Meme büyütmede silikon protezlerin rakibi yağ enjeksiyonu

Meme büyütme ameliyatı hala tüm dünyada en sık yapılan estetik ameliyatların başını çekmektedir.

Meme büyütme ameliyatında en sık kullanılan metod silikon meme protezleri kullanmaktır. 1960 lı yıllarda kullanılmaya başlayan silikon meme protezleri giderek her yıl geliştirilmekte, giderek daha saf silikon içermekte ve daha güvenli hale getirilmektedir.

Ancak ne kadar güvenli olurlarsa olsunlar silikon protezler vücut için bir yabancı maddedirler. İnsanların önemli bir kısmında silikon vücut tarafından zararsız olarak algılanıp iyi kabul görmektedir. Ancak düşük bir oranda da olsa bazı bünyeler silikonu rahat kabul etmemektedirler. Bu durumda silikon etrafında “kapsül” adını verdiğimiz koruyucu bir duvar oluşmakta ve kişide çeşitli rahatsızlıklar yaratmaktadır. Bu bu rahatsızlık nadiren silikon protezin çıkartılmasına neden olacak kadar ileri düzeyde olabilmektedir.

Yağ enjeksiyonları 30 yıldan uzun bir süredir deri altındaki küçük çöküklükleri doldurmak için kullanılmaktadır. Ancak son 15 yılda bu konuda yapılan çalışmalar enjekte edilen yağların tutma yani kalıcı olma şansını büyük ölçüde arttırmıştır.

Yaşam boyunca çeşitli olaylar (kaza, tümör çıkartılması, felç gibi hastalıkların sekelleri, doğuştan olan bozukluklar) insan vücudunda büyük miktarda yumuşak doku eksikliğine yol açabilmektedir. Bunun en bilinen örneği kanser nedeni ile memenin alınmasıdır. Meme kanseri ameliyatı sonrası ortaya çıkan eksikliğin düzeltilmesi Plastik Rekonstrüktif Cerrahi’nin başarı ile gerçekleştirdiği işlemlerden biridir. Tıpta “meme rekonstrüksiyonu” diye bilinen yeni meme yapılması önceleri çeşitli vücut dokularına yer değiştirme ve/veya silikon protezler kullanılarak yapılmakta idi. Başarılı sonuçlar alınmasına karşın bu işlemler genellikle ciddi operasyonlar ile gerçekleştirilebiliyorlardı.

Memesi alınan kişinin kendi yağı enjekte edilerek yapılan yeni memeler önceleri pek çok cerrah tarafından eleştiri ile karşılandı. Ancak zaman içinde çok güzel sonuçların ortaya çıkması bu metodun giderek daha fazla kabul görmesini sağladı.

Yeni meme yapımında gözlenen bu başarı yağ enjeksiyonlarının meme büyütme işlemlerinde de kullanılmasına yol açtı. Yağ enjeksiyonunun silikona göre en büyük avantajı vücudun kendisine ait bir doku olması ve bir kere tuttuktan sonra uzun dönemde herhangi bir sorun çıkarmamasıdır. Meme büyütme veya yeni meme oluşturma için verilen yağların zamanla erime riski geçmişte uzun süre tartışılmış ve bu metodun rağbet görmemesine neden olmuştu. Ancak son gelişmeler doğru bir teknik ile enjekte edilen yağın çok yüksek oranda tuttuğunu ve kalıcı olduğunu göstermiştir. Bu işi doğru yapabilen cerrahların elinde yağ enjeksiyonları mükemmel sonuçlar vermektedir.

Yağ enjeksiyonları ile meme büyütme veya yeni meme yapma işleminde en büyük sorun kişinin yeterli yağının olmadığı durumlardır. Çok zayıf kişilerde yeterli yağ bulmak sorun olabilmektedir. Böyle durumlarda zorlukla alınan az miktadaki yağın tamamının tutması çok büyük bir önem kazanmaktadır. Ne kadar zayıf olursa olsun herkeste deri altında bir miktar yağ vardır. Bu yağları zedelemeden alabilen teknikler geliştirilmektedir. Bunlardan biri de su basıncını kullanarak yağları canlı olarak küçük parçalara ayırmak ve dışarı çekmektir. Piyasada bu işi yapan aletler mevcuttur ve her yıl gelişmiş modelleri çıkmaktadır. Ayrıca eskiden ultrasonik enerji ile parçalanarak çekilen yağların ölü olduğu ve işe yaramıyacağı düşünülürken son zamanlarda bu şekilde çekilen yağların da enjekte edildiğinde tuttuğunu yani vücutta kaldığını bildiren cerrahlar da mevcuttur.

Prof. Dr. Ege Özgentaş uygun hastalarında hem meme büyütme hem de memesi alınmış kişilerde yani meme yapma işleminde kişinin kendi yağını enjekte etmeyi tercih etmektedir.

Yağ enjekte ederek meme büyütme veya yenisini yapmanın bir dezavantajı da çok seanslı bir işlem olmasıdır. Enjekte edilen yağ diğer sağlam dokular arasında küçük parçalar halinde dağılmalıdır. Bir yere topak halinde yağ kitlesi verildiğinde genellikle kan damarları topağın içine giremediğinden yağlar canlı kalamamakta ve ölerek erimektedir. Meme kanseri sonrası göğüs duvarında çok ince bir deri ve göğüs kasları kalmaktadır. Bu bölgeye verilebilecek yağ miktarı sınırlıdır. Bu miktar verilip tutması beklendikten sonra (genellikle 3 veya 4 ay alır) yeni bir yağ enjeksiyonu yapılabilir. Daha önce verilen yağlar da bir hacim sağladığından bu kez daha fazla miktarda yağ verme olasılığı vardır.

Çok seanslı ameliyatlar genellikle hastaları korkutur. Bunun en önemli nedenlerinden biri her seferinde genel anestezi almak ve hastanede yatmaktır. Yağ alınması anestezi altında yapılması gereken bir işlemdir ve genellikle tam (genel) anestezi daha rahat bir ortam sağlar. Buna karşılık yağların enjekte edilmesi lokal anestezi altında yapılabilecek daha kolay bir işlemdir. Prof. Dr. Ege Özgentaş meme büyütme yapacağı hastalarda ilk ameliyatta ihtiyaçtan daha fazla yağ almakta ve kullandıktan sonra kalanının dondurarak saklamaktadır. İkinci seansta (3-4 ay veya daha fazla bir süre sonra) daha önce dondurulan yağların ihtiyaç duyulan kadarı eritilmekte ve hastayı uyutmadan lokal anestezi ile ilgili bölgelere enjekte edilmektedir. Hastanede yatmaya gerek göstermeyen bu işlem sonrası hasta hemen günlük hayatına devam edebilmekte ayni gün banyosunu yapabilmekte ve önemli bir ağrı veya rahatsızlık duymamaktadır. Bu metod tedavi masraflarını da önemli ölçüde azaltmaktadır.

Araştırmalar ve teknik ilerledikçe yağ enjeksiyonlarının öneminin ve kullanım alanlarının çok genişleyeceği açıktır.

Silikon protez üreticileri şimdiden gelecekte ürünlerinin ne kadar satılacağını hesaplamaya ve önlem almaya başladılar sanırım.

İlgili bağlantılar:

Türk Plastik Cerrahi Derneği’nin “Saç Ekimi” Uyarısı

Türk Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Derya Özçelik’in 17 Mayıs 2016 tarihinde Medimagazin sitesinde yayınlanan yazısını aynen aktarıyoruz:

Türkiye’de sağlık turizminin lokomotifi ‘saç ekimi’ nereye gidiyor?

Plastik cerrahinin temel amaçlarından biri, kişinin görünümünü iyileştirerek kendisiyle ve çevresiyle barışık bireyleri topluma kazandırmaktır. Saç ekimi de bu amaca hizmet eden estetik amaçlı yapılan cerrahi bir tedavidir, bir doku nakil işlemidir. Doku nakilleri plastik cerrahide gerek kaybedilen dokuları onarmak gerekse estetik amaçlı sürekli kullanılırlar. Ülkemizde çok ileri konumda olan plastik cerrahi bilimi ve uygulamaları saç ekimine aktarılmış ve 10 yıl gibi kısa bir sürede dünya liderlerinden olmamızı sağlamıştır.

Kaş, sakal, bıyık ekiminde de saç kullanıldığından, saç ekimi kapsamına kaş, sakal bıyık ekimi de girmektedir. Yüz germe gibi ameliyatlara veya kazalara bağlı saçlı derideki izlerin ya da dudak sakal bölgesindeki izlerin (örneğin;dudak yarığı ameliyatı sonrası) de saç ekimi ile kamufle edilmesi mümkündür.

Saç ekimi ameliyatları ülkemizde yoğun olarak yapılmakta ve yurtdışından da çok sayıda hasta gelmektedir. Bu hizmetin öncelikle hasta güvenliğini sağlayan standartlarda yapılması hem biz plastik cerrahların hem de yasa koyucu ve denetleyici mekanizmanın sorumluluğundadır. Ancak günümüzde saç eken yerlerin hepsinin uygun standartlarda olduğu söylenemez.

Saç ekiminde temel standartlar şunlardır:

  1. Ameliyatı plastik cerrahın yapması
  2. Yardımın hemşire/sağlık memuru tarafından yapılması
  3. Ameliyathane koşullarının sağlandığı ortamda yapılması
  4. Bütün ameliyatlar için gerekli koşulların sağlanması (sterilite, ağrı kontrolü, damar yolu açılması..)
  5. Takibin ameliyatı yapan ekip tarafından gerçekleştirilmesi

STANDARTLARI SAĞLAMAYAN YERLERDE KARŞILAŞABİLECEĞİNİZ DURUMLAR:

  • Ameliyatı yapacak kişinin kendini plastik cerrah olarak tanıtması, ancak sonra olmadığının öğrenilmesi
  • ‘Saç ekimi uzmanlığı’ adında bir uzmanlık alanı olmamasına rağmen kişilerin kendilerini saç ekim uzmanı olarak tanıtması
  • Söylenen sayıda greft ekilmemesi (yani 4000 greft ekileceğinin söylenip 1000 greft ekilmesi)
  • Ameliyatın ameliyata uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilmesi
  • Sterilite koşullarına dikkat edilmemesi (bir hastada kullanılan aletlerin başka hastada da kullanılması)
  • Ameliyatın başından sonuna kadar hemşireler tarafından yapılması
  • Yardımcı personel olarak ameliyata giren kişilerin hemşire/sağlık memuru olmaması

STANDARLARI SAĞLAMAYAN YERLERDE KARŞILAŞABİLECEĞİNİZ SONUÇLAR:

  • Ekilen saçların yetersiz çıkması veya hiç çıkmaması:
    Saç ekimi doğru ellerde hasta memnuniyeti yüksek bir işlemdir. Normal koşullarda ekilen saç greftlerinin %90’nın üzerinde tutması beklenir. Ancak kuralına uygun yapılmayan ekimlerde ekilen saçların hiçbirinin çıkmaması veya çok yetersiz çıkması gibi sonuçlar görülebilmektedir. Bu durum genel olarak teknikteki hatalara bağlıdır. Saç köklerinin alırken veya ekerken hasarlanması, uygun olmayan sıvıların cilt altına enjeksiyonu, ya da uygun olmayan yıkama solüsyonları gibi farklı nedenlerden kaynaklanabilmektedir.
  • Enfeksiyon:
    Şaçlı deri iyi kanlanan bir bölge olmasına rağmen steriliteye dikkat edilmediğinde oluşabilir.
    Aynı zaman diliminde çok sayıda saç ekilen bazı merkezlerde aynı aletin birden çok hastaya steril edilmeden kullanılması sonucunda da enfeksiyon görülebilir. Burada temel kaygımız hepatit B, hepatit C ve AIDS gibi hastalıkların bulaşmasıdır.
  • Yanlış tasarım:
    Yön ve açıların doğru planlanmamasına bağlı görünüm bozukluğu
    Ön saç çizgisinin yerinin ve şeklinin yanlış planlanması
  • Verici alanda, çok fazla sayıda greft alınması sonucu, kontrolsüz seyrelme
  • Lokal anestezi ilaçlarının yanlış kullanımına bağlı sorunlar:
    Saçlı deriye lokal uygulanan adrenalin ve anestezi ilaçları ehil olmayan kişilerin elinde ölümcül silaha dönüşerek kalp krizine, tansiyonun kontrolsüz yükselmesine neden olabilir. Bu ilaçların normalden fazla uygulanması bazen de saçlı derinin kanlanmasını bozarak doku ölümlerine (nekroz) yol açabilir.
    Bütün ameliyat yardımcı sağlık personeli olan hemşireler tarafından götürülüyorsa ortam çok güvenli değildir.

BİLİNMESİ GEREKEN DİĞER KONULAR:

Bazı ek tedavilerin ‘mucize’ olarak tanıtılması:

Saç Aşısı (ACell Micromatrix)

Türkiye‘de saç çıkarmada devrim olarak tanıtılan saç aşısı’nın saç çıkardığını gösteren deneysel ve klinik araştırmalar henüz yoktur. ACell Micromatrix ilaç değil, tıbbi cihaz kategorisindedir. Bazal membran ve kollajen içeren ekstrasellüler matriksdir. Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Bakanlığı (FDA) onayı yara iyileşmesi üzerinedir. Saç çıkarma veya güçlendirme ile ilgili onayı yoktur (14 Tem 2015). Toz formunda olduğu için hastanın kendi kanı ile karıştırıp saçlı derisine enjekte edildiği görülmektedir. Oysaki üretici firma kullanım şeklini yara üzerine uygulama olarak belirtmiş, ciltaltı enjeksiyonu tanımlanmamıştır.
http://acell.com/micromatrix/

Saç Klonlaması (kopyalaması)

Saç klonlaması ile kast edilen, saç yapan hücrelerin ve hücrelerin oturduğu çatının birebir aynısını üretmektir. Çok kompleks yapıya sahip deriyi kopyalamak karaciğeri kopyalamaktan daha zordur. Günümüzde laboratuvar koşullarında bile saç klonlama yapılamamıştır. ‘Saç Klonluyoruz’ tarzındaki haberlere itibar edilmemelidir.

SON SÖZ

Alınan başarılı sonuçlar sayesinde ülkemizde sağlık turizminin lokomotifi olan saç ekimi, aynı zamanda bu konuda ehliyeti olmayan kişilerin de pazarı halindedir. Hastaların konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmamasını istismar eden kişi ve kurumların sayısı her geçen gün artmaktadır. Ayrıca gerçeği yansıtmayan pazarlama yöntemleri ile de hastalar yanlış yönlendirilmektedir.

Uygun yasal düzenlemelerin yanı sıra düzenli kontrol mekanizmaları kurarak saç ekimi yapan kişi ve kurumların denetlenmesi, standartların konulması gerek toplum sağlığı açısından gerek ülkemizin yurtdışındaki imajı açısından hayati önemdedir.

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği (TPRECD) olarak saç ekimi kursları düzenleyerek, medyada bilgilendirme yaparak, uygunsuz işlem yapan yerleri ilgili kurumlara bildirerek saç ekiminde bütün ameliyatlar için geçerli standartların uygulanması ve hasta güvenliğinin sağlanması için azami gayret göstermekteyiz.

Prof. Dr. Derya Özçelik

TPRECD YÖNETİM KURULU Adına

Not: Yazıyı yayınlandığı sitede okumak isterseniz aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız:
http://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-turkiyede-saglik-turizminin-lokomotifi-sac-ekimi-nereye-gidiyor-2-12-70197.html

Bir “Anneler Günü” nün ardından

Dünyanın birçok yerinde Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan “Anneler Günü” dün yurdumuzda da kutlandı.

Anneliğin ne güçlü bir duygu olduğunu kelimeler ile ifade etmek çok zordur. Bir bebek dünyaya getirip onu topluma kazandırırken yapılan fedakarlıklar her zaman takdirle anlatılır. Ancak annelerin bedenlerinden verdikleri kayıplar genellikle gözden kaçar. Doğum canlıların soylarını sürdürebilmeleri için gerekli bir olaydır. Ama anne vücudunda yaptığı değişiklikler her zaman masum olmamaktadır.

İster zayıf ister şişman olsun her anne doğum öncesi aylaca karnında giderek büyüyen bir bebek taşımaktadır. Bunun en görünen sonucu karın derisinin 6 ay gibi kısa bir sürede aşırı derecede gerilmesidir. Bazı annelerde doğum sonrası gerilen karın derisi tekrar eski haline dönebilmekte ve gözle görünen bir şekil bozukluğu olmadan vücut eski formunu kazanmaktadır.

Ama her anne o kadar şanslı değildir. Aşırı bir şekilde gerilen karın derisinde bazan iç kısımlarda yırtılmalar olabilmektedir. Derinin en dış tabakası sağlam olduğu için bu yırtıklar başta farkedilmezler. Ancak ister derinin altında ister üstünde olsun her yırtık bir yaralanmadır ve sonunda bir yara izi bırakarak iyileşir. Tıp dilinde “stria” olarak adlandırılan çatlaklar aslında içerden yırtılan karın derisinin iyileşmesinden sonra ortaya çıkan yara izlerinin görüntüsüdür.

Gebelikte karın duvarında görülen ikinci sorun ise kaslar ve bunları çevreleyen kılıflardan (fasya) oluşan karın duvarında görülür. Bazı annelerde gebelikte aşırı gerilen karın kasları doğum sonrası eski gerginliklerine dönebilir ve karın eski görünümünü alabilir. Ama bazı annelerde aşırı gerilen kaslar doğum sonrasında eski gerginliklerine dönemeyebilir ve karın eskisi kadar sıkı olamaz. Bu da karında bombelik oluşmasına yol açar. Ayrıca karın duvarının aşırı gerilmesi kaslarda ve bunları saran kılıflarda (fasya) yırtılmalara yol açabilir. Bunun sonucu ise karın duvarında ve göbekte görünen fıtıklardır.

Bebeğin beslenmesi anne sütü ile olur. Bu sütü hazırlayan memeler doğum sonrası genişler. Bu genişleme ayni karında olduğu gibi meme derisinde de çatlaklara yol açabilir. Emzirme bittikten sonra memeler tekrar küçülür. Ancak genişlemiş olan meme derisi bu küçülmeye ayak uyduramaz ise memelerde sarkma olabilir.

Normal bir doğumda çocuk dışarı çıkarken annenin genital organlarında genişlemeye hatta bazan yırtılmalara yol açabilir. Bu durum bazan cinsel hayatı olumsuz etkileyecek sonuçlar doğurabilir.

Karın, memeler ve genital bölgelerde gözlenen bu değişiklikler doğum sayısı arttıkça daha da belirgin hale gelir.

Talihsiz annelerde yukarıda saydığımız olaylar güzel bir kadını anne olduktan sonra daha az çekici hale getirebilir. Annelerin bebek yaparken ödedikleri bu bedel hafife alınamayacak kadar önemlidir.

Estetik cerrahinin uğraşları arasında annelere doğum öncesi vücut görüntülerini geri kazandırmak da vardır.

Karın bölgesinde oluşan bozukluklar karın germe (abdominoplasti) ameliyatı ile düzeltilir.

Memelerde ortaya çıkan bozukluğa göre dikleştirme büyütme veya küçültme işlemleri yapılır.

Genital bölgede ise çeşitli yöntemler ile sıkılaştırma işlemleri yapılır.

Sonuç olarak çocuk sahibi olmanın vücuttaki bedelini yalnız anneler ödemektedir. Biz estetik plastik cerrahi uzmanları annelerimize eski form ve çekiciliklerini kazanmaları için çeşitli ameliyatlar ile yardımcı olmaktayız.

Hakları hiçbir şekilde ödenemiyecek olan annelerin bu özel günlerini kutluyoruz.

İlgili bağlantılar:
Doğum sonrası eski vücut görüntüsünü korumak

Silikon meme protezlerinin şekli önemli mi?

Memelerin büyütülmesi ve dikleştirilmesi için meme protezleri kullanılmaktadır. Başka maddeler mevcut olsa da meme protezlerinin ezici bir çoğunluğu silikondan yapılmaktadır.

Yerleştirilmelerinin kolay olması ve vücut tarafından kabul görmeleri nedeni ile silikon meme protezleri 1960 lı yıllardan beri çeşitli firmalar tarafından üretilmekte ve dünyanın her yerinde çok yaygın olarak kullanılmaktadır.

Silikon meme protezleri uzun yıllar basık bir yarım küre yani yuvarlak çevreli ancak yüksekliği küreden daha düşük olarak tasarlanmışlardır. Bunun en önemli nedenlerinden biri düz olan alt kısmı hariç her tarafından ayni görünmesidir. Başka bir deyişle düz olan alt kısmı göğüs duvarına yerleştirildiği zaman her halikarda dik görüntüsü ayni olmaktadır. Bu şekil protezlerin ayakta veya yatarken doğal şekil almalarını sağlamaktadır.

Son 15 yılda anatomik şekilli yani halk arasındaki ismi ile damla şeklinde protezler ciddi bir reklam kampanyası ile piyasada artmaya başladı. Teorik olarak şekilleri gerçek memeye daha uygun olduğu için bu protezler ile yapılan meme büyütme ameliyatlarının daha başarılı olacağı öne sürüldü. Ancak bu protezler yuvarlak olanlardan daha pahalı idi. Ayrıca yerleştirilirken alt ve üst kutuplarının doğru olarak ayarlanması şart olmalıydı.

Yuvarlak veya damla şeklindeki protezlerden hangisinin daha iyi olduğu tartışması günümüze kadar sürdü ve hala sürmektedir. İlginç olan bir durum da yuvarlak ve damla protezlerin farkını araştıran objektif bilimsel çalışmaların fazla sayıda olmamasıdır. Anatomik yani damla şeklindeki silikon protezleri savunan cerrahların bir kısmı üretici firmalardan maddi destek aldıkları için yayınları kuşku ile karşılanmaktadır.

Nisan 2016 da yapılan ASAPS (Amerikan Estetik Plastik Cerrahi Derneği) kongresinde bu konu geniş olarak tartışıldı. Kongreye katılan hekimler arasında yapılan bir ankette büyük bir kısmının yuvarlak protez kullandıkları tesbit edildi.

Kongrede çok ilginç tesbitler de yapıldı. Bir tarafa yuvarlak bir tarafa da damla şeklinde meme protezi konulan hastalar gösterildi. Katılımcıların büyük çoğunluğu hangi tarafın damla silikon olduğunu bilemedi. Ayni şekilde ne tip silikon olduğu söylenmeden çeşitli protez hastaları gösterildi ve gene büyük bir çoğunluk hangisinin damla hangisinin yuvarlak protez olduğunu anlayamadı.

Sonuç olarak kongreye katılan deneyimli estetik cerrahların %90 ı (Prof. Dr. Ege Özgentaş da bu grupta idi) damla şeklindeki (anatomik) protezlerin yuvarlak (klasik) olanlara göre herhangi bir avantaj sağlamadığı kanısına vardıklarını bildirdiler.

Bu arada şu noktayı da açıklığa kavuşturmakta yarar vardır: Deneyimli hekimler damla şeklindeki veya yuvarlak (klasik) protezlerle iyi sonuç alabildikleri gibi deneyimsiz olanlar hangi tip protez kullanırlarsa kullansınlar yetersiz sonuçlar alabilirler. Burada önemli olan protezin şekil ve yapısından çok hekimin uyguladığı ameliyat tekniğinin uygun olmasıdır.

Prof. Dr. Ege Özgentaş herhangi bir üstünlükleri olmadığı halde daha pahalı oldukları ve konulduktan sonra yer değiştirerek (dönerek) şekil bozukluklarına yol açtığı için damla (anatomik) şekilli protezleri tercih etmemektedir. Yuvarlak (klasik) silikon protezleri kullanmaktadır.

Ameliyat sonrası sıkıntıları azaltmanın etkili bir yolu: Müzik

Ameliyat denilince korkmayan insan sayısı azdır. Endoskopi gibi ameliyat sayılmayan tibbi işlemler de hastalarda endişe ve sıkıntı yaratabilir.

Lancet dergisinde Ağustos 2015 te yayınlanan bir makalede İngiliz araştırıcılar ameliyat sonrası dönemde müziğin iyileştirici etkisini araştırmışlar ve çok ilginç sonuçlara varmışlardır.

Müziğin bütün toplumların hayatında önemli bir yeri vardır. Sevinçlerimizin, hüzünlerimizin duygularımızın paylaşılmasında sık olarak kullanılan müzik şölenlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Pek çok toplumsal olayda müzik kitleleri yönlendiren bir görev görmektedir. Yürüyüşlerde marşların hep bir ağızdan söylenmesi yaygındır.

Ameliyathanelerde müzik çalınması eski ve yaygın bir gelenektir ve müziğin cerrahlar ve ameliyat ekibi üzerinde olumlu etki yaptığı bilinmektedir.

Ayni şekilde özellikle ameliyat hastalarının kendilerini daha iyi hissetmeleri için müzik kullanılması Florence Nightingale’e kadar uzanan uzun bir geçmişe sahiptir.  Bu konuda farklı araştırmalar mevcuttur. İngiliz bilim insanları yapılan araştırmaları bir araya getirerek ameliyat hastalarında müzik dinletilmesinin ameliyat öncesi korku (anksiyete), ameliyat sonrası hissedilen ağrı, kullanılan ağrı kesici miktarı ve iyileşme dönemindeki hasta memnuniyeti üzerindeki etkilerini araştırmışlardır.

Müzik hem genel anestezi (narkoz) almayan yani bilinci açık olan hastalara hem de genel anestezi (narkoz) altındaki hastalara dinletilmiştir. Müzik dinletilmesi kulaklıkla yalnız hastanın duyabileceği şekilde yapıldığı gibi hoperlörlerden bütün tıbbi personel ve hastanın duyabileceği şekilde de yapılmıştır.

Bazı hastalarda ameliyat öncesi, bazılarında ameliyat esnasında, bazılarında ise ameliyattan çıkıp yatağına alındığında müzik dinletilmiştir. Bazı hastalarda her üçü de yapılmış, bazılarında ise bu seçenekler değişik kombinasyonlarda sunulmuştur.

Bazı hastalara ne tür müzikten hoşlandığı sorulup ona göre müzik dinletilmiş, bazılarına bir liste verilip seçim yapması istenmiş bazı hastalara ise seçme şansı bırakmadan önceden belirlenen bir müzik dinletilmiştir. Ancak dinletilen müzikler genel olarak rahatlatıcı tarzda olmuştur.

Sonuçta hangi müziği dinlerse dinlesin müzik dinleyen bütün hastaların korkularında (anksiyete) azalma olmuş, ameliyat sonrası ağrıları azalmış ve ameliyat sonrası kullanılan ağrı kesici ilaç dozu azalmıştır.

Müzik dinlemenin ameliyat hastalarına iyi geldiği ağrı ve korkularını azalttığı açıkça anlaşılmıştır ancak bu nasıl olmaktadır? Modern tıp ağrı denilen olayın bir algılama olduğunu ve psikolojik faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Müzik dinleme sinir sisteminde bızı etkiler yapmaktadır. Müzik dinlerken nabız ve solunum hızı azalmakta kan basıncı düşmektedir. Bütün bunlar vücutta bir rahatlama işaretidir ve muhtemelen bu rahatlama ağrının algılanma derecesini de azaltmaktadır. Bu sayede hastalar ağrının daha az farkına varmakta ve daha az ağrı kesici ilaç kullanmaktadırlar.

Açıklanması daha zor olan kısım ise genel anestezi (narkoz) altındaki hastalarda müzik dinletildiğinde görünen olumlu gelişmelerdir. Teorik olarak genel anestezi (narkoz) altında kişinin etrafta olup bitenlerden habersiz olması gerekir. Ancak bazı hastalarda beynin işitme ile ilgili bölümü genel anestezi (narkoz) altında bile çalışmaya devam ediyor olabilir. Böyle bir durumda beynin odadaki gürültüler ve bazan ortaya çıkabilen telaş ile meşgul olması yerine rahatlatıcı bir müzik ile meşgul edilmesinin faydalı etkiler doğuracağını anlamak zor değildir.

Halk arasında “ruhun gıdası” olarak adlandırılan müziğin ameliyat sonrası dönemi daha rahat geçirmek için kullanılması muhtemelen giderek yaygınlaşacaktır. Günümüzde hemen hemen bütün mobil telefonlardan müzik dinlemek mümkündür. Ameliyat olmayı düşünenlerin ameliyata giderken telefon ve kulaklıklarını da yanlarında götürerek ameliyat öncesinden başlayıp sonrasında da devam etmek üzere müzik dinlemeleri yararlı olabilir (tabii doktorları müssade ederse).

Prof. Dr. Ege Özgentaş ameliyatlarını hafif bir müzik eşliğinde yapmaktadır. Bu müzik yayını ameliyat hazırlıkları ile başlamakta ve ameliyat bitip hasta odadan çıkıncaya kadar devam etmektedir.

İlgili yazı:
Ameliyathanede müzik çalınmalı mı?

//

Ameliyathanede müzik çalınmalı mı?

Cerrahların çoğu ameliyat yaparken müzik dinlemeyi ister. Dinlenilen müzik türü ise cerrahtan cerraha değişir. Kimisi sözlü şarkıları tercih ederken kimisi de enstrumental müziği tercih eder. Hafif müzik veya hareketli müzikleri sevenler vardır. Bazı cerrahlar ameliyathaneye mutlaka dinleyecekleri müziklerini de getiriler. Peki bunun bir nedeni var mı?

Bilimsel çalışmalar müzik dinlemenin cerrahın stresini azalttığını ve rahatlattığını göstermiştir.

Amerika’da Teksas Üniversitesi Galveston Tıp Fakültesi’nde bu konuda bir çalışma yapılmıştır. 15 plastik cerraha ameliyat yaparken hangi tür müzik dinlemeyi tercih ettikleri sorulmuştur. Daha sonra bu cerrahlara domuz derisindeki kesileri dikmeleri istenmiştir. Bu dikiş işlemi birkaç kez yaptırılmıştır. Cerrahlara herhangi bir ön bilgi verilmeden kesilerin bazılarında dikiş sırasında sevdikleri müzik dinletilmiş diğer kesiler dikilirken ise hiç müzik çalınmamıştır.

Sonuçta tüm cerrahların tercih ettikleri müziği dinlerken diktikleri kesilerin müziksiz diktiklerine göre daha güzel ve daha çabuk kapatıldığı gözlenmiştir.

Çalışmayı yapanlar cerrahların her koşulda, sevdikleri müzik çalarken daha iyi ameliyat yaptıkları ve ameliyatı daha çabuk bitirdikleri sonucuna varmışlardır. Ameliyatların daha çabuk bitirilmesinin hem ameliyat masraflarının azalması hem de genel anestezi veriliyor ise hastanın daha az riske girmesi açısından büyük önemi vardır. Bu açıdan çalışma önemli bir konuya değinmektedir.

Zaten bazı hastanelerin ameliyathanelerinde merkezi bir hafif müzik yayını vardır. Ancak yukarıdaki çalışma cerrahların tercih ettikleri müzik ile daha iyi çalıştıklarını göstermiştir. Bundan sonra çok sayıda ameliyat odası olan hastanelerde her odadan farklı bir müzik sesi gelmesine alışacağız herhalde.

Ülkemizde göbek havasından hoşlanan cerrahların durumunun ne olacağı merak konusu. Cerrah ameliyatın ortasında çoşup oynamaya başlarsa ameliyat daha mı çabuk biter yoksa uzar mı bilinmez 🙂

Prof. Dr. Ege Özgentaş ameliyatlarında genellikle sözsüz klasik müzik dinlemeyi tercih etmektedir.

İlgili yazı:
Ameliyat sonrası sıkıntıları azaltmanın etkili bir yolu: Müzik

//

Web Sitelerinde Öncesi ve Sonrası Resimler Gösterilmeli mi?

Sonuçların gerçek hasta resimleri ile paylaşılması

Estetik cerrahi daha çok görüntüye yönelik bir tıp dalıdır. Ameliyat olanların önemli bir kısmı tıbbi bir rahatsızlıkları olmadıkları halde daha güzel veya genç görünmek için bizlere başvurmaktadırlar. Bu nedenle ameliyatlarının ne kadar başarılı olacağı konusunda önceden fikir sahibi olmak isterler.

Hastalar estetik cerrahlarını nasıl seçer?

Bu sorunun cevabı 40 yıl öncesi ile günümüzde farklıdır. İnternet’in kullanılmadığı yıllarda kişiler doktorlarını güvendikleri kuruluşlara başvurarak veya çevrelerine sorarak buluyorlardı. Güvenilir kuruluşlar denilince Üniversite ve Devlet Hastaneleri ile bazı Özel Hastaneler akla geliyordu. Buralarda çalışan hekimlerin seçilmiş ve iyi hekimler olduklarına inanılıyordu. Çevre faktörü de ayni derecede önemli idi. Örneğin burun ameliyatı olmak isteyenler bir arkadaşın tavsiye ettiği doktora daha çok güvenirlerdi. Gazete, dergi, radyo ve televizyonlardaki reklam ve programlar da doktor seçiminde belli ölçüde rol almakta idi. Günümüzde internet ve medya doktor seçiminde daha önemli bir rol oynamaktadır. Estetik  ile ilgili kuruluşlar ve kişiler başta internet olmak üzere görsel ve yazılı medyayı çok etkili bir şekilde kullanmaktadırlar. Estetik düşünenleri etkilemenin en iyi yolu çok başarılı sonuçların herkesin görebileceği şekilde yayınlanmasıdır. Halk arasındaki ismi ile öncesi ve sonrası fotoğrafları en etkili reklam aracıdır.

Türkiye’de yasal reklam koşulları

Estetik cerrahi bir tıp dalıdır ve tıp etik ve kanunlarına bağlıdır. Türkiye’deki kanunlara göre doktorların reklam yapması aslında yasaktır. Doktorlar yalnızca çeşitli konularda toplumu bilgilendirebilirler, nerede çalıştıkları, ve çalışma saatleri hakkında ilanlar verebilirler. Kanunlar hastalar ile ilgili resim de dahil olmak üzere kişisel bilgilerin izinsiz olarak paylaşılmasını yasaklamaktadır. Kanunlar dışında tıp etiği de hasta bilgilerinin doktor ve hasta arasında gizli kalmasını gerektirir. Bazı kuruluşlar kişilerin yüzünü gizleyerek öncesi ve sonrası fotoğraflarını yayınlamaktadırlar. Türkiye’deki yasalara göre yüzü belli olmasa bile tıbbi resimler gösterilerek reklam yapılması yasaktır.

Öncesi sonrası resimler güvenilir mi?

Ülkemizde öncesi ve sonrası fotoğrafların gösterilmesi yasak olmasa idi ve serbestçe yayınlanabilse idi bu doktor seçiminde ne kadar etkili olurdu? Özellikle Amerika’da yapılan araştırmalar doktor arayan estetik hastalarının internetteki öncesi sonrası resimlerine ne kadar güvendikleri sorulmuş. Sonuçlar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

  • Çok güveniyorum
  • Biraz güveniyorum
  • Güvenmiyorum
  • Hiç güvenmiyorum
  • %27
  • %66
  • %6
  • %1

Tablodan da görüleceği gibi her ne kadar öncesi sonrası resimleri bir fikir vermekte ise de tam güven vermemektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Genellikle reklam için konulan öncesi-sonrası resimleri en iyi sonuçlar arasından seçilir. Ameliyat düşünen kişinin kendisinde de ayni başarılı sonucun alınacağının garantisi yoktur. Daha önemli güvensizlik nedeni ise resimlerde değişiklik yapılma veya standart olmama ihtimalidir. Bir burun resmi ameliyat öncesinde en kötü görüntüyü verecek açıdan çekilebilir ve ameliyat sonrası bütün hataları örtecek ve en iyi görüntüyü verecek şekilde çekilebilir. Ayrıca günümüzde Photoshop gibi çok etkili resim değiştirme programları vardır. Bu programlar sayesinde fotoğraflar üzerinde değişiklik yapılarak mükemmel görüntülere ulaşmak mümkün olabilir oysa gerçekte böyle bir sonuç alınmamıştır. Buna örnek olarak yukarıdaki resimde görülen modelin normal yaşamdaki ve makyajlı rötüşlü resimlerini inceleyebilirsiniz. 

Sonuç

Bir hekimin başarısının en güvenilir göstergesi hastalarının memnuniyetidir. Başarılı estetik operasyonlar yapan bir hekimin hastaları çevreden takdir görür ve ameliyat olan kişinin çevresi bu hekimi yaptığı iş sayesinde tanır ve takdir eder. Bu aslında en etkili ve güvenilir tanıtım metodudur. Estetik ameliyat öncesi kendinize hekim seçerken reklamları dışında çalıştığı yerde ve meslektaşları arasında nasıl tanındığı, meslekteki deneyimi, hastalarının memnuniyet derecesi, bilimsel olarak yurt içi ve yurt dışında bulunduğu seviye, meslek ahlakı gibi kriterlere de dikkat edilmesinde yarar vardır.

Erkeklerde estetik merakı artıyor

Erkekler Estetik Yaptırır mı?

Evli kadınların büyük çoğunluğu kocalarının yaşlanmasını gururla izlerler ve saçlarını boyamasını bile istemezler. Onlar için kocalarının yüzündeki derin çizgiler yaşamlarının bir aynasıdır. Ama kocalarının yaşlanmasını bilgelikle izleyen kadınlar kendi yaşlanmalarına ayni hoşgörü ile bakmayabilirler ve daha genç görünebilmek için çeşitli estetiklere rahatlıkla başvurabilirler. Bu nedenle erkeklerin özellikle evli erkeklerin estetikle pek işleri olmaz diye bilinirdi.

Son zamanlarda erkeklerin dünyasında işler değişmeye başladı. Artık erkekler de ister bekar ister evli olsun yaşlı görünmek istemiyorlar ve estetik ameliyatlar için bize başvuruyorlar.

Dünyadaki istatistiklere göre 2013 yılında erkeklere yapılan estetik işlemler 1997 yılına göre %273 oranında artmış. Günümüzde özellikle Amerika’da erkeklere yapılan kozmetik işlemler yılda bir milyondan fazladır. Peki bunun sebebi ne? Özellikle gelişmiş ülkelerde erkekler işlerinde daha uzun süre çalışmak istemektedirler. Buna karşılık arkadan gelen ve ayni işi yapmaya talip olan genç bir nesil vardır. Her ne kadar deneyim önemli olsa da genç ve dinamik görünümlü kişiler yaşlı ve yıpranmış izlenimi verenlere göre tercih edilmekte ve bu da erkekler için ileri yaşlarda iş bulmayı zorlaştırmakta veya mevcut işlerini uzun süre koruyamamaktadırlar. 66 yaşında yüz germe ameliyatı olan Amerika’lı bir erkek kendisi ile röportaj yapan gazeteciye şunları söylemiş: “Boynumdaki gevşeklik ve katlantılar ve yüzümdeki derin kırışıklıklar beni o kadar rahatsız ediyordu ki işyerimde kendimi zavallı işe yaramaz bir ihtiyar gibi hissediyordum. Oysa fiziksel olarak gençlerin yapabildiği her şeyi yapabilecek kapasitede idim. Yüz ve boyun germe ameliyatından sonra kendime olan güvenim çok arttı. Artık görüntümden memnunum ve işimde çok daha başarılıyım.”

Erkeklerdeki estetik merakının yalnız yaşlılarda arttığını zannetmeyin. Genç erkekler de eskiden utandıkları için saklamaya çalıştıkları bazı vücut bozuklukları için artık daha rahat doktora başvurabilmektedirler. Bunların başında jinekomasti dediğimiz erkek meme büyümesi gelmektedir. Jinekomasti hafif büyümüş bir meme halinde olabildiği gibi kadın memesi boyutuna erişmiş bir meme şeklinde de görülebilir. Bu durumunu etrafa hissetirmemek için denize giremeyen veya başkalarının önünde gömleğini çıkaramayan pek çok erkek vadır. Oysa farkedilmeyecek kadar küçük bir iz ile bu durumun tedavi edilmesi mümkündür.

erkeklerde_estetik_meraki_artiyorNormal göğüs duvarı olan erkeklerde ise atletik görünme çabası günümüzde ağır basmaktadır. Bu iş için omuz ve göğüs adelelerini ameliyat ile şişirtmek isteyenler çıkmaktadır. Ayrıca karın duvarında 6 lı baklava dilimi şeklinde bir görüntü kazanmak için biz plastik cerrahlara başvuran genç erkeklerin sayısı da artmaktadır.

Erkekler arasında yaygın olan estetik ameliyatlar burun estetiği, jinekomasti (büyük erkek memesi), kepçe kulak, kellik tedavisi, yağ fazlalıklarının alınması (liposuction), gözkapağı estetiğidir. Yüz germe, boyun germe ve karın germe gibi ameliyatlar da istenebilmektedir. Botox ve dolgu Amerika ve Avrupa’da erkekler arasında hızla artmakta bizde de daha yavaş olarak artış göstermektedir.

Günümüzün dünyası görselliğe önem vermekte ve erkekler de rakipleri ile başedebilmek için bu konuda gayret göstermektedirler.

//

Meme protezinde kapsül olması ne demektir?

Silikon nedir?

Meme protezleri memeleri büyütmek için kullanılan ve sentetik maddelerden imal edilen meme şeklindeki hazır ürünlerdir. Protezler en çok silikon denilen bir kimyasaldan üretilir. Silikon endüstride çok kullanılan bir maddedir. Tıbbi olarak kullanılan silikonun son derece saf olması ve içinde hiçbir yabancı madde içermemesi gerekir. Silikonun tam olarak saflaştırılması ileri teknoloji gerektiren masraflı bir iştir.

Silikon protez

Pür silikon sıvı halde olmadığı sürece vücut için zararlı değildi. Meme protezlerinde silikondan hazırlanmış dayanıklı bir zarf (çeper) mevcuttur ve bunun içi jel (jöle) şeklindeki silikon ile doludur. Silikon protezler memenin değişik bölgelerinden küçük bir kesi yapılarak meme altına veya göğüs kası altına yerleştirilirler. Yumuşak oldukları için dışarıdan dokunulduğunda farkedilmezler. Silikon jeli çevreleyen silikon zarf ele gelmeyecek kadar ince ancak son derece dayanıklıdır.  Memeyi de yaralayacak kadar şiddetli bir darbe olmadığı sürece silikon protezi meme içinde iken dışarıdan sıkarak veya üzerine baskı uygulayarak patlatmak mümkün değildir.

Kapsül nedir ve nasıl oluşur?

Saf olarak hazırlanmış silikon meme protezleri uzun yıllar hiçbir değişikliğe uğramadan meme içinde kalabilir ve hasta protezleri ile birlikte ömrünü sonlandırabilir. Vücut meme protezindeki silikonu yabancı bir cisim olarak algılamaz ve ona karşı kendini müdafaa etmek için herkangi bir gayret göstermez.

Kalite ve saflık derecesi

Ancak yeterli kalitede hazırlanmamış protezlerin dış tarafındaki zar yıllar içinde yıpranabilmekte ve üzerinde küçük yırtıklar olabilmektedir. Böyle durumlarda içerdeki silikon jel zarfın dışına akarak çevredeki meme dokusu ile direk temasa geçebilmektedir. Ayrıca bazı firmaların hazırladığı silikon meme protezleri gerekli saflıkta olmayıp içinde endüstriyel silikonda bulunan bazı yabancı maddeler içerebilmektedir.

Kapsülün oluşumu

Silikon saf değilse vücut bu maddeyi zararlı olarak değerlendirebilmekte ve kendini bu maddeden korumaya çalışmaktadır. Vücudumuz bu maddeyi etrafına çok sağlam bir koza örerek içinde hapsetmek ve kendi dokularından ayırmak ister. Protezin etrafına örülen koza fibröz doku dediğimiz ve yaraların iyileşmesini de sağlayan bir maddeden oluşur. İşte bu fibröz duvara kapsül ismi verilir. Fibröz duvar ince ise ele gelmeyebilir. Ancak zamanla kalınlaşırsa dışardan dokunulduğunda hissedilir hale gelir ve ağrıya neden olabilir. Ayrıca bu fibröz kese yani kapsül zamanla büzüşme de gösterebilir ve yumuşak silikonu çepeçevre sıkarak şeklini bozabilir. Tıp dilinde buna kapsülün büzüşmesi yani kontraksiyonu denilir. Kapsül büzüştükçe hem memenin şekli bozulur hem de meme içinde protezin yerleştiği yer değişir. Bazı kapsüller dokunulduğunda taş kadar sert ve ileri derecede ağrılı olabilirler.

 

Protezin özensiz yerleştirilmesi

Meme protezleri etrafında kapsül oluşmasının ikinci nedeni protezi yerleştiriken yabancı cisimler ile temas ettirmektir. Bunun en sık yaşanan örneği ameliyat eldivenlerinin pudrasıdır. Mikropsuz olmasına karşın protezin etrafına yapışır ise vücut pudrayı ve bununla birlikte bütün protezi kapsül ile sarabilir. Silikon protezler memeye yerleştirilirken kutusundan çıkartıldıktan sonra başka cisimlere (ameliyat masasının örtüsü, hastanın derisi vs) temas ettirilmeden hemen meme içindeki boşluğa yerleştirilmelidir.

Mikropların protezli bölgeye ulaşması

Kapsül oluşmasının bir başka nedeni de enfeksiyon yani iltahapalanmadır. İltahaplanmanın ateşlenme ve akıntı ile birlikte ciddi bir şekilde olması gerekmez. Çok az sayıdaki mikrobun bir şekilde proteze yapışması yeterlidir. Bu da ameliyat eldivenindeki bir delinme, ameliyat masasındaki mikropsuzluğa yani steriliteye yeterince özen göstermeme veya aletleri uygun şekilde steril edememe, oda havasında mevcut olan mikropların bir şekilde ameliyat bölgesine düşmesi gibi nedenlerden ileri gelebilir. Normal şartlarda vücut az miktardaki mikropları ortadan kaldırabilmektedir. Ancak ortamda silikon gibi bir maddenin bulunması bu mikropların küçük bir alanda da olsa üremesine ve dışardan farkedilemeyen ölçüde hafif bir enfeksiyonun ortaya çıkmasına neden olabilir. Hastanın ve doktorun farkedemiyeceği ölçüdeki bu küçük iltahap zamanla vücudun kapsül oluşturmasına neden olabilir.

Tedavi

Meme protezi etrafında kapsül oluşması yeni üretilen protezlerde giderek az görülmektedir. Çünki yeni protezlerin saflık ve sağlamlığı her yıl artmaktadır (kaliteli ve onaylanmış protezlerde). Ayrıca meme protezi ile ilgilenen hekimler de bu konuda daha deneyimli ve dikkatli hale gelmişlerdir. Ancak bütün dikkat ve özene ve en kaliteli protezlerin kullanılmasına karşın seyrek olarak bir süre sonra bir veya iki protez etrafında kapsül oluşumu görülebilir. Eğer oluşan kapsül memeyi dışardan farkedilecek kadar sertleştirmiyorsa ve ciddi bir ağrıya veya şekil bozukluğuna yol açmıyor ise hemen tedavi edilmesi gerekmez.

Memede ciddi şekil bozukluğu, sertlik ve ağrı yapan kapsüller ameliyat ile tedavi edilmektedir. Kapsül olan meme tekrar açılır ve içindeki silikon ve etrafındaki kapsül alınır. Kapsül temizlendikten sonra eğer sağlam ise tekrar ayni protez memeye konulabileceği gibi tercihen yeni bir protez konulabilir.

Kapsül nasıl önlenir?

Kapsül oluşumunu önlemenin en etkili yolu saflığı güvenilir kaynaklarca onaylanmış kaliteli protezler kullanmaktır. Günümüzde silikonun denetimini yapan en güvenilir kuruluş Amerikan Gıda ve İlaç Denetim Kurulu yani kısa adı ile FDA dir. FDA onaylı protez üreten firmalar protezlerine kapsül oluşumu veya delinmeye karşı ömür boyu değiştirme garantisi de vermektedirler.

Prof. Dr. Ege Özgentaş FDA onayı almamış hiçbir silikon protezi hastalarında kullanmamaktadır. Birkaç kez kapsül temizlendiği ve yeni kaliteli protezler konulduğu halde hala kapsül oluşumu tekrarlıyor ise bu kişilerin bünyesi silikonu kabul etmiyor demektir. Prof. Özgentaş’a göre böyle kişilerde protezlerin temelli çıkartılması ve başka yöntemler ile meme büyütme yapılması (örneğin hastanın kendi yağı ile meme büyütme) daha uygundur.

İlgili yazılar:

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Vücut güzelliği nasıl sağlanır?

Halk arasında endam olarak da isimlendirilen vücut güzelliği kadınlar için yüz güzelliği kadar önemlidir.

Kadın vücudunun en karakteristik özellikleri uzaktan bakıldığında göğüslerin bulunduğu bölgede dolgunluk yani dik ve belirgin göğüsler, hemen altında ince bir bel ve bombeli olmayan bir karın ve daha sonra bunu takip eden kalça dolgunluğudur. Kalça dolgunluğu uygun bir kavis ile bacaklara doğru devam etmeli ancak diz üstünden itibaren bacaklar diz altına doğru hafif bir şekilde incelerek devam etmelidir. Bacaklar düz olmalıdır. Diz altı bölgelerin kalın olması estetiği bozar. Ayni şekilde kalçadaki dolgunluk dizlere doğru oranlı bir şekilde azalmalıdır. Pek çok batılı modelde görüldüğünün aksine ince-dar kalçalar ve düz olarak inen uyluklar (uyluk diz ile kalça arasındaki bölgeye verilen isimdir) dişiliği temsil etmez.

Erkek vücudunun karakteristik görünümü kadınlardan farklıdır. Erkekte omuzlar geniş olmalı ve göğüs bölgesi bele doğru tepesi aşağıda duran bir üçgen gibi daralmalıdır. Erkekte kalçalar dar olmalıdır. Uyluk ve bacaklar kaslı olabilir ve diz üstü bölgede genişlemiş adelelere bağlı kalın uyluk erkeksi görüntüyü güçlendirir. Omuz ve göğüs bölgesindeki adelelerin gelişmiş olması istenir.

Karın bölgesi hem erkek hem de kadınlarda düz olmalıdır. Ancak kadınların aksine erkeklerde karın kaslarının baklava dilimleri gibi görünür olması istenen bir durumdur.

Vücut estetiğini bozan en önemli faktör şişmanlık ve istenmeyen yağ fazlalıklarıdır. Çağımızın hastalığı olan şişmanlık (obezite) ailesel ve metabolik nedenlerden ortaya çıkabildiği gibi aşırı beslenme ve uygunsuz yaşam alışkanlıklarından da kaynaklanabilmekedir. Obezitenin tedavisi çeşitli bilim dallarının birlikte çalışması ile sağlanabilen karmaşık bir konudur. Bu konuda daha fazla bilgi almak için “Aşırı şişmanlık ve estetik” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Tıbben şişman sayılmadığınız halde vücudunuzun belirli yerlerinde biriken yağ fazlalıkları ciddi bir sorundur. Kadınlarda özellikle basen denilen bölgelerde, göbek çevresinde veya belde biriken fazla yağları liposuction denilen yöntemle almaktayız. Hafif derecedeki yağ fazlalıkları ameliyatsız yöntemler ile giderilebilmektedir.

Doğum yapmak karın estetiğini bozabilmektedir. Bunun tedavisinin nasıl yapıldığını öğrenmek için “Doğum sonrası eski vücut görüntüsünü korumak” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Özellikle kadınlarda şişmanlık kadar estetiği bozan diğer bir durum da istenilen bölgelerde gerekli dolgunlukların olmamasıdır. Memeler küçük ise çeşitli yöntemler ile büyütülmeleri sağlanır. Bu konuda bilgi almak için “Küçük Memeler” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz. Kalça bölgesinde gerekli bombeliğin bulunması da dişilik görüntüsüne gölge düşürür. Basene doğru düz olarak inen dar kalçalar erkekler için estetik olarak güzel görünse de kadın vücut estetiği açısından uygun değildir. Yeterli popo çıkıntısı olmayan kadınlarda bel sırt ve karından aldığımız yağları kalçaya vererek estetik açıdan güzel kıvrımları olan bir popo oluşturduğumuz gibi daha ince bir bel ve düz bir karın elde edebilmekteyiz. Bu konuyu “Kalça Estetiği” kategorisinde daha geniş olarak inceleyebilirsiniz.

Biz plastik cerrahlar vücut estetiğini ideal ölçülere getirmek için bir heykeltraş gibi çalışmakta, fazlalıkları olan bölgelerden dokuları alarak dolgunluk istenen bölgelere vermekteyiz.

İlgili konular:

//