deoxycholic acid) vücuttaki yağları ameliyatsız eritmek için kullanılmış ancak istenilen başarı elde edilememiştir. Yakın zamanlarda üretilen ATX-101 maddesi bu konuda bir ilerleme sağlamıştır. Laboratuarda saf olarak üretilen deoksikolik asit  kullanılarak geliştirilen bu ilaç çene altı yağların eritilmesinde denenmekte ve iyi sonuçlar alınmaktadır. Araştırmalar bu yönde olumlu olarak devam ederse ATX-101 maddesinin bir yıldan daha kısa süre içinde piyasaya sürülmesi ve çene altı yağların eritilmesi için kullanılması beklenmektedir.

Bıçaksız estetik veya batılıların işgalci olmayan (non invasive) estetik dedikleri bu yöntemin çok tutması ve yaygınlaşması tesadüf değildir. Eskiden yalnız biz estetik cerrahların yapabildiği masraflı ve derinlemesine cerrahi bilgi isteyen ameliyatların yerini bir enjektör ile muayenehanede verilebilen maddeler veya bir aletten çıkan ışınlar almıştır. Laser ve diğer ışın kaynaklı cihazlar giderek ucuzlamakta ve kullanımları kolaylaşmaktadır. Bu cihazların çoğu herhangi bir odada hastaya hiçbir uyuşturucu vermeden uygulanabilmekte ve seans sonunda hasta görüntüsünde bozulma olmaksızın günlük içine dönebilmektedir. Bu tip işlemlerin kısa sürede yapılabilmesi çalışanların yemek saatinde ortadan kaybolup yüzüne laser veya botox yaptırdıktan sonra kimseye farkettirmeden işlerine geri dönmelerine olanak sağlamıştır. Yemek molası estetiği bu durumu mizahi olarak anlatan bir deyiştir.

Bıçaksız estetik daha önce hayal bile edemiyeceğimiz girişimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır:

  • Terleme nedeni ile saç stillerinin bozulmasından rahatsız olanlar saç içine botox yaptırmaktadırlar.
  • Poker oynarken yüz ifadelerinin anlaşılmamasını isteyenler yüzlerini botox ile ifadesiz hale getirmektedirler. Espri anlayışı yüksek olanlar bu işleme Pokertox (poker ve botox’un birleştirilmiş hali) adını vermişlerdir.
  • Baldırları adeleli ve kalın olan kadınlar uzun çizmeler giyebilmek için baldır kaslarına botox yaptırarak inceltmektedirler.

Eğer duymadı iseniz son zamanlarda erkeklerin başvurduğu bir estetik hayretten ağzınızı açık bırakabilir: Torba ütüleme estetiği. Scrotum denilen ve erkeklerin yumurtalarını taşıyan torbanın kıllı ve buruşuk bir derisi vardır. Tüy dökücü ve deri sıkılaştırıcı laserler ile bu bölgeyi gergin ve parlak derili bir hale getirmeyi vaad eden güzellik merkezleri mevcuttur ve hatırı sayılır paralar vererek bu işi yaptıran erkek müşterilerin varlığından bahsedilmektedir.

Bilimsel çalışmalar ve teknolojik cihazlar geliştikçe insanların gelecekte estetik için neler isteyebileceklerini tahmin etmek çok zorlaşmıştır ve muhtemelen bu isteklerin herhangi bir sınırı olmayacaktır. Ancak bunun getirdiği bir tehlikeden de haberdar olmalıyız. Ameliyatsız estetiğin popüler olması bu konuda harcanan paranın dikkat çeken seviyelere yükselmesine yol açmıştır. Paranın olduğu her yerde iş adamları devreye girer. İştah kabartan estetik pazarı uzman hatta hekim bile olmayan pek çok kişinin bu işleri yapmak için kolları sıvamasına yol açmıştır. Ülkemizde ve dünyada saç ekimi yapan iktisat mezunlarının, botox yapan kuaförlerin, liposuction yapılan spa’ların varlığı bilinmektedir. Hükümetler bunlar ile mücadele için kanunlar çıkartsalar da her zaman açıklar bulunmaktadır. Bazı estetik merkezlerinde diplomalı bir hekim sorumlu gösterilmekte ancak birçok işlem aslında yetkisiz kişilerce yapılabilmektedir.

Bıçaksız estetik giderek yaygınlaşsa bile bu girişimlerin de bir riskinin olabileceği daima hatırda tutulmalıdır. Sizlere önerimiz basit olduğunu düşünseniz bile her türlü estetik işleminizi diplomalı bir plastik cerrahi uzmanına yaptırmanızdır.

//

Kök hücreler geleceğe dair mucizeler mi vadediyor?

Gazetelerde çıkan mücizevi iyileşme haberleri kök hücrelerinin sıradan insanlar tarafından bile tanınmasını sağladı. Şeker hastalığı, kalp hastalıkları, felç ve bunamanın kök hücreler ile tedavi edilebileceği konusundaki umutlar canlılığını korurken bu hücrelerden laboratuvarlarda yeni organlar üretmek çabası tüm hızıyla devam etmektedir.

Günümüz dünyasının hızlı büyüyen ekonomik çarklarından biri olan güzellik sektörü bu pastadan payını almak için kolları sıvadı. Kök hücre ile yüz güzelleştirme, kök hücre ile gençleştirme vs gibi isimler altında bu hücreler bir gençlik pınarı gibi gösterilmeye başlandı.

Kök hücre nedir?

Bilimsel olarak “stem cell” olarak isimlendirilen kök hücreler esas olarak yumurta (embryo) da bulunurlar. Ancak gelişme tamamlandıktan sonra da vücutta kök hücrelerin varlığı gösterilmiştir.

Kök hücreleri diğerlerinden ayıran en önemli özellikler şunlardır:

  1. Kök hücreler herhangi bir aidiyet göstermezler. Yani kas hücresi, sinir hücresi, kan hücresi deri hücresi gibi bir farklılaşmaları yoktur.
  2. Kök hücreler uzun süre bulundukları bölgede uykuda kalabilirler ancak emir aldıklarında uyanarak bölünüp çoğalmaya başlarlar.
  3. Kök hücreler emir aldıklarında farklılaşmaya başlayabilirler. Yani kas, sinir, kan, deri hücresi gibi bir aidiyete bürünüp bu hücrelerin görevlerini yapmaya başlarlar.

Yara iyileşmesi kök hücre faaliyetlerine iyi bir örnektir. Bir yaralanma olduğunda uyumakta olan hücreler uyanmakta, hızla çoğalmaya ve farklılaşmaya başlamaktadırlar. Yaralanmanın olduğu bölgede toplanıp bozulan dokuların onarımını sağlamakta ve işleri tamamlandığında çoğalmayı durdurup tekrar uyku haline dönmektedirler. Hayatta kalmamızı sağlayan bu mükemmel mekanizmanın nasıl yürüdüğü henüz çözülememiştir.

Günümüzde kök hücre tedavisi başlangıç aşamasındadır. Damardan verilen veya düzeltilmesi istenen bölgeye enjekte edilen kök hücrelerin burada hayatta kalması, çoğalması ve bozuk olan şeyleri onarması beklenmektedir. Görev tamamlandıktan sonra da kök hücrelerin uykuya geçmesi umulmaktadır. Ancak bu kök hücrelerin kendilerine verilen görevi nasıl anlayacakları henüz bilinmemektedir.

Örnek verecek olursak hastalıklı bir kalp kası içine verilen kök hücrenin bu kastaki hastalığı nasıl anlayıp nasıl tedavi edeceği bilinmemektedir. Kök hücrelerin çok akıllı oldukları ve kalp kasındaki bozukluğu kendiliğinden anlayıp düzelteceği varsayılmaktadır. Ayni kök hücreler beyin dokusuna verildiğinde hasarlı beyini farkedip onaracağı ama sağlam beyinde herhangi bir faaliyet yapmayacağı varsayılmaktadır.

Bütün bu varsayımlarda kontrolun nasıl sağlanacağı bilinmemektedir. Hasta bölgeyi iyileştirme özelliği olduğu düşünülen kök hücrelerin sağlam dokuda kontrolsüz üreme (yani kanser) yapmaması için nasıl bir önlem alınması gerektiği bilinmemektedir.

Kök hücrelerin yağ dokusunda da bulundukları gösterilmiştir. Yağ enjeksiyonu yapılan bölgelerde deride gözlenen yenilenme ve tazelenmenin kök hücrelerden kaynaklandığını düşünenler vardır. Bu konudaki çalışmalar devam etmekle birlikte henüz sonuçlanmamıştır.

Özetliyecek olursak geleceğin mucize tedavisi olarak bilinen kök hücrelerin bugün emekleme aşamasında olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Ayni kök hücrelerin yüze verilince gençleşme sağlayacağını, saça verildiğinde dökülmeyi önleyip yeni saç çıkmasına yol açacağını ve felçli bölgeye verildiğinde felçi düzelteceğini beklemek günümüzde fazla iyimserliktir.

Prof. Dr. Ege Özgentaş kök hücre tedavilerini estetik amaçlı yağ enjeksiyonları ile sınırlı tutmaktadır.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Şişmanım ama sağlıklıyım diyenlere

Kadın güzelliği söz konusu olduğunda şişmanlık ve estetiğin birbiri ile bağdaştığı pek söylenemez. Ayni şey erkek için de geçerlidir. Gelişen toplumlarda şişmanlık ciddi şekilde artmaktadır.

Şişmanlık bir hastalık mıdır?

Pek çok şişman kişinin kan tablosunun normal olmasına, şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalığı veya başka bilinen sağlık sorununun olmamasına bakılarak an itibariyle bunların sağlıklı oldukları söylenmektedir. Obezitenin bir hastalık olarak kabul edilmeye çalışıldığı günümüzde obez ama sağlıklı denilebilecek kişilerin varlığı kafa karıştırmaktadır. Sağlıklı obezlik şişmanlar için bir teselli kaynağı olmakta ve obezitenin hafife alınmasına yol açmaktadır.

Bilimsel bir dergide Ocak 2015 te yayınlanan bir araştırma çarpıcı gerçekler ortaya çıkarmıştır. Sağlıklı görünen şişmanların üçte birinin 5 yıl içinde sağlığı bozulmakta ve ileri yıllarda bu oran belirgin şekilde artmaktadır.

Şişmanlık normal sayılabilecek bir durum değildir. Obezlik ise tehlikelidir. Obezlerin geçici olarak sağlıkları normal olabilir. Ama yıllar içinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Şişmanlık ve obezite kader değildir. İstenirse normal kilolara zayıflamak mümkündür. Yakın dönemde obezlik sınırından normal kiloya dönen bir hekim olarak bunun sağlıktaki olumlu etkilerini açık şekilde görmekteyim. Şişmanlık ve obezite hem sağlık hem de estetik açısından uygun değildir. Tedavisinde önce zayıflama daha sonra da zayıflamaya bağlı estetik sorunların düzeltilmesi gelmektedir. Bu konuda biz estetik cerrahlar çeşitli işlem ve ameliyatlar ile yardımcı olmaktayız.

Konu ile ilgili bağlantılar:
Kilo vermek çok mu zor?
Aşırı şişmanlık ve estetik
Fazla yağlardan nasıl kurtuluruz?

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

İri göğüslerin modası geçiyor mu?

Son bir yıl içinde İngiltere başta olmak üzere Avrupa’da kadınlar arasında iri göğüslere olan ilgi azalmaya başladı.

İngiliz Mirror gazetesinin haberine göre ünlü model ve şarkıcı Katie Price’ın meme küçültme ameliyatı olmasının ardından Victoria Beckham’da göğüslerini küçültmeyi düşündüğünü açıklamıştır. İngiltere’de bu yıl yapılan meme büyütme ameliyatları geçen yıla göre yarı yarıya düşmüştür. Buna karşılık meme küçültme ameliyatlarında belirgin artış gözlenmiştir.

Geçtiğimiz yıllarda Amerika başta olmak üzere tüm dünyada kadınlar arasında normalden daha iri memelere karşı bir ilgi yaratıldı. Son derece zayıf yapıda olan kadınlar bile gövdelerine zor sığacak kadar iri memelere sahip olmayı arzuladılar. Muhtemelen moda tekrar doğal güzelliği farketmeye başladı.

Kadınların cinselliğini belirleyen göğüsleri ve kalçalarıdır. Sıfır kalçalı ve dev memeli kadın dönemi herhalde yerini dolgun kalça ve normal boyutlarda göğüsleri olan kadınlara bırakacak. Son yıllarda kalça estetiğine verilen önem ve büyük memelerin normale getirilmesi bunu işaret ediyor.

Yalnız burada göğüsleri çok az gelişmiş kadınları ayırmak gerekir. Güzel bir kadının normal boyutlarda göğüslerinin olması gereklidir. Bu nedenle dünyadaki moda ne olursa olsun küçük göğüslerde meme büyütme ameliyatları yapılmaya devam edilecektir. Sadece abartıdan vazgeçilecektir.

Göğüs (Meme) Estetiği

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Selfie çılgınlığı estetik cerrahiyi nasıl etkiledi?

Cep telefonlarının kameraları geliştikçe bunlarla kendi resmini çekme işlemi yani selfie giderek yaygınlaşıyor. Genellikle öz güven sahibi olan ve yüz görüntüsünü beğenen kişiler sık sık yüz selfie’leri çekerek sosyal mediada paylaşmakta ve bir şekilde güzellikleri ile gurur duydukları mesajı vermektedirler.

Özellikle adolesan çağındakiler arasında yaygın olan selfie komedyen Ellen DeGeneres’in Oscar törenindeki selfie’si ve Danimarka başbakanı Helle Thorning-Schmidt’in Amerikan Başkanı Barac Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron ile birlikte çektirdiği selfie tüm dünyada en çok paylaşılan fotoğraflar arasına girmiştir.

Ancak selfie çekip paylaşmaya istekli olmayanlar da var. Yüz görüntülerini beğenmeyen kişiler selfie paylaşma konusunda çekingen davranabilmektedirler. Bu kişiler selfie paylaşan arkadaşlarının yanında eziklik hissetmemek için imkanları var ise estetik ameliyat ile rahatsız oldukları görüntülerini düzelttirme arayışı içine girmişlerdir.

Reuters haber ajansına göre selfie modası çıktıktan sonra Amerika’da burun estetiğine olan istek artmıştır. Bu modadan yararlananlar yalnızca estetik cerrahlar ile sınırlı kalmamıştır. Makyaj uzmanları da selfie modasının yaygınlaşması ile kendilerine olan başvuruların arttığını belirtmişlerdir.

Teknoloji ve sosyal medya bütün kızı ile günlük yaşamımızı derinden etkilemeye devam etmektedir.

Burun estetiği
Yüz estetiği

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Uzun yaşamanın en son keşfedilen sırrı: Kendini genç hissetmek

İnsanların medeniyet kurduğu onbinlerce yıldan bugüne ilk öğrendikleri ve hiç değimeyen gerçek her canlının bir gün öleceğidir. Buna karşılık uygarlıktaki ilerleme ile birlikte insan ömrünün giderek uzadığı da bir gerçek.

Sağlıklı ve uzun yaşam konusunda her gün yeni bilgiler ediniyoruz. Son olarak JAMA intenal medicine isimli bilimsel dergide yayınlanan bir araştırma kendisini gerçek yaşından daha genç hisseden insanların diğerlerinden daha uzun yaşadığını göstermiştir.

Kendini olduğundan daha genç hissedenler genellikle hayata iyimser açıdan bakan, kendine güvenli ve vücut görüntüleri ile barışık insanlardır. Diğerlerinden daha uzun yaşamalarının nedeni tam olarak bilinmese de  bu, stres ve hayatın güçlükleri ile daha iyi başa çıkabilme becerileri sayesinde olabilir.

Bir insanın kendisini olduğundan daha yaşlı hissetmesinin sebeblerinin başında sağlık sorunları ve vücut görüntülerinden mutsuz olmaları gelir.

Estetik cerrahi ile daha barışık olacağınız bir görüntüye kavuşmanız kendinize güveninizi arttıracağı gibi ruh sağlığınız ve belki de yaşam sürenizde size olumlu katkılar sağlıyacaktır.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);