Yanık izlerinin azaltılması veya silinmesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi’in en yoğun ilgilendiği konulardandır.
Yanık izi nasıl geçer
Yanık hastalarının iyileşme sonrası en çok sordukları soruların başında yanık izinin nasıl silineceği gelmektedir. Özellikle yüzdeki yanık izleri gizlenemediği için çok ciddi psikolojik ve bazan fonksiyonel sorunlar yaratabilmektedirler. Yanık izi estetiği için başvuran hastalara yanıt vermeden önce yanık ve izlerinin kaç çeşit olduğunu anlatmakta yarar vardır.
Yanık hakkında genel bilgiler.
Yanıklar özellikle az gelişmiş toplumlarda çok önemli bir yaralanma nedenidir. Özellikle de çocukları daha çok etkiler. Bunun nedenleri bahçede ve açıkta yakılan ateşler, çocukların sıcak yemek veya su tencerelerini üzerlerine devirmeleri, soba veya diğer ısıtıcala dokunmaları veya üzerlerine düşmeleri gibi pek çok neden sayabiliriz.
Geniş yanıklarda hayati tehlike mevcuttur. Ancak genellikle geniş yanıklar ayni zamanda derin olduklarından hastaların hayatları kurtarıldıktan sonra oluşan ciddi sekellere bağlı sorunlar hayat boyu devam eder.
Halk arasında yanıklarla ilgili yanlış pek çok inanış vardır. Bunlardan en önemlisi iyi tedavi edildiği takdirde yanıkların iz bırakmadan iyileşeceği inancıdır. Yalnızca yüzeyel yanıklar (örneğin güneş yanıkları ve kaynar olmayan orta sıcaklıktaki su yanıkları) iz bırakmadan iyileşirler. Bunun dışındaki bütün ağır yanıklar istisnasız olarak iz bırakarak iyileşirler. Yanık ne kadar derin ise iyileşmesi o kadar uzun sürer ve bir yanık ne kadar geç iyileşirse o kadar fazla iz bırakır. Hatta bazı yanıkların kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmadığından ameliyatla deri yaması konularak kapatılmaları gerekir.
Yanık yaraları birkaç şekilde iyileşir:
Kalın, kırmızı, deriden kabarık ve kaşıntılı izler.
Tıp dilinde bunlara hipertrofik skar adı verilir.
Deride ve eklemlerde çekinti yapan bant şeklindeki yanık izleri.
Tıp dilinde bunlara kontraktür adı verilir. Eklemleri çekerek parmaklarda, dirsek ön kısmında, diz arkasında, el ve ayak bileklerinde, kasıkta, boyunda kasılmalara yol açar ve hareketleri kısıtlarlar. Meme, dudak, gözkapağı ve alında çekmeye bağlı görüntü bozuklukları yaparlar.
Çekinti yapmayan, kabarık olmayan ama renk ve görüntü olarak deriden farklı olduğu anlaşılan yanık lekeleri.
Bunlarda normal derinin kalınlığı ve görüntüsü kaybolmuştur. Renk daha koyu veya beyaz olabilir.
Yanık izleri özellikle çocuklarda yaş ilerledikçe giderek ciddiyeti artan psikolojik ve bedensel sorunlar yaratır. Erişkinlerde de ayni psikolojik ve fonksiyonel problemler gözlenir.
Yanık izi tedavisi
Yanık sekeli tedavisi neden olduğu sorunlara göre farklılık gösterir.
Çekinti yapan izler
Yanığa bağlı kasılmalar parmaklarda, dirsekte, dizde ve boyunda hareket kısıtlaması yapabilir. Gözkapaklarının veya dudakların kapanmasına engel olabilir. Bu nedenle kontraktür dediğimiz kasılmaların düzeltilmesi estetikten ziyade normal vücut işlevleri için gereklidir. Bunlar kesilerek açılır ve kasılan bölge genişleyerek ortaya bir yara çıkar. Bu yara genellikle kişiden alınan deri yaması ile örtülerek kapatılır. Yama konulan yerde bir iz kalsa da işlevlerin geri gönmesi adına buna katlanmak gerekir.
Kalın, kabarık kaşıntılı ve ağrılı izler
Hipertrofik skar dediğimiz bu şekildeki yanık izleri görüntü olarak çok rahatsız edicidirler. Üzerlerine basıldığında ağrı yapabilirler ve kaşıntı nedeni ile üzerleri yara olabilir. Bunların tedavisinde sırası ile şunları uyguluyoruz:
Yanık tedavisinde fraksiyonel lazer. Özellikle Fraxel Dual lazer ile yapılan birkaç seans tedaviden sonra izlerin kabarıklık ve kırmızılıklarında belirgin azalma olmakta ve yumuşamaktadırlar.
Kortizon enjeksiyonu ve kremleri. Triamsinolon denilen güçlü bir kortizon kabarık bölgelerin içine enjekte edildiğinde erime sağlamaktadır. Ancak bu erime kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden enjeksiyonların iki üç hafta ara ile tekrarlanması gerekebilmektedir. Ayrıca kortizonlu kremlerin günde en az üç kere izlerin üzerine sürülerek masajla içeri emdirilmesi de yarar sağlamaktadır.
Silikon plaka ve silikon merhemler. Lastik kıvamındaki silikon kalın iz üzerine yerleştirildiğinde zamanla izde azalma olmaktadır. Ayni şekilde içinde silikon içeren krem ve merhemler de günde iki üç kez izlere sürüldüğünde azalmalarını sağlamaktadırlar.
Bası tedavisi. Mekanik baskı izlerin kabarıklığını azaltmaktadır. Baskı elastik bandajlar ile belli bir gölgeye yapılabildiği gibi elastik elbiseler ile bütün vücuda da uygulanabilir. Baskının derecesi hastanın uzun süre tahammül edebileceği en fazla derecede olmalıdır. Hafif baskı fazla etkili olamamaktadır.
Çeşitli merhemler. Hastalar izlerin giderilmesi için yanık kremlerine çok güvenmektedirler. İçlerinde bitki özlerinden elde edilen maddeler içeren çok sayıda iz azaltıcı merhem piyasada bulunmakla birlikte etki dereceleri tartışmalıdır. Yanık kremi olarak Türkiye ve dünyada en sık kullanılanlardan bir Contactubex™ isimli olanıdır.
İz içine kişinin kendi yağının enjekte edilmesi. Yağ enjeksiyonlarının yararları gün geçtikçe daha fazla anlaşılmaktadır. Kişinin kendisinden alınan yağ özel işlemlerden geçirilerek kök hücreler ve büyüme faktörleri ile zenginleştirilmekte ve bu şekilde verildikleri yerde onarıcı etki yapmaktadırlar.
Bu tedaviler çeşitli şekillerde birbiri ile kombine edilirler. Uygulama tedaviyi yapan hekimin deneyimine göre değişiklik gösterebilir.
Deri ile ayni düzeyde olan yumuşak yanık lekeleri.
Burada esas sorun deri rengi ve yapısının normal deriden farklı olmasıdır. Önemli bir oranda renk daha koyudur ve deri kırışıklık gösterir. Hastalar bunlara yanık lekesi adını da verirler. Ama bazı yanıklarda renk beyazdır ve deri cam gibi parlak görüntüdedir. Deri genellikle normale göre belirgin olarak incelmiştir. Tedavisinde:
Fraksiyonel lazer uygulamaları (Fraxel Dual)
Yağ enjeksiyonları.
Zımparalama ve çok ince deri yaması uygulaması.
Koyu rengin giderilmesi için fraxel ile birkaç seans tedavi yapılması gerekir. İncelmiş ve buruşuk derinin mutlaka yağ enjeksiyonları ile kalınlaştırılıp canlandırılması lazımdır. Genellikle fraxel ve yağ enjeksiyonları birlikte yapılır. Fraxel’in 3-4 hafta ara ile yağ enjeksiyonlarının da 3-4 ay ara ile yapılması uygundur. Eğer deride beyazlık var ise biz buna pigment yokluğu diyoruz. Bu durumda derinin epidermis denilen en üst tabakasını zımpara ile sıyırıp üzerine kişinin kendisinden alınan soğan zarı kadar ince bir deri yaması koyuyoruz. Bu ince yama deriye rengini vererek beyazlığı giderebilmektedir.
Özet
Yanık yaralarının izlerini kaybetmek özellikle geniş bölgelerde çok zordur. Ancak günümüzdeki lazer teknolojileri, yağ enjeksiyonları ve çok ince yamalar ile cilalama teknikleri bu alanda önemli ilerlemeler sağlamamızı kolaylaştırmıştır.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızı izlemek için aşağıdaki logolardan uygun gördüklerinize tıklayabilirsiniz:
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2018/01/2018-01-20-yanik-tedavisi.jpg450675Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2018-01-24 18:05:502026-01-29 14:53:37Yanık İzi Tedavisi
Lazer teknolojisi 1950 lerin başlarından beri bilinmesine karşın ilk tıbbi kullanımı 1962 yılınd başlamış ve daha sonra hızlı bir şekilde ilerlemiştir. 1964 te retina hastalıkları için argon lazer kullanılmaya başlamıştır. Ayni yıllarda karbon dioksit (CO2) ve Nd:YAG laserleri cerrahi operasyonlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu lazerler sürekli ışın vermekte, deri ve dokuları bıçak gibi kesebilmekte ve bu işi dokuları buharlaştırarak yaptığı için kanama olmamaktaydı. Ancak kalan iz açısından lazer ile yapılan ameliyatlar daha iyi sonuç vermediğinden lazerin bıçak yerine kullanılması uzun sürmedi.
Buna karşılık karbondioksit (CO2) lazerleri derinin yüzeyel olarak soyulması amacı ile uzun yıllar kullanıldı. Burada amaç derinin yüzeyel tabakasını tahrip ederek alttan daha taze ve düzgün deri çıkmasını sağlamak idi. Deneyimli ellerde bu tedavi iyi sonuç verse bile sürekli gelen lazer ışını ciddi yaralar yaparak istenmeyen izlerin oluşmasına neden olabiliyordu.
1990 lardan itibaren lazer ışınını sürekli vermekten ziyade tek tek atışlar halinde ve aralıklı olarak veren cihazlar geliştirildi. Fraksiyonel lazerler de saniyenin küçük parçalarında birbirinden farklı noktalara tek tek noktacıklar halinde atış yapabilen lazerlerdir. Bu tek tek noktalar birbirlerinden ayrı olduklarından aralarında sağlam doku bulunmaktadır. Aralardaki sağlam doku sayesinde iyileşme çok daha çabuk ve sorunsuz olmaktadır. Bunların bazıları kullandıkları dalga boyu sayesinde derinin dış kısımlarına fazla zarar vermeden deri altı yapıları ısıtabilecek özelliktedir. Bu sayede deride görünen bir yara olmaksızın derindeki kollajen ve pigment (deri rengini veren boya) hücrelerinde ısı etkisi ile değişiklikler yapabilmektedirler.
Fraksiyonel lazerler yara yapmaksızın deride sıkılaşma yapabilirler. Bunu kollajen iplerini sıkılaştırarak yaparlar. Ayrıca yara izi yani skar dokusu içindeki kollajenin yapısını değiştirerek bu izlerin hafiflemesini sağlayabilirler. Ayni etki ile pigment hücrelerini tahrip ederek derideki renk değişikliklerini düzeltebilirler.
Ancak lazerlerin dokulardaki etkisi dalga boyuna göre değişir. Her bir dalga boyunun farklı bir etkisi vardır. Kliniğimizde kullandığımız ikili fraksiyonel lazer (Fraxel Dual) ayni makine içinde iki farklı lazer ışını hazırlayıp gönderebilmektedir. 1550ve 1927 nm dalga boyundaki iki farklı lazer ışını sayesinde yüz ve diğer bölgelerin derisinde istediğimiz işlemi makine değiştirmeden kolayca yapabilmekteyiz.
Fraksiyonel lazerlerin en büyük avantajları deride yara yapmadıkları için hastaların tedaviden hemen sonra günlük yaşamlarını normal olarak sürdürebilmeleridir. Buna karşılık etkileri zarar vermeyecek ve yara yapmayacak düzeyde olduğu için tedavinin 2 ile 4 hafta arasında tekrarlanması gerekebilmektedir.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızı izlemek için aşağıdaki logolardan uygun gördüklerinize tıklayabilirsiniz:
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/12/Fraxel.jpg533800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-12-18 12:35:022023-08-30 20:50:22Fraksiyonel Lazer (Fraxel) Nedir?
Küçük memelerin büyütülmesi en sık silikon meme protezleri ile yapılır ve iyi uygulandığında çok başarılı sonuçlar verir. Ancak küçük memelerin ayni zamanda sarkık olması da sık rastlanan bir durumdur. Özellikle emzirme sonrası bazı annelerde memeler içleri boşalmış gibi yumuşar ve sarkar. Böyle durumlarda memelerin silikon protez ile büyütülmesi sarkmayı çok az düzeyde düzeltebilir ve sonuçta daha büyük ama hala sarkık memeler ortaya çıkar. Memelerin dik olması büyüklükten tamamen farklı bir durumdur. Sarkık meme tabiri daha çok meme başının normal yerinden daha aşağıda yani karına yakın konumda olmasıdır. Pek çok kadında memelerin alt kısmında hafif bir kıvrım olması normaldir. Ancak bu kıvrım derinleşecek şekilde memenin kendisi aşağı doğru kayar ise bu duruma sarkık meme adı verilir. Tıp dilinme meme sarkmasına “meme pitozu” sarkık memelere ise “pitotik meme” adı verilir. Tıp dilinde çocuğun süt emdiği meme çıkıntısına meme başı (nipple) adı verilir. Meme başının etrafını çevreleyen daire şeklindeki esmer alana ise ” areola” adı verilir. Eğer meme başı memenin alt kenarındaki kıvrıntı yerinin daha aşağısında yer alıyor ise buna sarkık meme adı verilir.
Sarkık meme ister normal büyükte, ister küçük, isterse de büyük olsun farklı bir şekilde düzeltilmelidir. Sarkık memede sorun meme başı üzerindeki derinin çeşitli nedenler ile genişlemesi ve sarkmasıdır. Meme dokusu üzerindeki deriye güçlü doku iplikçikleri ile yapışmıştır ve bu sayede dik durur. Yumuşak kıvamda olan meme dokusunun aşağı sarkmadan öne doğru çıkıntılı olması mümkün değildir. Zamanla meme ve deri arasındaki bağların kopması veya derinin gevşeyip uzaması ile hem deri hem de buna bağlı olan meme dokusu aşağı sarkar. Memeyi deriye bağlayan en güçlü yapılardan biri de areola ve meme başıdır. Areola ve meme başının aşağı doğru kayması daima meme sarkması ile birlikte olur. O zaman şunu söyleyebiliriz: Meme başını yukarı taşırsak meme dokusu da yukarı kalkar ve bu da dikleşme sağlar. Gerçekte de bütün meme dikleştirme ameliyatlarında meme başı daha yukarı düzeylere taşınmaktadır.
Silikon meme protezi ile yapılan büyütme ameliyatları meme başının yukarı kalmasını sağlamaz biraz öne doğru çıkıntılılığını arttırır. Bu da meme biraz dikleşmiş izlenimi verir o kadar. Düşük memelerde silikon protez ile büyütme yapılırken mutlaka yanında meme dikleştirme operasyonu da yapmak gereklidir. Ayrıca aşırı büyük protezlerin ağırlık nedeni ile er veya geç memelerde sarkıklık yapacağı da unutulmamalıdır.
Özetle sarkık memenin tedavisi mutlaka meme başının yeri değiştirilerek yapılır ve büyütme meme sarkıklığını gidermez.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızı izlemek için aşağıdaki logolardan uygun gördüklerinize tıklayabilirsiniz:
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/12/silikon-meme-diklestirmez.jpg429800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-12-17 13:21:042026-01-27 20:06:00Silikon Meme Protezleri Memeleri Dikleştirir mi?
Estetik Plastik Cerrahi uzmanları genellikle hastalardan gelen istekleri değerlendirip uygun gördükleri takdirde bunları yerine getirerek mesleklerini yürütürler. Burada önemli olan bir nokta hastaların isteklerinin ne kadar gerçekçi olduğudur. Elinde bir medya meşhurunun fotoğrafı ile gelerek “burnumun böyle olmasını istiyorum” şeklindeki istekler ile zaman zaman karşılaşmaktayız. Deneyimli cerrahlar genellikle bu tür isteklere kuşku ile yaklaşırlar. Modalar ve şöhretler sürekli olarak değişir ama insanların “ben”liği o kadar kolay değişmez. Geçici hevesler ile yapılan vücut değişiklikleri ileride çok ciddi sorunlara yol açacak pişmanlıklar yaratabilir.
Medyada ayakta kalabilmenin bir yolu da sürekli gündemde olmak yani reklamdır. Daha önce sizlere bu sitede “Barbie Bebek” görüntüsü kazanmak için çok sayıda ameliyat olan Ukrayna’lı model Valeria Lukyanova ile medyatik adı Pixee Fox olan başka bir modelin kendisini çizgi film kahramanı Jessica Rabbit’e benzetmek için geçirdiği ameliyatları anlatan yazılar yazmıştım. Her iki medya yıldızı da bu çabaları ile uzun süre meraklıların ilgisine üzerlerinde topladı ancak son görüntülerinin kendi doğal görüntülerinden daha güzel olup olmadığı hep tartışmalı kaldı ve genel kanı daha olumsuz bir görünüm kazandıkları yolunda idi.
Son zamanlarda ayni senaryo bu kez İran’lı bir manken ile tekrar gündeme gelmekte. Tahran’da yaşayan Sahar Tabar 1998 doğumlu bir ergen kız. Hollywood yıldızı Angelina Jolie hayranı. En büyük arzusu ona benzemek. Kendisine ait olan Instagram sayfasında arzusunu gerçekleştirmek için yaptıklarını anlatarak bir anda meşhur oldu. Birkaç ay içinde 40 kg a kadar zayıfladığını ve 50 kez bıçak altına yattığını belirtti. Kısa sürede Instagram’da yarım milyon takipçisi oldu. Gerçekte kaç ameliyat geçirdiğini ve son halinin nasıl olduğunu pek bilen yok. Bunun nedeni de yayınladığı üzerinde oynanmış resimlerde kendisini bir zombi’ye benzetmesi. Sahar Tabar’ın nereye varmak istediğini anlamak zor ama ister istemez insanın aklına bu ameliyatları kim veya kimlerin yaptığı geliyor.
Biz estetik-plastik cerrahlar bu şekildeki istekleri nasıl karşılamalıyız? Benim anlayışıma göre bir kişi görüntüsünü sırf başka birine benzetmek için değiştirmek istiyor ise bu sağlıklı bir istek değildir ve kabul edilmemelidir. Çünkü bir insanın estetik ameliyatlar ile tıpatıp başka birine benzemesi ancak filmlerde görünen bir fantazidir ve en azından günümüzde mümkün değildir. Çeşitli ameliyatlardan sonra bu arzusuna ulaşamayan kişinin sonunda karşılaşacağı durum derin bir hayal kırıklığı pişmanlık ve ağır ruhsal sorunlar olacaktır. Ayrıca bu durumun büyük bir ihtimalle geriye dönüşü de mümkün olmayacaktır.
Estetik ameliyatlar günümüzde çok sık yapılan ve hastaları mutlu eden ameliyatlardır. Ancak sonuçtan hem hasta hem de doktorun birlikte memnun olmaları için hastaların ne istedikleri konusunda gerçekçi fikirlere sahip olmaları, doktorların da bunun mümkün olup olmadığını açık bir şekilde hastalarına anlatmaları şarttır. Vücuduna uygun büyüklükte ve güzel göğüsleri olan birine sırf istedi diye yakışmayacak büyüklükte dev memeler yapmak benim hekimlik anlayışıma göre uygun değildir. Ayni şekilde kendi burnunu beğendiği halde sırf arkadaşı veya nişanlısının zorlaması ile burun ameliyatı olmaya getirilen hastaları da ameliyat etmemekteyim. Çünkü ameliyat sonrası diğer şahıs(lar) memnun olsa bile hastanın ömür boyu sürecek bir mutsuzluğa girme olasılığı büyüktür.
Günümüzde estetik-plastik cerrahi yapamayacağı şey yokmuşcasına hızla ilerlemektedir. Ancak bu izlenim doğru değildir. Estetik-Plastik Cerrahi’nin de sınırları vardır ve bu sınırları cerrahın inandığı etik kurallar belirler.
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/12/Sahar_Tabar-Angelina.jpg6991591Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-12-08 22:19:432023-08-30 20:51:58Estetik Cerrahide Sınır Var mı?
İnsan vücudundaki bütün yapıların kendine göre çok önemli görevleri ve özellikleri vardır. Estetik Plastik Cerrahi ameliyatlarında dolgu maddesi olarak kişinin kendi yağının kullanılması çok sık yapılan bir uygulamadır.
Saç telinin sütür (dikiş) materyeli olarak kullanılması çok eskilere dayanır. Ancak ticari olarak mevcut sütür maddelerinin bolluğu ve kullanım kolaylığı saça olan ilginin kaybolmasına yol açmıştır.
Son yıllarda özellikle yüz yaralarının saç teli ile dikilerek kapatılması yeniden gündeme gelmeye başlamıştır. Bazı hekimler kişinin kendi saçı ile dikilen yaraların daha az iz bırakarak iyileştiği yönünde yayınlar yapmaktadırlar.
Yaygın inanışın aksine kişinin kendi saçları vücut tarafından çok iyi kabul edilmektedir. Eskiden kafatasında yapılacak her ameliyatta saçlar mutlaka kazınır idi. Günümüzde bunun gereksiz olduğu kanıtlanmıştır. Biz estetik cerrahlar saç içerisinde yaptığımız her ameliyatı saçları traş etmeden gerçekleştirmekteyiz. Buradaki yaralar kapatılırken saçların bazılarının yara kenarları arasına sıkışması ve görünmeyen çok küçük saç parçalarının yara içine girmesi iyileşmede hiçbir sorun yaratmamaktadır. Bunu farkeden bazı araştırıcılar dolgu maddesi olarak kişinin kendi saçını bile kullanmışlardır.
Saçı bir dikiş materyeli olarak kullanmanın en önemli şartı kişinin yeterince uzun saçlarının olmasıdır. Bu da daha çok kadın hastalarda kullanım kolaylığı yaratmaktadır. Saç ile dikiş atmanın ikinci zorluğu ise bu saçın ucuna takılacak iğnenin çok küçük olması gerekliliğidir. Ticari olarak üretilen sütürlerde iplik çok ince bir iğnenin arkasına herhangi bir çıkıntı yapmayacak şekilde monte edilmekte ve bu şekilde iğnenin ince olması sağlanmaktadır. Kalın iğneler deldikleri yerde iz bırakma eğilimindedirler. Saçın takılacağı arkası delikli iğnelerin arkaları daima iğneden daha kalın oldukları için estetik dikişte kullanılmaya uygun değillerdir. Ancak araştırıcılar bu zorluğu saç telini çok ince bir insülin iğnesinin içinden geçirerek çözmüşlerdir.
Biz de dudak küçültmesi yaptığımız bir hastamızda dikiş olarak kendi saç telini kullandık ve dudakta hassas bir kapanma sağladık. Çok kısa süre içinde saç deli ile diktiğimiz alt dudaktaki izin farkedilemeyecek kadar az olduğunu saptadık.
Üst dudak ince bir estetik dikiş ile kaptıldı. Alt dudak ise saç ile dikilecek.Saç teli ile alt dudak dikiliyor.Alt dudağın dikişleri tamamlandı.İyileşme tamamlandığında alt dudakta zor farkedilen bir dikiş izi gözleniyor..
Saç telinin dikiş olarak kullanılmasının en büyük avantajı maliyetinin sıfıra yakın olmasıdır. Ayrıca vücut tarafından yabancı cisim olarak algılanma olasılığı diğer bütün ticari sütürlerden daha düşüktür. Bir diğer avantajı yaygın kullanılan bütün sütürlerden daha ince olmasıdır. Dezavantajı ise yalnız saçı yeterli uzunlukta olan kişilerde kullanılabilmesidir.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızı izlemek için aşağıdaki logolardan uygun gördüklerinize tıklayabilirsiniz:
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/10/Sac-teli.jpg500800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-10-31 21:56:342026-01-27 20:08:37Saç teli ile dikiş atılması
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/10/2017-10-15-monep.jpg500800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-10-15 10:04:532023-08-30 20:55:59Ameliyatsız Estetik Kliniği M-Onep
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/09/2017-09-07-estetikci.jpg459800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-09-08 16:47:082026-01-25 19:32:19Estetikçi Ne Demektir?
Hayat şartları tüm dünyada olağanüstü bir hızla değişmekte. Fakir toplumlar bile eskiye göre daha iyi beslenebilmekte, temiz içme suyu bulabilme olanakları artmakta ve sağlık kuruluşlarına daha kolay ulaşabilmekte. Bütün bu değişiklikler insan ömrünü belirgin derecede uzatmaktadır. Bunun yanında insanların sosyal yaşamlarında da olumlu gelişmeler olmakta ileri yaşlarda bile özel günlere, davetlere ve arkadaş toplantılarına ilgi artmaktadır. Doğal olarak uzun ömür yanında bir takım kronik (uzun süreli) hastalıkları da getirmektedir. Buna karşılık tıp ve teknolojideki ilerlemeler yüksek tansiyon, diyabet, romatizma, eklem hastalıkları ve kalp hastalıkları gibi tam tedavi edilemeyen hastalıklarda bile daha rahat ve kaliteli bir yaşam sürülmesine olanak sağlamaktadır.
Estetik Yaşı da Uzadı
Yaşımız ne olursa olsun sağlığımız aktif bir sosyal yaşam sürmemize izin veriyor ise toplum içinde dinamik ve alımlı görünmek isteriz. Günümüzde 80 ve ileri yaştakiler 40 yıl öncesinin 60 ve üstündeki yaşlardaki insanlar ile ayni yaşlılık grubunda kabul edilmektedirler. Daha net bir şekilde söyleyecek olursak günümüzün 60 yaşındakileri orta yaş grubuna 80 yaşındakileri ise ileri yaş grubuna girmektedir. Orta yaş grubundakilerin estetik ameliyatlar ile daha dinç ve çekiçi görüntü kazanmak istemesi çok doğaldır. Ancak ileri yaş grubundakiler (80 ve üzeri) de estetik ameliyatlar istemektedirler. Bu yaşlarda estetik ameliyatların yapılması doğal ve güvenli midir?
İleri Yaşlarda Estetik Ameliyatlar Güvenli mi?
Diğer ameliyatlarda olduğu gibi estetik ameliyatların da her yaşta yapılması son derece doğaldır. Ancak bütün ameliyatlarda olduğu gibi estetik ameliyatlarda da bazı sağlık kriterlerinin sağlanmış olması gerekir. Ciddi rahatsızlığı olmayan bir kişiye her ameliyat yapılabilir. Buna karşılık kontrol edilemeyen yüksek tansiyonu kontrol altında olmayan diyabeti, kontrol altında olmayan kalp ve böbrek hastalığı olanlarda her ameliyat ile birlikte estetik ameliyatların da riski artmaktadır. Hayati önemi olan ameliyatlar yapılmak zorundadırlar. Ama estetik ameliyatlar isteğe bağlıdır ve yapılmadıklarında yaşam süresine olumsuz etkileri olmaz. Bu nedenle 80 yaşındaki bir kişiye estetik ameliyat yaparken mevcut sağlık durumunu dikkatle incelemek zorundayız. Böyle ileri yaştaki kişilere sağlıklı bile olsalar 7-8 saat sürebilecek uzun ameliyatlar yerine en fazla bir iki saatte bitecek ameliyatları tercih etmeliyiz. Ayni şekilde tedavileri bir seansta yapmak yerine parçalara ayırarak belli aralıklarla kısa seanslar halinde yapmak daha avantajlıdır. Günümüzde anestezi ve ameliyat teknikleri o kadar ilerlemiştir ki artık kullanılan ilaçların zararlı etkileri yok denecek kadar azalmıştır ve tekrarlayan anestezilerin biriken bir zararlı etkisinden bahsedilemez olmuştur. Tabii bütün bu konuşulanlar tüm gerekli olanakları sağlamış olan tam teşekküllü hastaneler için geçerlidir. Gerekli donanımı sağlamadan ve yetkili makamlardan izin alınmadan açılan sağlık merkezlerinde gerçekleştirilen ameliyatlar yalnız ileri yaştakiler için değil genç ve orta yaştaki hastalar için de güvenli sayılmazlar.
Yaşlıların Tercih Ettiği Ameliyatlar
Göz Çevresi
İleri yaş gruplarında en fazla arzulanan estetik ameliyatlar göz çevresi ameliyatlarıdır. Zaman içinde alın derisi gevşer ve kaşlar ile birlikte aşağı doğru sarkar. Bu durum üst gözkapaklarında bir yığılmaya neden olur ve göz kapakları rahat açılamaz. Bu durumdakiler farkında olmadan daha rahat görebilmek için kaşlarını kaldırarak üst gözkapaklarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu durum alında derin çizgilerin oluşmasına yol açar. Çünkü kaşların kalkması için alındaki adalelerin çalışması ve kaşları yukarı çekmesi gereklidir.
Orta yüz
Yaş ilerledikçe yüz derisi de gevşer ve sarkar. Ayrıca yüze dolgunluğunu veren yumuşak dokular da azalır. Yanaklarda ve çene altlarında deri sarkmaları, özellikle dudak çevresinde ve yanaklarda kırışıklıklar ortaya çıkar. Bunları düzeltmek için yüz ameliyatları gereklidir.
Boyun
Boyun bölgesi de ileri yaşlarda ilk etkilenen bölgelerdendir. Platisma adı verilen boyun kası gevşeyerek boyun ön tarafında belirgin iki kordonun ortaya çıkmasına yol açar. Ayrıca çene altı derisi de sarkarak hindi gıdısına benzeyen bir görüntü ortaya çıkartır. Bu durumun düzeltilmesi için de boyun germe işlemi gereklidir.
İyice İlerlemiş Yaşlarda Seçenekler
60-70 yaş arasındaki sağlıklı kişilerde yüz, boyun ve gözkapağı ameliyatları güvenli olarak yapılabilir. Ancak 80 yaş ve üzerindekilerde yüz ameliyatları daha çabuk bitecek şekilde küçük parçalar halinde yapılırsa daha güvenli olur. Bazı durumlarda da kesilerek yapılan germe ameliyatları yerine iplik askıları ile yapılan işlemler kabul edilebilir bir düzelme sağlayabilir. Gene kişinin kendi dokuları kullanılarak yapılan dolgu işlemleri de büyük yarar sağlar.
Sonuç
Özetleyecek olursak estetiğin ve güzelleşmenin yaşı yoktur. Konuyu bir anım ile kapatmak isterim. Bir gün odama orta yaşlı bir çift geldi ve annelerinin burun ameliyatı yaptırmak istediğini söylediler. Annelerinin bunamış olabileceğini kendisini vazgeçiremediklerini ve mecburen bana getirdiklerini herhalde benim bunun olamayacağı konusunda annelerini ikna edeceğimi beklediklerini belirttiler. Onları odadan çıkartarak anneyi aldım. 87 yaşında son derece aklı başında bir hanımefendi idi. Bana söyle söyledi: “Doktor bey birikmiş biraz param var. Hayatım boyunca burnumun çirkinliğinden rahatsız oldum. Ölmeden önce bu huzursuzluktan kurtulmak istiyorum. Biliyorum size benim bunadığımı söylediler. Ama bunu paramı harcamayıp onlara bırakmam için yapıyorlar. Benim hayatım onların umurunda bile değil. Ben bu ameliyatı olabilir miyim?” Yaptığım muayenede gerçekten gençliğinde geçirdiği bir kazaya bağlı “semer burun” dediğimiz aşırı çökük bir burnu vardı. Yaptığımız tahlillerde ameliyat olmasına engel bir durumu yoktu. Kendisine kalçadan kemik alarak burun üstüne yerleştirdik ve çöküklüğü başarılı bir şekilde düzelttik. Hem kendisi hem de bizler çok mutlu olarak taburcu ettik. Kendisinin bana ettiği hayır duaları hala burnumun direği sızlayarak hatırlarım. İnsanların her yaşta mutlu olmaya hakları vardır.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızı izlemek için aşağıdaki logolardan uygun gördüklerinize tıklayabilirsiniz:
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/08/ileri-yasta-estetik.jpg450800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-08-28 13:25:492026-01-27 20:10:53Estetik Cerrahinin Yaşı Var mı?
Cerrahi el emeği ile yapılan bir zenaattir. Her zenaat ustasında olduğu gibi cerrahın da bazı aletler kullanması gerekir. Bunların en basitleri bıçak (neşter – bistüri), dokuyu yakalıyacak penseler (penset, klemp vs), kesilen yerleri dikmek için dikiş materyelleri, biriken sıvı ve kanları emecek pompa (aspitatör) vs dir. Teknoloji ilerledikçe cerrahların işi kolaylaşmaktadır. Artık kendiliğinden tek tek dikiş atabilen aletler (stapler) hatta uzaktan kumanda ile ameliyat yapabilen cerrahi robotlar bile mevcuttur.
Estetik cerrahi için de teknoloji sürekli yenilik arayışları içerisindedir. Çeşitli laser, ultrason ve mikrodalga ışınları ile değişik tedaviler yapılabilmektedir. Estetik cerrahide en çok talep edilen işlem fazla yağlardan kurtulmaktır. Yağların giderilmesi klasik olarak liposuction denilen bir cerrahi işlem ile yapılmaktadır. Ancak hiç ameliyat külfetine girmeden ayaktan ve ağrısız olarak günlük yaşamı kesintiye uğratmadan yağlardan kurtulmayı arzulayan pek çok insan vardır.
Yağların ağrısız olarak deri dışından yapılan müdahaleler ile eritilmesi konusunda mühendisler ve bilim adamları araştırmalarını hala sürdürmektedirler. Günümüzde pek çok firma yağları ameliyatsız erittiğini iddia ettikleri cihazları satmaktadırlar. İnternet üzerinden bir araştırma yapılırsa en fazla reklamı yapılan cihazların çalışma şekillerini şöyle özetleyebiliriz:
Lazer ışınları ile yağ eritmek
Yağlı bölgelere deri dışından lazer ışınları vererek deri altındaki yağların eritilmesini sağlayan aletler satılmaktadır. Bunların yağları eritmekte ne kadar etkili oldukları tam olarak tesbit edilememiştir.
Ultrason (ses) dalgaları ile yağ eritmek
Ultrason dalgaları ses titreşimlerinin ısıtıcı etkisinden yararlanır. Dışarıdan verilen ses dalgaları ile deri altındaki yağların ısınarak parçalanması hedef alınır.
Radyo Dalgaları (Radyoflekans) ile yağ eritmek
Radyofrekans dalgaları da yoğunlaştıkları noktada ısı üretirler. Deriyi yakmadan deri altındaki yağı ısıtıp parçalayan cihazlar satılmaktadır.
Soğutarak (dondurarak) yağları eritmek
Deriye dışarıdan aşırı soğuk uygulayarak deri altındaki yağları dondurup öldüren cihazlar mevcuttur. Burada deri kanlanması ve ısısı daha yüksek olduğundan yağlar donduğu halde deri canlı kalabilmektedir.
Bu cihazlar ne kadar etkili?
Yukarıda sayılan bütün cihazların ortak özellikleri bir ameliyathaneye gerek duyulmadan herhanbi bir odada hiçbir tıbbi yardıma ihtiyaç olmadan kullanılabilmeleridir. Tedavi genel olarak dakikalarca sürer ancak hepsinde de ağrısız veya çok hafif tahammül edilebilir bir ağrı ile tamamlanır. Çalışan insanlar bu işlemi yaptırdıktan sonra çalışmaya devam edebilirler. Ancak etkileri genel olarak haftalar sonra görülür. Çünkü eriyen yağların ve ölmüş yağ hücrelerinin vücut tarafından tamamen yok edilmesi uzun bir işlemdir. Bu cihazlarda genellikle bir seans tedavi yeterli olmamakta ve haftalar sonra ilave tedavi(ler) gerekmektedir. Evet bu tedaviler sonucu bazı hastalarda yağ miktarında bir azalma veya ölçülerde bir incelme olmaktadır ancak bunu elde etmek için ödenen ücret ile kananılan zayıflama oranlandığında maliyetin oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca bu tedavilerde klasik liposuction’da olduğu gibi litrelerce yağı almak veya eritmek mümkün olmamaktadır. Önemli bir özellik bu cihazlarının hepsinin liposuction makinesine göre çok daha pahalı olmasıdır. Buna yatırım yapan hekimler cihazlarının tanıtımını yaparken ticari kaygılar nedeni ile çok abartılı vaatlerde bulunmakta ve maalesef bu vaatlerin çoğunu yerine getirememektedirler.
Teknoloji durmak bilmeden ilerlemektedir. Gelecekte evde kullanılabilen taşınabilir yağ eritici cihazların piyasaya sürülmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak günümüzdeki gerçek hiçbir ameliyatsız zayıflama cihazının yağları liposuction kadar etkili yok edemediğidir.
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/07/2017-07-31-ameliyatsiz-yag-eritme.jpg534800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-07-31 18:04:012026-01-27 20:11:51Yağları Ameliyatsız Eritme
Pilonidal sinus halk arasında “kıl dönmesi” olarak adlandırılan ağrılı ve rahatsız edici bir hastalıktır. Genellikle kıllanmaya başlayan genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda iki kalça arasındaki girinti civarında görülür.
Neden olur?
Nedeni kesin olarak bilinmez. Ergenlikten sonra görülmesi hormonlar ile ilişkili olduğunu düşündürür. Ayrıca kıllanmadan sonra görülmesi de kıl büyümesi ile ilişkili olduğunu düşündürür. Elbiselerin deriye sürtünmesi veya uzun süre oturur durumda kalmak da buna neden olabilir.
Kendini nasıl belli eder?
Muhtemelen uzun süre oturan kişilerde iç çamaşırların kalça derisi ile sürtünmesi kıl uçlarının deri altına doğru uzamasına neden olmaktadır. Ayni şekilde küçük deri parçaları da sürtünme ile içe gömülebilir. Bilmediğimiz bir nedenle vücut bu kıl ve/veya deri parçalarını yabancı cisim olarak algılamakta ve onları yok etmek için bazı girişimlerde bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak kıl çevresinde bir duvar örülmekte ve kılı hapsedecek şekilde bir kesecik yani kist oluşturmaktadır. Bu kesecik kıl çevresindeki mikroplar nedeni ile iltahaplanabilir. Bu durum yüksek ateş, şiddetli ağrı ve o bölgede kızarıklığa yol açar. Dokunulduğunda orada deri altından başlayarak kabarıklık yapan ağrılı bir şişlik farkedilir. Bazı durumlarda tedavi ile iltahap giderilip şişlik ve ağrı kaybolabilir. Ancak vücudun kıl çevresinde yaptığı kist kaybolmaz. Genellikle iltahap yapmış kistler bir süre sonra deriden dışarı doğru patlayarak akıntı yapmaya başlarlar. Bu akıntı kötü kokulu ve kanlı olabilir. Elbiseleri lekelediği ve koku yaydıği için sosyal olarak çok rahatsız edicidir. Ayrıca akıntı başladığında ağrı azalmakla birlikte hala devam edebilir ve günlük hayatı olumsuz etkiler.
Nasıl iyileşir?
Bazı akıntılı kistler bir süre sonra kendiliğinden kapanabilir ve akıntı durabilir. Ancak kist hala durduğu için bir süre sonra tekrar apseye dönüşüp ayni yerden veya yakınından tekrar akmaya başlar. Bu olay bu şekilde yıllarca sürebilir. Nadir olarak da akıntı kendi kendine kesilip bir daha sorun çıkarmadan iyileşebilir.
Ameliyatsız tedavi
Pilonidal sinüs genellikle kistin patlaması ve akıntı yapması ile kendini belli ettiği için ilk tedavi önemlidir. Patlayan bölgedeki delik genişletilerek akıntıya yol açan kıl veya deri parçaları (bunlar sürtünme ile içeriye girmiş olabilirler) dışarıya çıkartılır ve apse boşluğu temizlenir. Boşluk tamamen kapanana kadar akıntı olan delik açık tutulmaya çalışılır ve bu şekilde içeride vücut için yabancı bir madde kalmadan iyileşme beklenir.
Ancak çok kez ilk patlama sonrası iltahap akınca deri bir şekilde iyileşir ve akıntı durur. Fakat içerideki mikroplu dokularda bir süre sonra (bu süre haftalar veya aylar olabilir) yeniden daha geniş bir iltahap olabilir ve bu kez ilk patladığı yerden daha uzak bir bölgeden patlayarak yeni bir akıntılı delik oluşturabilir. Tıp dilinde böyle akıntılı deliklere “sinüs” adı verilir. Bu sinüsün dışarı açılan deliği mutlaka bir tünel ile esas kistin olduğu bölgeye bağlıdır ve akıntının kaynağı bu kisttir. Birkaç kez iyileşip yeniden patlayan kistlerde dışarı açılan delikler birbirlerinden uzak olabilirler. Böylece kalçada tek bir kiste bağlı çok sayıda akıntılı delik (yani sinüs) oluşabilir. Kesin tedavi için bütün tünellerin yani sinüslerin ve bunu besliyen esas kistin veya kalıntılarının temizlenmesi gereklidir.
Yakıcı sıvılar verilerek tedavi
Bazı doktorlar akıntılı kanalların içine fenol (phenol) denilen yakıcı ve kurutucu bir sıvı vererek duvarların tahrip olmasını sağlarlar. Bu şekilde artık akıntı yapacak herhangi bir dokunun kalmaması amaçlanır. Her ne kadar bu tedavi kolay ve ameliyat gerektirmiyor ise de verilen sıvı ince kanalların içine gitmeyebilir ve ileride buralardan yeni apseler ortaya çıkabilir. Yeni akıntılar için ayni tedaviyi tekrarlamak gerekir. Bu nedenle fenol veya benzeri yakıcılar ile tedavi zahmetlidir ve iyileşme sonrası çok sert skar (yani nedbe) dokularına yol açarak deri altında sertlikler oluşturur.
Ameliyat ile tedavi
Pilonidal sinüslerin sayısı ve kapladığı alana göre değişik ameliyatlar yapılabilmektedir. Eskiden çok sayıda kistlerde deliklerin bulunduğu bütün bölge derin olarak çıkartılmakta ve yara açık bırakılarak zaman içerisinde derinden yüzeye doğru kendi kendine kapanması beklenmekte idi. Bu metod çok sıkıntılı, uzun süreli ve her zaman kesin sonuç vermediği için günümüzde seyrek uygulanmaktadır.
Prof. Dr. Ege Özgentaş ucundan akıntı olan yani aktif sinüsleri köküne kadar çıkartarak tedaviyi tercih etmektedir. Bu ameliyat genellikle lokal anestezi yani yalnızca o bölgenin iğne yapılarak uyuşturulması ile yapılır. Ameliyatta akıntılı bölgenin çevresindeki deri sağlam deriye kadar işaretlenir ve akıntılı bölge derisi derine doğru izlenerek yağ dokusu içindeki sert nedbe (skar) dokuları ve akıntıyı ileten küçük kanallar (sinüsler) başladıkları bölgeye kadar izlenerek total olarak çıkartılırlar. Bu şekilde yanlızca iltahaplı kısımlar çıkarılır ve sağlam bölgelere çok az zarar verilir. Tedavi sonrası dikkati çekmeyecek kadar bir iz kalır. Yeni oluşan veya tekrarlayan sinüslerde de ayni işlem tekrarlanır. İlk kez oluşan ve henüz sinüs halini almayan iltahaplı kistlerde tedavinin bu işi bilen bir hekim tarafından yapılması kistin tekrarlaması ve pilonidal sinüs halini almasını önler.
Kuyruk sokumu ve kalçalar arasında çıkan ağrılı şişlikleri bu konuda deneyimli bir hekime göstermek ileride yıllarca sürecek sıkıntılardan kurtulmanıza yol açabilir.
Pilonidan sinüs ameliyatı ile ilgili hazırladığımız videoyu izlemek için tıklayınız: https://youtu.be/2S85OgicmNw
https://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2017/07/2017-07-12-pilonidal-sinus.jpg374800Prof. Dr. Ege Özgentaşhttps://egeozgentas.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/Logo-tr-yeni-dar-300x98.jpgProf. Dr. Ege Özgentaş2017-07-13 12:25:332026-01-27 20:13:57Pilonidal Sinus (Kıl Dönmesi) Nedir?