Aşırı şişmanlık ve estetik

Aşırı kilolu olma tıp dilinde obezite, halk arasında ise şişmanlık olarak bilinir. Genellikle ağırlığınız boyunuzun santim kısmından fazla değilse normal kiloda sayılırsınız. Örnek verirsek 175 sm boyundaki bir kişi 75 kiloya kadar  normal ağırlıkta kabul edilir. Bilimsel olarak boy ve ağırlık arasında bir oran olması gerekir. Bu oran BMI olarak bilinir.  Vücut kütle göstergesi (veya indeksi) diye adlandırılır. İnternette “BMI calculator” olarak arama yaparsanız çok sayıda sitede boy ve kilonuza göre bu hesabın kolayca yapılabildiğini görürsünüz. Örnek verecek olursak 175 cm boyunda ve 75 kg ağırlığındaki bir kişinin BMI değeri 24,5 dir.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) na göre BMI değeri 24,9 a kadar olan kişiler nomal kilolu, 25 veya daha fazla değeri olan kişiler ise fazla kiloludur. Fazla kilolu olmak obez olmak anlamına gelmez. Ancak BMI değeri 30 veya daha yukarısında ise böyle kişiler obez olarak tanımlanır. Örnek vermek gerekirse 175 cm boyundaki bir kişi 76 kg a kadar normal iken 77 kg da fazla kilolu olmaya başlamakta ve 92 kiloya geldiğinde obez kabul edilmektedir.

Obezlik kendi içinde üç dereceye ayrılır. Birinci derece obezlik BMI 30 da başlar. İkinci derece obezlik BMI 35 de başlar. BMI 40 veya üzerine üçüncü derece obez denilir. Gene örnek verecek olursak 175 cm boyundaki bir kişi 92 kilo ise birinci derece obez, 108 kiloya geldiğinde ikinci derece obez ve 123 kiloya çıktığında ise üçüncü derece obez kabul edilmektedir. BMI değeri yükseldikçe şişmanlığın zararlı etkileri de artmaktadır.

Biz estetik cerrahlar şişmanlara belli bir düzeyde yardımcı olabilmekteyiz. Büyük memeleri küçülterek, şişman ve sarkmış karnı toparlayarak ve fazla yağları alarak vücut görüntüsünü daha hoş bir hale getirebiliyoruz. Ancak bu ameliyatların hiçbiri aşırı yüksek BMI değerlerini normale getiremez. Başka bir deyişle çok şişmanlar estetik ameliyatlar ile normal kilolara gerileyemezler.

Şişmanlığın en iyi tedavisi diyet ve düzenli egzersiz ile fazla kilolardan kurtulmaktır. Gerçek hayatta bunu herkes başaramamaktadır. Şişmanlık tedavisi için sindirim sisteminde değişiklikler yapan çeşitli ameliyatlar vardır. Bu ameliyatlar çok etkili bir biçimde zayıflama sağlar fakat estetiğin dışında genel cerrahiyi ilgilendiren ameliyatlardır.

Şişmanlıktan normal hale dönüş sağlık üzerinde çok olumlu etki yapar ancak vücut görüntüsünü bozabilir. İleri derecede kilo vermiş kişilerde deride ve vücut parçalarında sarkmalar ortaya çıkar. Bu sarkmaların derecesi verilen kilo miktarı ile orantılı olarak artar.

Burada bir konuyu yanlış anlamamak gerekir. Vücudum bozulmasın diye fazla kilo vermeyin demiyoruz. Normal düzeylere (yani BMI 25 veya altına) gelene kadar zayıflamak gereklidir. Söylemek istediğimiz fazla kilolar zayıfladıktan sonra bile estetik sorunlara yol açtığı için mümkünse baştan kilonuzu çok arttırmamak için önlem almanızdır. Eğer kilonuz kontrolsuz bir şekilde artıyor ise daha ikinci derece obez iken mide küçültme veya daraltma operasyonlarını düşünmeye başlamalısınız.

Aşırı kilolardan kurtulan herkese ihtiyacı var ise sarkma ameliyatları yapılır. Ancak ciddi merkezlerde yapılan çalışmalar 45 kilo veya daha fazla zayıflamış kişilerin estetik ameliyatlarının sorunlu olmaya başladığını göstermiştir. Bu nedenle size önerimiz normal kilonuzun 40 veya daha fazlası üzerine çıkmadan gerekli önlemleri (diyet veya mide ameliyatları) alarak zayıflayın. Bu durumda sarkmaları düzeltmek için yapılacak estetik ameliyatlar daha güvenli olacaktır.

Günümüzün en ciddi hastalığı olan şişmanlık sağlığımızı ve güzelliğimizi tehdit etmektedir.


//

Estetik hayatımızı nasıl etkiler?

Görüntümüz ve güzelliğimiz sosyal hayatımızı derinden etkiler. İnsanlar tarih boyunca daima güzel olanlara daha fazla değer vermişlerdir.

Sosyal hayatımız çocukluğumuzda şekillenmeye başlar. Daha okul çağında bile yüzünde yara izi, leke gibi dikkati çeken farklılıkları veya kepçe kulakları olan çocukları arkadaşları çeşitli şekillerde rahatsız etmeye başlarlar.

Erişkin yaşa gelindiğinde fiziksel olarak güzel ve eksiksiz olanlar sosyal kabul görme açısından akranlarından bir adım önde olmuşlardır.

Burnunun çirkin olduğunu düşünen gençlerin bazıları içine kapanmakta ve özellikle karşı cins ile arkadaşlık kurmada zorluk yaşabilmektedirler. Estetik burun ameliyatı sonrası bu kişilerin sosyal hayatları çok hızlı bir şekilde olumlu yönde değişmektedir. Güzellik insana güven veren önemli bir unsurdur. Ameliyat sonrası kendilerini güzel gören gençler davranışları ile kendilerinden emin olduklarını etrafa daha iyi hissettirmektedirler. Bunun güzel örnekleri pek çok hastamızın burun ameliyatı sonrası kısa sürede nişanlanmaları, evlenmeleri veya kendilerine iş bulmalarında açıkça görülmektedir.

Yaşlanma insan hayatını bir çok yönden etkilemektedir. Ticari hayatın ve serbest rekabetin acımasızca kurallarını yürüttüğü günümüzde firmalar yetenek yanında fiziksel görünüme de önem vermektedirler. Ayni yeteneklere sahip iki adaydan daha güzel veya daha genç olanı tercih edilmektedir. Özellikle yaşlı veya düşkün görüntü önemli pozisyonlar için başvurduğunuzda bir dezavantaj olmaktadır. Bu nedenle çok sağlıklı olsalar bile pek çok yönetici veya çalışan belli bir yaştan sonra işini kaybetmemek veya daha gençlere kaptırmamak için estetik ameliyatlar ile daha hoş ve dinamik görünme çabası içine girmektedirler. Bu çabalar olumlu sonuçlar verebilmektedir.

Bize başvuran bazı hastalarda sıklıkla şu söylemleri duymaktayız: “Eşim beni daha genç ve güzel biri için terk etmek üzere. Lütfen bana gerekli tüm estetikleri yaparak tekrar genç görünümümü ve güzelliğimi sağlayın ki onu bu yüzden kaybetmeyeyim”. Burada hemen şunu belirtmeliyiz: Estetik ameliyatlar kişiyi daha güzel ve genç görünümlü yapabilir. Ama bu bozuk giden aile ilişkilerini düzeltmez.

Estetik ameliyatlar için en uygun adaylar bunu başkaları için değil kendileri için isteyen adaylardır. Kendileri gerekli görmediği veya istemediği halde anne babaları, arkadaşları veya eşleri ısrar ettiği için estetik isteyen adaylar ameliyat edilmeden önce dikkatli bir şekilde incelenmelidir.

Özetliyecek olursak estetik genel olarak hayatımızı iyi yönde değiştirir. Kendine güven ve sosyal girişkenlik artar. Ancak estetik kötü giden ilişkileri veya ticari başarısızlıkları düzeltemez.

Estetik Cerrahi Nereye Gidiyor?

Dünyada Estetik Cerrahi’nin Yönü

Dünya Estetik Plastik Cerrahi Derneği (International Society of Aesthetic Plastic Surgery – ISAPS) estetik ile ilgili 2013 yılı istatistiklerini yakın bir zaman önce açıkladı.

Bu veriler içinde en çarpıcı olanı İran’ın estetik cerrah sayısı açısından 226 ile 27. sırada olmasına karşın yapılan estetik işlemlerin sayısı açısından dünyadaki ilk 10 ülke arasına girmiş olmasıdır. Türkiye’nin bu listede ilk ona giremediğini de belirtelim.

İkinci çarpıcı nokta ise Almanya’nın penis büyütme ameliyatlarında dünyada ilk sırada olmasıdır. Hemen dikkat çeken bu noktaya Fortune dergisi şu şekilde yer vermiştir:
“Büyütme savaşları: Almanya Penis Büyütme Masasının Başında Oturuyor.
II. Dünya Savaşında “büyüme savaşı” başlatan ülke şimdi başka bir “büyüme savaşı” nın  başını çekiyor.”
Yazıyı okumak için tıklayınız.

Dikkat çeken üçüncü çarpıcı nokta kalça büyütme ve kaldırma ameliyatlarının Brezilya, Meksika ve Amerika başta olmak üzere tüm dünyada hatırı sayılır derecede artmış olmasıdır. Ayrıca vajina gençleştirmesi ve estetiği ameliyatlarında da bir artış mevcuttur.

Kadınlarda en sık yapılan 5 estetik ameliyat:

Erkeklerde en sık yapılan 5 estetik ameliyat:

Kadınlar daha çok meme ve vücutlarının görüntüsüne yönlenirken erkekler burun ameliyatını ilk sırada tercih etmektedirler. Her iki cinste de cinsel organlara yönelik estetik işlemlerde artış vardır. Ameliyatsız güzellik işlemleri ise tüm dünyada estetik ameliyatların biraz önüne geçmiş durumdadır ve sayıları giderek artmaktadır. Bu işlemleri kısaca açıklar isek:

Ameliyatsız Estetik İşlemleri:

Günümüz dünyasında özellikle kadınlar vücut hatlarının belirgin olmasını istemektedirler ve ameliyat masasına yatmadan güzelleşme fikri insanlara giderek daha cazip gelmektedir.

Bromelain’in estetik cerrahide kullanım alanları

Estetik Cerrahide Bromelain

Ananas (pineapple) dünyamızda belli bölgelerde yetiştirilmesine karşın hemen her ülkede bilinen bir bitkidir. Meyvesi ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın bir çok yerinde tüketilir. Bazı ülkelerde yapraklarından hazırlanan iplik tekstil sanayiinde kullanılır.

Ananas meyvesi direk yenilerek, suyu sıkılarak, şeçitli şekillerde pişirilerek veya diğer gıdalara karıştırılarak kullanılır. Bilinen en iyi manganez (vücut için gerekli bir metal) kaynağı ve zengin bir C vitamini kaynağıdır.
Ananasın bir diğer özelliği ise yararlı bir bitkisel ilaç kaynağı olmasıdır. Geleneksel olarak çeşitli toplumlarda birçok hastalığa(kolit, adet bozuklukları, ağrı ve bölgesel iltahaplar) karşı ağızdan alınarak veya dışardan tatbik edilerek kullanılmıştır.

Bilimsel çalışmalar ananas bitkisinde bulunan bromelain denilen bir madde üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu madde içinde proteinleri parçalayan ve sindiren enzimler bulunmaktadır.

1950 lerden itibaren bromelain maddesi çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanılmıştır.

Bromelain’in bilinen tıbbi etkileri

Su toplanmasını önleyici (ödem çözücü) etkisi:

Çeşitli nedenler ile bir bölgede su toplanır ise buna ödem adı verilir. Ödem ağrı ve iltahap ile birlikte veya yalnız başına olabilir. Görüntü bozukluğu dışında bazı durumlarda iyileşme üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Hayvan deneylerinde Bromelain ödem sıvısının bölgeden uzaklaşmasına yardımcı olduğu ve şişliği azalttığı gösterilmiştir.

İltahap (enflamasyon) önleyici etkisi

İltahap her türlü yaralanmadan sonra yaralı bölgeye kandaki akyuvarların gelmesi ile ortaya çıkan bir durumdur. Yaralanmalara örnek olarak ameliyat, darbeler, kazalar, mikropların üremesi ile ortaya çıkan bozuklukları sayabiliriz. Bazan iltahap romatizmal hastalıklarda olduğu gibi bilinen bir yaralanma veya mikroplara bağlı bir faaliyet olmadan da iltahap ortaya çıkabilir. Hafif derecede iltahap yara iyileşmesi için yararlı olmakla birlikte fazlası ağrı, şişlik, doku harabı ve sekellere yol açarak zarar verir. Hayvan deneyleri bromelain’in iltahabı azalttığı ve anti-enlamatuar madde (pek çok ağrı kesici ilaç anti-enflamatuardır) gibi etki ettiğini göstermiştir.

Pıhtılaşmayı azaltıcı etkisi

Bromelain maddesinin pıhtılaşmayı yavaşlatıcı etkisi laboratuvar çalışmaları ile gösterilmiştir. Bu etki özellikle ameliyatlardan sonra pıhtılaşmaya bağlı istenmeyen durumların önlenmesine yardımcı olmaktadır.

Bromelain maddesi ağızdan alınan ilaç halinde bazı ülkelerde piyasaya sürülmüştür. Ülkemizde üretilen veya ithal edilen ilaçlar arasında yoktur. Kolit ve romatizma hastalıklarında kullanımı oldukça eskidir.

Estetik cerrahi bu ilacı son yıllarda keşfetti. Estetik ameliyatlar genellikle sorunsuz iyileşirler. Ancak ameliyatlardan sonra ortaya çıkan morluk ve şişlik sosyal hayatı bir süre olumsuz etkiler. Özellikle burun ve göz çevresi gibi görünen bölgelerin estetik ameliyatları sonrası bir süre kişiler kendilerini gizlemek gereği duyarlar. Bromelain maddesinin yukarıda da belirtilen şişlik ve morlukları çabuk azaltma özelliği estetik ameliyatlar sonrası kullanımını özendirmektedir. Göz çevresi be burun bölgesi ameliyatı geçiren kişilerin sosyal hayata biran önce katılma isteği karşısında estetik cerrahlar ameliyat ameliyat ettikleri hastalara bromelein tabletleri yazmaktadır.
Yan etkisi bugüne kadar tesbit edilemiyen bromelain’in etkinliği henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamış olmakla birlikte özellikle estetik ameliyatlar sonrası kullanımı giderek artmaktadır. Hemen aklımıza gelen bir soru ülkemizde satılmayan bu ilaç yerine ananas yemek veya suyunu içmek ayni etkiyi yapar mı? Bunun yanıtı tam olarak bilinmiyor. Çünki bromelain maddesi ananas bitkisinin meyvesinde de olmakla birlikte gövdesinde daha fazla ve ticari olarak bitkinin gövdesinden üretiliyor.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Burun Estetiğinde Yağ Dolgusunun Yeri

Burun Estetiğinde Yağ Dolgusu

Yüz estetiğinde çığır açan dolgu maddeleri başlangıçta burun estetiğinde fazla yer bulamadı. Bunun nedenleri yüz bölgesinin aksine burun derisinin ince olması, altında yok denecek kadar az bir yağ tabakası olması ve burun şeklini esas olarak kıkırdak ve kemik yapıların belirlemesi idi.

Başarısız sonuçlanan burun estetiklerinde daha sonra yeni bir ameliyat ile burun şekli düzeltilebilir. Ancak bu düzeltme ameliyatları sınırsız sayıda yapılamaz. Her estetik burun ameliyatından sonra burun derisine giden kan miktarında azalma olur. Deneyimli ellerde bu azalma önemsenmeyecek kadar az olabilir. Ancak özensiz yapılan ve tekrarlayan burun ameliyatları sonrası burun derisi ciddi zarar görebilir.  Bu şekilde derisi sağlıklı olmayan ve yıpranmış burunlarda yeni estetik ameliyatlar risklidir. Sağlığını kaybeden deri ameliyat sonrası çürüyebilir ve tolere edilmesi güç görüntü bozuklukları ortaya çıkartabilir.

İyi sonuç alınmayan burun ameliyatlarının düzeltilmesi için genellikle eksik dokuların yerine konulması gereklidir. Eksik dokular ise kemik ve kıkırdak olduğu için çok kez burun sırtına bu dokulardan oluşan bir yama konulma işlemi yapılır. Vücuttan alınıp burun içine konulan kemik veya kıkırdak yamaların tutması yani çevre dokulara damar kökleri ile bağlanıp yaşaması için etrafında kan damarlarından zengin bir ortamın olması gereklidir. Oysa her bir ameliyat burundaki kan damarlarının sayısını azaltır. Burun derisi en fazla kan damarı içeren bir organ olmasına rağmen yıpranır. Yakın zamana kadar yıpranmış burun derisini tekrar canlandıracak ve kalınlaştıracak bir seçenek yok idi.

Son yıllarda kişinin kendisinden alınan yağ dokusunun başka bölgelere verildiği zaman üzerindeki derinin canlılığını belirgin olarak arttırdığı bilinmektedir.

Amerikan Estetik Cerrahi Derneğinin dergisinde yayınlanan bir çalışma (1) tekrarlayan yağ enjeksiyonlarının burun derisindeki hasarlara çare olabileceği göstermiştir. Geliştirilen bu yöntemde hastanın kendi yağı alınmakta ve daha sonra özel bir borucuk (kanül) içinden burun derisi altına enjektör ile verilmektedir. Yağ enjeksiyonunun ileride tekrarlanabileceği dikkate alınarak ilk operasyonda fazla miktarda yağ alınmakta ve ihtiyaç kadarı kullanıldıktan sonra kalanı donmuş durumda saklanmaktadır. Yayınlanan makalede 5 yılda bu yöntemle tedavi edilen 300 den fazla hastanın sonuçları açıklanmıştır. Burun derisindeki hasarı onarabilmek için bazı hastalarda bir kez yağ enjeksiyonu yeterli olurken ileri hasarlı derilerde iyi sonuç almak için aralıklı olarak 2 ile 6 arasında,  aşırı derecede hasar görmüş derilerde ise daha fazla sayıda yağ enjeksiyon gerektiği belirtilmiştir. Yağ dokusunun iyileştirici etkisi ile burun derisi sağlıklı bir hale geldiken sonra eğer gerekiyorsa ilave estetik ameliyat risksiz olarak gerçekleştirilebilmiştir.

Yağ hücrelerinin gençleştirici ve iyileştirici özelliği burun estetiğinde yeni olanaklar ortaya sunmaktadır. Birkaç kez başarısız estetik geçirdikten sonra derisi yıprandığı için artık düzeltilemez kabul edilen burunlar için tedavi şansı oluşmuştur.

İlgili Yazılar:

(1) O. Onur Erol. Microfat Grafting in Nasal Surgery. Aesthetic Surgery Journal. July 2014 34: 671-686,


//

Meme Protezleri Vücutta Ne Kadar Kalabilir?

Meme Protezleri Ömür Boyu Kalır mı?

Silikon meme protezi ile göğüs büyütme ameliyatı yaptıranların çok merak ettikleri konu bu protezlerin vücutta ne kadar kalabildikleridir.

Protez üreticileri bu ürünleri geliştirirken ömür boyu vücutta kalmalarını sağlamayı amaçlamışlardır. İlk silikon protez 1963 yılında piyasaya sürülmüştür ve bunları kullanan pek çok kişi protezleri ile ilgili bir sorun yaşamadan ömürlerini tamamlamıştır. Günümüzde üretilen protezler ilk öncülerine göre çok daha saf ve güvenilir yapıdadırlar ve sorun çıkartmadan ömür boyu kullanılma olasılıkları daha yüksektir.

Ancak ne kadar güvenli olurlarsa olsunlar silikon meme protezleri vücut için yabancı maddelerdir ve nadir de olsa zamanla sorun çıkartabilirler.

Silikon protezlerin muhtemel sorunları

Kapsül (sertleşme)

Bazı durumlarda bünye yerleştirilen protezi istenmeyen bir cisim olarak algılar ve onu vücudun diğer kısımlarından ayırmak ve hapsetmek ister. Bunu gerçekleştirmek için protezin etrafında koza gibi bir duvar örmeye başlar. Bu duvarı kollajen denilen iplikler ile örer. Tıp dilinde kapsül adı verilen duvar fibröz doku (nedbe dokusundaki madde) ile inşa edilir. Kapsül ince ve yumuşak ise fark edilmez ve sorun çıkartmaz. Ancak kapsül bazı durumlarda kalınlaşıp büzüşmeye ve daralmaya başlayabilir. Bu durumda içine aldığı protezi sıkıştırmaya başlar. Etrafından sıkıştırılan silikon protezin şekli giderek bozulur. Kapsül sert olarak hissedilmeye başlar. Şekil bozukluğu dışarıdan da fark edilecek boyutlarda olabilir. Sertlik olan bölgeye dokunulduğunda ağrı olabilir. Günümüzde ileri teknoloji ile üretilen protezlerde kapsül gelişme oranı azalmaktadır.

Protezin kenarlarda fark edilmesi

Çok ince derili ve meme dokusu yetersiz kişilerde protezin kenarları deri altında kalır ve fark edilebilir. Özellikle yerçekimi etkisi ile ayakta iken protez kenarlarında oluşan kırışıklıklar gözle görülen şekil bozuklukları yapabilir.

Deride incelme

Çok ince derili ve meme dokusu çok az olan kişilerde silikon protezin bazı kısımları deriye yakın kalabilir. Protez itme etkisi ile üzerindeki deriyi zamanla inceltebilir. İncelmiş derinin altından silikon protezin reflesi gözlenebilir. İncelme devam ederse protez deriyi delerek görünür hale gelebilir.

Romatizma benzeri şikayetler

Çok nadir olarak meme protezi konulan hastalarda ateş, halsizlik, eklem ağrıları zayıflama gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir.

Silikon protezin patlaması (yırtılma)

Bu durum genel olarak üretim hatalarından bazen de protezin etrafındaki kılıfın zamanla aşınıp delinmesinden kaynaklanır. Hiç şikayet vermeden kalabildiği gibi kapsül oluşmasına veya romatizmal belirtilere yol açabilir.

Ameliyatların genel komplikasyonları

Kan toplanması (hematom), sıvı toplanması (seroma), iltahap (enfeksiyon), aşırı ameliyat izi kalması (keloid) gibi her operasyonda olabilecek aksilikler meme protezi ameliyatı sonrası da gözlenebilir.

Bu aksiliklerin (komplikasyonların) hepsinin tedavileri yapılabilir ve normal koşullarda hiçbiri hayatı tehdit edecek ciddiyete ulaşmaz.

Meme protezleri ne zaman çıkartılır?

Bazı durumlarda meme protezlerini çıkatmak gerekebilir. Şöyle özetleyebiliriz:

Protezin romatizma benzeri şikayetlere yol açması

Nadir bir durumdur ancak geliştiği takdirde protezin çıkartılması gerekir. Daha çok kalitesiz ve yırtılmış protezlerde gözlenir.

Ciddi kapsül oluşumu

Hem şekil bozuklukluğu hem de ağrı yaptığı için hasta protezlerin çıkartılmasını ve yenisinin konulmamasını isteyebilir.

Hatalı protezler

Bugüne kadar çok az sayıda ticari marka meme protezi güvenlik açısından piyasadan toplatıldı ve uygulandığı hastalara bunları çıkarttırmaları önerildi.

Protezin deriyi delerek görünür hale gelmesi ve/veya enfekte olması

Dış ortam ile temas eden protez enfekte olmuş kabul edilir. Görünür iltahap olmasa bile çıkartılması uygundur. Delik bölge kapandıktan, varsa enfeksiyon ve yara tamamen iyileştikten sonra istenirse yeni protez konulabilir.

Aşırı kilo alma

Fazla kilo alma durumunda protezli meme normalden daha büyük hale gelebilir. Protezlerin çıkartılması hastaya daha normal bir göğüs görüntüsü kazandırır.

Hastanın kendi isteği

Bazı hastalar çeşitli sebepler ile protezlerinin çıkartılmasını talep edebilirler.

Özetleyecek olursak meme protezleri günümüzde göğüs büyütmenin en kolay ve güvenilir yoludur. Her ne kadar seyrek olarak sorun gözlenebilirse de modern protezler ömür boyu vücutta kalmaları için üretilmişlerdir ve bulgular bunu desteklemektedir. Güvenilir firmaların garantili protezlerini kullanmak tavsiye edilir.

Hayat kaynağımız güneş cildimizi nasıl etkiler?

Hepimiz güneş olmadan yaşam olmayacağını ve güneş görmeyen vücutlarda çeşitli hastalıkların ortaya çıktığını biliyoruz. Bunun yanında uzun süre güneşte kalındığında derimizin zarar gördüğünü (en azından yanık yarası olduğunu) da biliyoruz. Belli bir süre güneşte kalan derinin rengi koyulaşır. Beyaz ırkta güneşte esmerleşmiş tenler hemen farkedilir. Eski çağlarda güneşte esmerleşmiş tenler genel olarak açıkta çalışan işçilerde gözlenirdi. Kırsal kesim insanını temsil ettiği için makbul sayılmayan bir durumdu. Buna karşılık aristokrat kadınlar açık renk tenleri ile farklarını hissettirmeye çalışırlardı.

20. yüzyılın ikinci yarısında beyaz ırkta yaz aylarında plajlarda vücutlarını sergileme ve güneşte yanma modası ortaya çıkmıştır. Deniz kenarı ve plajlara gidebilmek belli bir sosyal statü ve ekonomik güç gerektirir. Bu ayrıcalığa sahip olanlar bunu tenlerindeki esmerleşme ile gösterip sosyal olarak ayrıcalıklı oldukları imajı vermeye çalışmışlardır. Bu moda o kadar popüler olmuştur ki teknoloji hemen bundan yararlanmıştır. Solarium adı verilen tesisler açılarak deri rengi teknolojik cihazlar ile koyulaştırılmaya başlanmıştır.

Bütün bu medyatik bilgileri bir tarafa bırakırsak bilim olaya çok farklı yanaşmaktadır. Güneş ışınlarının cildimizi yaşlandırdığı ve kanser olasılığını arttırdığı kanıtlanmıştır.

Güneş ışığındaki zararlı dalgalar

Güneşin zararlı etkisi ultaviyole dediğimiz ışınlardan kaynaklanmaktadır. Ultraviyole güneş ışığında bulunan elektromagnetik bir radyasyondur. Dalga boyu görünen ışıktan daha kısa olduğundan göz ile farkedilemezler. Ultraviyolenin A, B ve C tipleri vardır. C tipi atmosferdeki ozon tabakası tarafından emildiğinden yeryüzüne genellikle ulaşmaz. Bize ulaşanlar daha çok ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınlarıdır.

Ultraviyole A (UVA): Deri renginde değişikliğe yol açmaz. Eskiden fazla zararlı olmadığı düşünülen bu ışının aslında melanoma denilen tehlikeli bir kansere yol açtığı anlaşılmıştır. Derinin daha derin kısımlarına ilerleyebildiği için cildin yaşlanma ve yıpranmasında önemli rol oynar. DNA dediğimiz genetik yapıda indirek olarak değişiklikler yapar. Ultraviyole A camdan ve bulutlardan da geçerek zararlı etkilerini gösterir.

Ultraviyole B (UVB): Güneş altında derimizin renginin koyulaşmasını sağlayan ışındır. Cildin yaşlanma ve eskimesini hızlandırır. Kırışıklıkları arttırır. Çeşitli deri lekelerinin ve kanserlerinin oluşumunu da kolaylaştırır. DNA yapısında direk  olarak değişiklikler yapar.

Ultraviyole C (UVC): Ultaviyole ışınları arasında enerjisi ve zararları en fazla olandır. Mikrop öldürücü etkisi vardır. Genlerde değişiklik ve kanserlere yol açar. Neyseki ozon tabakası ve atmosfer tarafından tamamı emilir ve normal koşullarda yeryüzündeki insanlar için ciddi bir tehlike oluşturmaz.

Güneşin zararlı etkilerinden nasıl korunuruz?

Cildimizin sağlığını ve tazeliğini korumak istiyorsak güneş ışınlarından korunmalıyız. Her insanın günlük hayatında açık havada ve güneş altında geçirdiği zamanlar olmalıdır. Ancak uzun süre güneş altında kalmaktan kaçınmalıyız. Aşırı güneşten korunmak hiç plajlara gitmemek olarak anlaşılmamalıdır. Plaja gitmeden de günlük yaşamımızda aşırı güneşe maruz kalabiliriz.

Aşırı güneşten korunmak için alabileceğimiz basit önlemler şunlardır:

Gölgede olmak: Özellikle ultraviyolenin en fazla olduğu saatlerde (10 ile 16 saatleri arası) güneş altında dolaşmamak gerekir. Ultraviyole A (UVA) camdan geçebildiği için oda içinde veya araba içinde güneş almak da tehlikelidir.

Koruyucu elbiseler giymek: Mecburi olarak güneş altında kalacak isek çıplak olmamaya özen göstermeliyiz. Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve etek etkin şekilde güneşten korur. Sık dokunmuş ve koyu renkli kumaşlar, açık renk ve seyrek dokunmuş kumaşlardan daha koruyucudur. Şapka ve güneş gözlükleri de göz, göz çevresi ve kafa derisini korumakta etkilidir.

Güneş yağı kullanmak: Güneş kremleri güneşin zararlı ışınlarını süzgeçten geçirmek için hazırlanmış maddelerdir. Deri üzerine sürülerek kullanılırlar. Ultraviyole süzücü ajanlar veya güneş ışını bloke edici ajanlar olarak da bilinirler. Piyasada çeşitli türleri vardır. Losyon, jel, krem, sprey vs gibi formlarda olabilirler. Güneş yağlarının hepsi ayni etkiye sahip değildir. Büyük bir kısmı yalnız ultraviyole B (UVB) ye karşı koruma sağlar. Son zamanlarda UVB ye karşı etkili olduğu kadar ultraviyole A (UVA) ya karşı da koruyucu etkisi olan ürünler geliştirilmiştir. Bunlara geniş spektrumlu güneş koruyucular denilir. Güneş yağı alırken her iki ultraviyole ışınından da koruyanlar (geniş etkili-spektrumlu olanlar) tercih edilmelidir.

Güneşten koruma faktörü (SPF): Güneş koruyucuların zararlı ışınları süzme derecesi “güneşten koruma faktörü” (SPF – Sun Protecting Factor) olarak isimlendirilir. SPF sıfırdan başlayıp 100 e kadar değişen rakamlar ile ifade edilir. İyi bir koruma sağlamak için 25 üzerinde SPF  faktörüne sahip bir güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneş koruyucuların etkisi mutlak değildir. Örnek verecek olursak SPF 15 olan bir krem UVB nin % 93 ünü engellerken SPF 30 %97 sini, SPF 50 ise %98 ini engelleyebilmektedir. SPF 100 ün etkinliği %99 dur. Görüldüğü gibi SPF 30 ile SPF 100 arasında çok ufak bir koruma farkı vardır. Güneş yağlarının koruyucu süreleri de sınırlıdır. SPF 30 olana bir güneş yağı sürüldüğünde güneş altında 30 dakika geçirirseniz vücut bunu bir dakika olarak algılayacaktır. Ama ayni yağ ile güneş altında 5 saat kalınırsa vücut bunu 10 dakika olarak algılayacaktır ki kızgın güneş altında 10 dakika az bir süre değildir. Başka bir deyişle nasıl olsa güneş yağı sürüyorum diye saatlerce güneş altında kalınmamalıdır.

Suya karşı direnç: Bazı güneş kremlerinin ambalajlarında suda etkisinin kaybolmadığı yazılabilmektedir. Yapılan testler suya dirençli olduğu söylenen yağların da ıslanma veya terleme durumunda 40 ile 80 dakikada etkisinin kaybolduğunu göstermektedir. Bu nedenle terleme ve suya girme durumlarında bu süreler geçtiğinde yeniden sürülmeleri gerekir.

Güneş yağları nasıl kullanılmalı? Tam koruma sağlanması için güneş yağları güneşe çıkmadan 20 dakika önce sürülmelidir. Yağın cildin açıkta olan bütün kısımlarına yayılması gerekir. Normal koşullarda her 2-3 saatte bir yeniden yağ sürülmelidir. Terleme ve suya girme durumlarında saat başı veya daha sık olarak güneş yağının tekrarlanmasında yarar vardır.

Solariumlar: Güneş yatakları veya güneş lambaları olarak da bilinen esmerleşme cihazları sanıldığı gibi zararsız değillerdir. Bu lambalar ultraviyole A (UVA) ve B (UVB) ışınları verirler. Her iki ışın da deri için zararlıdır. Yaşlandırıcı, yıprandırıcı hatta kanser yapıcı etkileri vardır. Özellikle 30 yaşın altındaki kişiler tarafından kullanıldıklarında ileride melanom olma riski artmaktadır.

Kaynaklar:
Protect Yourself from Too Much Sun This Summer
How do I protect myself from UV rays?

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Fazla Yağlardan Nasıl Kurtuluruz?

Yağ Fazlalıkları

Şişmanlık estetiği bozan en önemli faktörlerden biridir. Asrın hastalığı diye adlandırılan bu durum özellikle gelişmiş ülkelerde  insan sağlığını tehdit etmektedir. Obezite olarak da isimlendirilen aşırı kilolu olma hali tedavisi zor bir durumdur. İlaçlar ve bazı hastalıklar nedeni ile olanları ayırırsak pek çok kişide obezitenin nedeni  günümüzün değişen yaşam koşulları ve beslenme alışkanlıklarımızdır. Gıda sektörü sentetik olarak lezzeti arttırılmış, dayanıklı ve bol kalorili gıdaları özendirmektedir. Modern hayatımızın ayrılmaz parçası olan nakil araçları ve alışveriş merkezleri tüm ihtiyaçlarımıza zahmetsizce ulaşma fırsatı tanımaktadır. Günümüz insanı çok az enerji harcayarak hayatını sürdürebilmektedir.

Şişmanlığın tedavisi ideal olarak yaşam tarzı ve gıda alımını düzelterek yapılmalıdır. Ancak bu her zaman mümkün olamamaktadır. Hayatı tehdit edecek derecedeki şimanlık için bazı durumlarda cerrahi müdahale ile yardım gerekebilir. Genel cerrahi uzmanları tarafından yapılan bu operasyonlarda sindirim sisteminde geçici veya kalıcı değişiklikler yapılır. Ameliyatlı kişiler yedikleri gıdaların bir kısmının sindirilmeden atıldığından veya mide boyutları azaltıldığı için fazla miktarda yiyemeyerek zayıflarlar. Bu işlemlerin insanın normal anatomisine uymadığı açıktır. Ancak ölümcül sonuçları önlemek amacı ile bazı hastalarda bu operasyonlar uygulanmaktadır. Yararları olmakla birlikte bu operasyonlar ciddi riskler de içerirler.

Estetik Cerrahi şişmanlığa bölgesel tedaviler ile yaklaşır. Büyük memeler meme küçültme (reduction mammaplasty) ile şişman ve sarkık karınlar ise karın germe (abdominoplasti) ameliyatı ile düzeltilebilir. Her iki ameliyatın da insan vücudunu bir bütün olarak zayıflattığı söylenemez.

Obezite dışında sık rastlanan bir durum da vücudun belli bölgelerinde yağ toplanmasıdır. Bu bölgeler basen, bel, karın, sırt, bacaklar, kalçalar ve kollar olabilir. Gıdı dediğimiz çene altı bölgesi de yağ toplanmasına elverişlidir. Bölgesel yağ toplanması olan hastalar zayıfladıklarında vücudun diğer kısımları iyice eridiği halde sorunlu bölgeler hala daha yağlı olabilmektedir. Estetik görünümü bozan bu durum için çözüm yalnız bu bölgedeki yağların azaltılmasıdır. Bu işlem cerrahi ile veya ameliyatsız olarak yapılmaya çalışılır.

Ameliyat ile bölgesel yağların alınması

Liposuction (yağ aldırma)

Deri çıkartılmadan yalnız altındaki yağlar alınır. Bu işlem küçük deliklerden deri altına sokulan borular ve vakum pompaları ile yapılır. Yardımcı olarak ultrason ve laser de kullanılabilir. Liposuction ameliyathanede yapılması gereken bir operasyondur.

Ameliyatsız yöntemler ile bölgesel yağların eritilmesi

Ameliyatsız olarak bölgesel yağları eritme arayışları çok eskidir. Dışardan masaj yapmanın veya deri üstüne sürülen maddelerin etkinliği kanıtlanmamıştır.

Yağların içine eritici madde enjekte edilmesi

Yağların dışarıdan yapılan enjeksiyonlar ile ameliyatsız eritilmesi konusunda uzun süredir çalışmalar yapılmaktadır. Tıp dilinde lipoliz (lipolysis – yağın eritilmesi) denilen bu işlem bazı gözlemler sonucu ortaya çıkmıştır. Çeşitli tedaviler için kullanılan bazı ilaçların (isoproterenol, yohimbine, aminophylline, collagenase ve phosphatidylcholine gibi) enjekte edildikleri bölgelerde yağları erittikleri farkedilmiştir. Bunlardan phosphatidylcholine Avrupada ticari olarak satılmakta ve çeşitli ülkelerde yağları eritmek için kullanılmaktadır. Bu maddelerin Amerika’da kullanımına henüz izin verilmemektedir. Etkinlikleri ve güvenli olup olmadıkları konusunda yeterli araştırma ve bilgi mevcut değildir.

Radyofrekans (RF) ile yağ eritme

Mikrodalga fırınlarda da kullanılan radyofrekans elektromanyetik dalgalar grubundadır. Isıtıcı güce sahip bu dalgalar deri altındaki yağ dokularına odaklandıklarında deriyi yakmadan altındaki yağ dokularını ısıtarak eritebilmektedir. Bu işlevi yapan cihazlar şu anda kullanılmaktadır. Değişik derecelerde ağrıya neden olabildikleri ve çok seanslı tedaviler gerektirdikleri için henüz tam kabul görmemişlerdir.

Dondurarak yağları eritme

Deri üzerinden verilen soğuk dalgaları ile deri altındaki yağları dondurarak parçalanma ve erimelerini sağlayan cihazlar geliştirilmiştir. Bir süredir kullanılmakta olan bu cihazların etkinlikleri tartışma konusudur.

Dışarıdan laser ışını vererek yağları eritme

Gelişen laser teknolojisi anestezi olmaksızın deri dışından verilen laser ışınları ile deri altı yağların eritilmesine olanak vermektedir. Tedavinin başarılı olması için tekrarlayan seanslar gerekmektedir. Bu cihazların da etkinlikleri henüz tam kanıtlanamamıştır.

Ultrasound (yüksek frekanslı ses dalgaları) ile yağları eritme

Taş kırmadan görüntülemeye kadar çeşitli kullanım alanları olan ultrasound deri altındaki yağların eritilmesi için de kullanılmaktadır. Etki mekanizmaları titreşimler ile yağ hücrelerini parçalamak ve ısı üreterek yağ hücrelerini eritmek olarak özetlenebilir. Piyasada yüksek veya düşük enerjili, değişik frekanslarda, yaygın etki eden veya bir noktaya odaklanabilen cihazlar mevcuttur. Ayaktan uygulanan bu tedavilerin yararlılığı ve yan etkileri henüz tam belirlenmemiştir

Özetle yağları ameliyatsız olarak ayaktan uygulanan bazı tedaviler ile eritmek kulağa çok hoş gelmektedir ve bu konuda yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Halen dünyadaki pek çok plastik cerrah gibi Prof. Dr. Ege Özgentaş da liposuction ile daha güvenli ve daha başarılı sonuçlar alındığı inancındadır. Yeni teknolojik ürünlerin ve ilaçların zamanla daha mükemmel hale gelmeleri kaçınılmazdır. Ancak günümüzde yağları eriten cihaz veya ilaçların güvenilir kaynaklar tarafından test edilip etkinlikleri onaylanmadan ve istenmeyen etkileri tam olarak belirlenmeden mucizevi buluşlar gibi takdim edilmelerine kuşku ile yaklaşılmalıdır.


//

Silikon Protez ile Meme Büyütme Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Göğüs Büyütme

Küçük memeler kadınlar için ciddi bir psikolojik sorundur. 1960 lı yıllardan başlayarak silikon meme protezleri piyasaya sürülmüş silikon meme protezleri küçük memelerin tedavisinde bir çığır açmıştır. Her ne kadar silikon sanayide çok kullanılan nispeten ucuz bir madde olmasına karşın insan vücudunda kullanılan silikonun son derece saf olması gerekir ve bu saflaştırma işlemi oldukça masraflıdır. İyi silikon protezler saflığı %100 e yakındır ve bu nedenle pahalıdır. Göğüse silikon takma fiyatlarını belirleyen en önemli faktör kullanılan protezin kalitesidir. Silikon protezlerin dış kılıfları kalın zar şeklindeki silikondan yapılır. Yüzeyler düzgün veya tırtıklı olabilir. Bu zarfın içinde ise değişik kıvamlarda silikon vardır. Genel olarak gel kıvamındadır ancak akıcılığı değişkenlik gösterebilir. Meme büyütme ameliyatının başında silikonu yerleştirmek için nereden girileceği belirlenmelidir.

Protezi meme içine yerleştirmek için kullanılan kesi ve yollar

Çeşitli şekil ve boyutlarda üretilen bu protezler meme içine yerleştirilirken farklı giriş yolları kullanılır.

Meme altı katlantısından yapılan bir kesi ile protezin yerleştirilmesi

Memenin altındaki katlantı (tıp dilinde submammary fold diye adlandırılır) üzerindeki ameliyat izleri ayakta dururken fazla dikkat çekmezler. Bazı cerrahlar buradan kesi yaparak meme içine protez yerleştirmeyi tercih ederler. Kalan iz bazı kişilerde farkedilmeyecek kadar ince olabildiği gibi kalın iz bırakmaya eğilimli kişilerde rahatsız edici belirginlikte de olabilir. Avantajlı tarafı kesinin uzunluğu arttırılarak istenilen büyüklükte protez meme içine yerleştirilebilir.

Meme başı çevresinden yapılan kesi ile protezin yerleştirilmesi:

Meme başı ve ucu koyu renkli daire şeklinde bir bölgedir. Tıp dilinde meme ucuna nipple, koyu renkli meme başı bölgesine de areola adı verilir. Meme başı derisi ile memenin açık renk derisinin birleşim yerine yapılan kesilerin izi iki ayrı rengin birleştiği noktada kaldığı için genel olarak farkedilmez. Bu kesi özel durumlar dışında areolanın alt yarımındaki kısma yapılır. Buradan dik olarak aşağı inilir ve göğüs duvarı üzerinde protezin yerleştirileceği boşluk hazırlanır. Bu kesinin avantajlı tarafı protezin yerleştirileceği boşluğun kolay hazırlanması ve ameliyat sonrası izin genel olarak farkedilmeyecek kadar ince olmasıdır. Dezavantajlı tarafı ise meme başı küçük olan kişilerde kesinin boyu da kısıtlı olacağından büyük protezlerde yetersiz kalabilmesidir.

Koltuk altından kesi yapılarak meme protezinin yerleştirilmesi:

Koltuk altının memeye yakın bölgesinde bir kıvrıntı vardır. Bu kıvrıntıdan girerek meme altında bir boşluk hazırlanabilir ve protez yerleştirilebilir. Avantajlı tarafı memenin hiç bir bölgesinde iz olmaması ve koltuk altı ön kısmındaki izin bazılarında çok ince kalması ve belirsiz olmasıdır. Dejavantajlı tarafı ise kesi ile protezin konulacağı bölge arasında nisbeten uzun bir mesafe olmasıdır. Ayrıca iz bırakmaya eğilimli kişilerde dekolte giysi ile kollar kaldırıldığında izin farkedilebilmesidir.

Göbek deliğinden girilerek memelere protez konulması:

Göbek deliğinin üst yarımına bir kesi yapılır ve buradan her iki memenin altına uzanan tüneller hazırlanır. Bu tüneller içinden çalışılarak meme altında protezlerin yerleştirileceği boşluklar hazırlanır. Daha sonra yalnızca silikon kılıfı olan içi boş protezler memeye yerleştirilir ve protezler bu boşlukların içinde şişirilir. Pratik bir yöndem değildir. Endoskopik aletlere (kapalı bölgelerde çalışmak için hazırlanan ışıklı ve kameralı cihazlar) ihtiyaç vardır. Yalnızca tuzlu su (salin) ile şişirilen protezler kullanılabilir. Herhangi bir sorun çıktığında (kanama gibi) göbekten müdahale etmek zordur.

Diğer yollar:

Eğer memede daha önceki bir ameliyata ait iz mevcut ise protez yerleştirmek için yeni bir kesi yerine bu eski iz de kullanılabilir. Meme büyütme ile birlikte meme dikleştirme ameliyatı da yapılacak ise protez dikleştirme ameliyatı kesisinden yerleştirilir. Ayrı bir kesiye gerek yoktur.

Silikon protezin göğüs duvarındaki yerleşim yeri

Protezler meme altında göğüs duvarının çeşitli katmanları arasına yerleştirilebilir. Protezin yerleştirildiği iki bölge vardır.

Meme dokusu altı, göğüs kası üzeri yerleşim:

Buna tıp dilinde subglandüler (meme bezi altı) yerleştirme denilir. Normalde memeler zaten göğüs kasının (pektoral kas) üzerindedir. Protez meme dokusunun altında ve göğüs kasının üzerinde bir boşluk hazırlanacak buraya yerleştirilir.

Göğüs kasının altına yerleşim:

Buna tıp dilinde submusculer (kas altı) yerleşim adı verilir. Göğüs duvarında meme dokusunun hemen altında pectoral kas dediğimiz bir adale vardır. Protez için planlanan boşluk bu kasın altında hazırlanır. Bu kasın genişliği protezin tamamını örtmeye yetmediği için genel olarak protezin üst yarımı kas altında, alt yarımı ise meme dokusu altında kalır.

Silikon protez için hazırlanan bu iki ayrı bölgenin kendine göre iyi ve olumsuz tarafları vardır. Meme altı kas üstü yerleşim daha anatomiktir ve meme şekli daha iyi belirlenir. Dezavantajı çok zayıf ve meme dokusu az kişilerde silikon protez kenarlarda katlantı yapabilir ve bu katlantı gözle görülebilir. Kas altı yerleşimde protezin katlantıları belli olmaz ancak bazı durumlarda adale kasıldığında protez yer değiştirebilir. Bu da tokalaşma veya diğer kol hareketlerinde memelerde istenmeyen yer değiştirme ve şekil bozuklukları ortaya çıkmasına yol açabilir.

Prof. Dr. Ege Özgentaş meme büyütme ameliyatlarında meme başı etrafından (periareoler) kesi yaparak protezi meme dokusu altına (subglanduler) yerleştirmeyi tercih etmektedir.

Aslında meme protezi ameliyatının başarılı olması hekimin deneyimine ve hastanın anatomik yapısına bağlı olarak değişir. Bir yöntemin diğerinden daha üstün olduğunu söylemek doğru olmaz. İyi ellerde hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın başarılı sonuçlar alınır. Buna karşılık deneyimsiz ellerde her metod ile başarısız sonuçlar ortaya çıkabilir. Hekiminizi seçerken ameliyatı hangi metodla yaptığından ziyade sonuçlarının başarılı olup olmadığını araştırmanızda yarar vardır.

Dondurulmuş yağ ile yüz estetiği

Yüz Estetiğinde Dondurulmuş Yağ Dokusu

Yüz yaşlanmasında derinin elastikiyetinin kaybolması ve yerçekimi ile sarkması yanında yüz yumuşak dokularının (genellikle yağdan oluşur) erimesi ve yer değiştirmesi de önemli bir etkendir. Yüz Germe Ameliyatı gibi yalnızca deriyi geren cerrahi işlemlerin her zaman istenilen sonucu vermediği iyi bilinmektedir. Dolgu maddeleri yüzde sıklıkla kullanılmaktadır. Estetik cerrahların büyük çoğunluğuna göre en iyi dolgu maddesi gene insanın kendisinden alınandır. Son yıllarda yağ dokusu dolgu maddesi olarak artan sıklıkta kullanılmaktadır. İnsanın kendi yağı yüze enjekte edilerek kesmeli ve dikişli işlemler olmaksızın çok iyi sonuçlar alınabilmektedir. Piyasada satılan dolgu maddelerine göre pek çok üstünlüğü olan yağ dokusunun bir sorunu vardır: Alınışı ağrılı olduğu için ameliyathane şartlarına ve hafif bir anesteziye ihtiyaç olmaktadır. Tekrarlayan yağ enjeksiyonlarında hastanın her seferinde ayrı bir anestezi alması huzursuzluk yaratmaktadır. ONEP Estetik Cerrahi Merkezi ekibi yıllar önce bu işe bir çözüm bulmuştur: İlk operasyonda alınabildiği kadar yağ hastadan alınmakta ve bu yağlar dondurularak saklanmaktadır. Daha sonra yeni yağ enjeksiyonları gerektiğinde ihtiyaç duyulduğu kadar donmuş yağ eritilerek hastaya enjekte edilmektedir. Tedavi maliyetini önemli ölçüde azaltan bu sistemi anlatan bir makale ONEP ekibi tarafından Temmuz 2013 tarihinde “Aesthetic Surgery Journal” dergisinde yayınlanmıştır (Aesthetic Surgery Journal 2013 33: 639).

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);